İbrahim Halil Er
Tuleytula’nın Âlimleriyle Şehrin Hafızasında
Mekânın kendisinden çok, mekânın hafızasını ve Toledo çevresinde oluşan ilmî-edebî birikimi takip eden bir seyahat.
İbrahim Halil Er
Tuleytula’nın Âlimleriyle Şehrin Hafızasında
Mekânın kendisinden çok, mekânın hafızasını ve Toledo çevresinde oluşan ilmî-edebî birikimi takip eden bir seyahat.
Fetihlerle Genişleyen Tarih Yazım Kültürü - II
Prof. Dr. Cahit
Külekçi
Fetihler sadece bir toplumun siyasî sınırlarını genişleten faaliyetler bütünü değildir. Zira bu genişlemeler neticesinde korunması gereken bilgiler çoğalmış, mahiyeti de farklılaşmıştır. Yayılmanın hangi sebeple başlatıldığı, bir şehrin hangi şartlarda teslim olduğu, yapılan anlaşmanın kimleri kapsadığı ve arazinin nasıl kullanılacağı yönetim açısından önem taşıyordu.
'Doğumunun 1500. Yılında Âlemlere
Rahmet Hz. Muhammed (s.a.s.)' başlıklı Uluslararası Mevlid-i Nebi Sempozyumu Değerlendirmesi
Ahmet Celal Şener - Samed Başyeşil
25-27 Eylül 2026 tarihlerinde Diyanet İşleri Başkanlığı himayesinde düzenlenen 'Doğumunun 1500. Yılında Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.s.)' başlıklı Uluslararası Mevlid-i Nebi Sempozyumu; akademik çevreler ve İslam tarihi araştırmacıları için son derece verimli tartışmalara zemin hazırlamıştır. Düzenleme ve bilim kurullarının titiz çalışmalarıyla hazırlanan organizasyon, kapsamı ve ele aldığı konuların zenginliği bakımından takdire şayandır.
Balansiya’nın Sessiz Meclisi: Şairler ve Âlimlerle Valencia
Sokaklarında
İbrahim Halil Er
Valencia’da birkaç saat dolaştıktan sonra şunu fark ettim: Ben
artık yalnız şehri gezmiyordum.
Birileri benimle birlikte yürümeye başlamıştı.
Fetihlerle Genişleyen Tarih Yazım Kültürü - I
Prof. Dr. Cahit
Külekçi
İslâm medeniyetinde tarih yazımının gelişmesi fetihlerle genişleyen siyasî sınırların nasıl anlaşılacağı sorusuyla yakından ilişkilidir. Müslümanlar Şam, Anadolu, İran, Asya ve Mısır'a ulaştıklarında karşılarında köklü devlet gelenekleri, farklı inanç toplulukları ve yüzyıllar boyunca biriktirilmiş bilgiler buldular. Bu karşılaşma Müslümanların geçmişi anlatma biçimlerini etkiledi ve kayda geçirilmesi gereken olayların kapsamını büyüttü.
Prof. Dr. Cahit Külekçi
Ahlâkı açıklamaya çalışırken zihnimiz çoğu zaman büyük kavramlara müracaat eder. Adalet, merhamet, doğruluk, fedakârlık, vicdan bunlardan sadece birkaçıdır. Bunların her biri elbette önemlidir fakat insanın ahlakı, büyük slogonik cümleler kurduğu anlardan çok yaşamı boyunca sarf ettiği küçük sözlerinde/davranışlarında görünür. Kimsenin bakmadığı yerde ne yaptığı, kime ne söylediği, acele ederken başkasının hakkını gözetip gözetmediği, kendisine fayda sağlamayacak bir iyiliği yapıp yapmadığı sloganlardan çok daha fazla şey söyler. Bu yüzden gündelik ahlâk insanın karakterinin en çıplak hâlidir. Takibi gerekir.
هذا جناه أبي عليّ وما جنيت على أحد*
(ابوالعلي المعري)
Prof. Dr. Mahmut
Çınar
Geçen hafta sonu (06-08.08.2026) yedi yıldır kuzeyine gidip geldiğim, aktif olarak ve dekan sıfatıyla kuzeyinde hizmet verdiğim Suriye’nin Başkenti Şam ve yol güzergâhına yakın olan Hama, Humus ve Tartus’a bir gezi düzenledim. Yani kanın, göz yaşının henüz kurumadığı, yerle bir edilmiş yerleşim birimlerinin henüz harabe halinde olduğu mazlum coğrafyaya. Kuşkusuz 4 Ekim 2019’da buraya görevlendirildiğimden bu yana kesintisi olarak Suriye’nin kuzeyine hep gittim geldim. Savaş ortamının bütün sıcaklığını iliklerime kadar hissettim. Gün oldu üzerimizden geçen kurşunların sesini duyduk, gün oldu, avlumuza katyuşa düştü. Gün oldu hemen yanımızdaki araçta patlama oldu? Öğrencilerimizden şehitler oldu. Öncüpınar Kapısı’ndan girdiğimizde hem sağ hem sol tarafta kilometrelerce uzanan, bir o kadar da genişleyen muhacirlerin çadırları arasından geçtik. Ancak 8 Aralık sürecinden önce Güvenli Bölgeler’in* dışında kalan yerleri görme imkânımız olmamıştı. Şimdi savaşın, ölümün, açlığın, yıkımın kol gezdiği ve her şeye rağmen bin bir türlü imkânsızlıklardan kurtulmaya çalışan bu coğrafyayı ana hatlarıyla da olsa yakından görmeyi planlıyorduk.
MEDİNE’DEN
SAMSAT’A UZANAN YOLDA
Safvân b. Muattal’ı Anlamak
Prof. Dr. Cahit Külekçi
Tarih tuhaf bir ilm-i rivâyettir. Bir hadisenin fâillerini öyle bir gizleyebilir ki aynı hadiseden mağdur olan kişi ya da kişiler neredeyse görünmez hâle gelir. Bununla da kalmaz, mesela olay yeri incelemesini rahatlıkla manipüle ederek Medine’nin kuzeyindeki Vedâ Tepesini güneyinde gibi gösterebilir, hatta Ensâr’ı bu tepeye çıkararak hicret eden Muhacirleri Medine’nin ters tarafından selamlatabilir. Geçmişin izlerini silerek yaşayan bir adamı yok edebilir, hiç yaşamamış olan birisini de mesela Cemel Savaşı’nın baş aktörü gibi uydurabilir, her şey sonlandıktan sonra da hiç yaşamamış gibi davranabilir. Kadîm fotoğraflara yapay zekâ marifetiyle rötuşlar yapabilir, içinde yaşadığı toplumun rengini siyahken beyaza boyayabilir ki sûret-i haktan görünebilsin de sonra gelenlerin tepkisini çok çekip de aman nazarlara gelmesin!
Siyer İlmi Beşâir ve Delâile Karşı
Prof. Dr. Cahit Külekçi
Tarih metodolojisi geçmişe dair her aktarıma aynı şekilde yaklaşmaz. Tarihçinin önüne gelen malzeme ne kadar etkileyici olursa olsun mutlaka sorgulanır. Mesela bu bilgi ne zaman ve hangi şartlar altında ortaya çıkmıştır, ne maksatla yazılmıştır, müellifin olayla arasındaki mesafe nedir, anlatının içinde sonraki dönemlerin düşünceleri ne ölçüde yer almıştır vs. Marc Bloch’un kaynak karşısındaki sorgulayıcı tavrı, Collingwood’un delile dayalı tarih anlayışı ve E. H. Carr’ın tarihî olgu meselesi etrafında söyledikleri farklı noktalardan aynı usûl-i tarih kaidesine çıkar. Geçmişte olay ya da olguları araştırmak, geçmiş hakkında söylenmiş her şeyi peş peşe sıralamak değildir. Tarihçi seçer, ayırır, karşılaştırır ve tahkîk eder. Tarihin Savunusu da Tarihin Tasarımı da Tarihin Ne Olduğu da ancak böylelikle zâhir olur. Sözün özü ilm-i Târîh tecrübî satha nüfuz etmelidir aksi halde esâtirü’l-evvelîn ile ithâm kaçınılmaz olur.
Hz. Ömer ve Taşları Kaynatan Kadının Hikayesi
Prof. Dr. Cahit Külekçi
Rivâyet odur ki Hz. Ömer gecenin bir vakti halkın durumunu görmek için Medine sokaklarında dolaşırken bir çadırdan çocuk ağlamaları duyar. İçerideki kadın aç çocuklarını oyalamak için tencereye su ve taş koymuş, yemek pişiyormuş gibi kaynayan tencereyi beklemektedir.