31 Ocak 2023 Salı

İlk Altılı Masa


İLK ALTILI MASA

İbrahim Halil ER

        Bugünlerin sıcak siyasi gündeminde çok konuşulan altılı masa olayı tarihimizde ilk kez görülmedi.

        Tarihimizde ilk altılı masa Hulefa-i Raşidin döneminde ortaya çıktı. Hz. Ömer’in şehit edilmesi üzerine onun tavsiyesi ile yeni halifeyi seçmek için Talha, Zübeyr, Sa’d b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Osman ve Ali’den oluşan bir heyet oluşturuldu. Heyete resmen dahil edilmeyen fakat dışardan destek olan Abdullah b. Ömer’de vardı.

30 Ocak 2023 Pazartesi

Kuzey Avrupa Ülkeleri “foutus”!


 Kuzey Avrupa Ülkeleri “foutus”!

İhsan Süreyya Sırma

Medyadan öğrendiğimize göre İsveçli bir “sadist kâfir”, büyük bir ihtimalle önce Avrupa’yı, sonra da bütün dünyayı ateşe verip kaprislerini tatmin etmek istiyor! “Salak” Avrupa devletleri de bunu bir eğlence sanıp, kendilerinin o ateşte yanmayacaklarını sanıyorlar! Merak etmesinler; pislik yalamakla tatmin olmayacak olan bu kâfir, yakında onların “kutsallar”ına (hâlâ kutsal saydıkları bir şeyleri kaldıysa tabi) da saldıracak! Biraz tarih okumuş olanlar bilirler ki, dünya tarihindeki birçok felâket, bu gibi “Devlet züppelileri”nin kaprisleri yüzünden meydana gelmiştir!

27 Ocak 2023 Cuma

Kur’an’dan Kaçanlar ve Onu Yakanlar


KUR’AN’DAN KAÇANLAR VE ONU YAKANLAR

Cağfer KARADAŞ

Tarih boyunca inkârcıların Kur’an karşısında akıl dışı, çoğu kin ve nefretten kaynaklı duygusal yaklaşımları ve davranışları olmuştur. Bunlar Kur’an’dan kaçma, Kur’an’ı yok etme veya yok sayma, Kur’an’ı değiştirme talebi ve son numara Kur’an’ı yakma veya yırtma… Öyle görünüyor ki bu akıl dışılık, hakikate karşı körlük ve sağırlık ile kin ve nefret devam ettiği sürece bu tür olaylarla daha çok karşılaşacağız.

26 Ocak 2023 Perşembe

İmâmiye Şîası'nda Usulîler (Fıkıh) ile Ahbârîler (Ehli Hadis) Arasındaki Mücadele


İMÂMİYE ŞÎASI'NDA

Usulîler (Fıkıh) ile Ahbârîler (Ehli Hadis) Arasındaki Mücadele

İbrahim Halil ER

Caferî Şîasında iki önemli ekol bulunmaktadır. Bunlardan;

a) Ahbarîler (Ehli Hadis):

Bunlar, Sünnî dünyasının selefîlerine benzemekte olup, sadece hadisleri itibara alırlar. Felsefe, kelam gibi ilimlere iltifat etmezler. Fıkıh kitapları yazmamış, hadisleri fıkıh bablarına göre tasnif etmişlerdir. Bunlardan en tanınmışı Küleynî’dir. Bu hadisçilerin yöntemi daha sonra tüm mezhep içindeki tek geçerli yöntem haline gelmiştir. Fakat daha sonra fıkıh âlimleri de ortaya çıkmış ve hadis ile fıkhı birbirinden ayırmışlardır (Mütemessik bi-habli-âli'r-Rasûl isimli kitabın müellifi Hasen b. Alî b. Ebî Ukayl el-Hazzâ). Daha sonraki dönemde kelamcıların ortaya çıktığını görmekteyiz. Bunlardan en tanınmışı İbn Cüneyd’tir. Kelamı fıkıhta kullandığı gibi hadise de önem vermiş ve farklı açılardan fıkıhta hadis kullanan kişi olmuştur.

Şîa’da da Ehli Sünnette olduğu gibi kelamcı – hadisçi kavgası yaşanmıştır. Özellikle Şeyh Müfîd diye bilinen Muhammed b. Muhammed el-Bağdâdî’nin (ö. 413/1022) talebeleri ve onun oluşturduğu kelam okulu hadisçilerle büyük mücadelelere girişmiştir. Müfîd’in öğrencisi Şeyh Sadûk da Ahbarîlere yani ehli Hadisçilere büyük saldırılarda bulunmuş ve onları sapkın ilan etmiştir. Onun bu çalışması Ahbarîlerin tarihten çekilmesine yol açmıştır.

Aslında bu geri çekiliş geçiciydi. Özellikle Safevîler döneminde tekrar dirileceklerdir. el-Fevâidu'l-medeniyye kitabının müellifi Muhammed Emîn el-Esterâbâdî sâyesinde bir kere daha dirildiler. Karşılarında güçlü usûlcü âlimlerin olmaması onların görüşlerinin yayılmasına yol açtı. Fakat daha sonraki yüzyıllarda yetişen Usûlcü âlim Muhammed Bâkır b. Muhammed Ekmel Vahîd-i Behbehânî (ö. 1205/1790) Ahbârîleri hâkimiyet tahtından indirdi ve kendi okulunu ilmî çevrelere benimsetti. Behbehânî okulunun özelliği fıkıh usûlü ilmini yeniden canlandırması, mantıkla bütünleştirmesi ve ince bir teknikle âdeta yeniden kurması şeklinde özetlenebilir.

Fıkhı çağın ihtiyaçlarına cevap verecek hâle getiren âlim Murtazâ b. Muhammed Emîn el-Ensârî'dir (ö. 1281/1864). Günümüze kadar Şeyh Ensârî'nin kitapları ve metodu fıkıh çevrelerinde hâkim olmuş, onun takipçileri, aynı temeller ve metodoloji üzerinde yürümüş, fıkıh usûlüne ait Resâil'i ve Mekâsib isimli eseri üzerine çeşitli çalışmalar yapmışlardır.

b) Usûlîler:

Fıkıh usulünü kuran ve geliştirenlerdir. Usulîler, daha çok Kur’an ve mezhepçe kabul edilmiş kesin hadislere dayanarak içtihatlarda bulunmaktadırlar. İmamlardan gelen ve senedi sağlam olmayan hadisleri kabul etmemekte, bunun yerine Şiî müçtehitlerden gelen, ihtilafsız konuları kabul etmektedirler.

c) Uzlaşma:

Muhammed b. el-Hasen et-Tûsî (ö. 460/1068) Şiîlerin büyük üstadıdır. O, bu ekolleri birleştirmeye çalışmış, Usulcülerin istidlal ve içtihatlarını almış, Ahbarîlerin de hadis ve haber-i vâhid konusundaki görüşlerini (haber-i vâhidin) sıhhatini artıracak bazı katkılarda da bulunmuş) alarak uzlaşı yoluna gitmiş ve bu durum Şîa fıkhının gelişmesini sağlamıştır. O, aynı zamanda Şiî ve Sünnî fıkhını karşılaştırmalı inceleyen mukayeseli fıkıh konusunda da kitap yazmıştır.

et-Tusi, en-Nihaye isimli eserini Şii usule dayalı sünnet fıkhına ayırmıştır. Bu eserde hadisler arasındaki çelişkileri gidermeye çalışmıştır. Uddetu'l-usûl isimli kitabı, usûlün bütün bahislerini sistemli bir şekilde ele aldığı, bu arada kendi çığırını ve usûlünü açıkladığı önemli bir usûl kitabıdır. et-Tûsî bilhassa Mebsût ve Hilâf isimli eserlerine, Sünnî fıkıh kitaplarından önemli unsurlar aktarmış, bu yüzden Şiî fıkhın çehresinde önemli bir değişiklik meydana gelmiştir. Altıncı asrın ikinci yarısında ortaya çıkan fıkıhçılar bilhassa haber-i vâhidin bir delil olarak kabul edilmesi konusunda Şeyh'i tenkit etmiş ve bu konuda daha önceki usûlcülerin düşüncelerini müdafaa etmişlerdir.

Tenkitçilerin en sert olanı Muhammed b. İdrîs el-Hillî'dir (ö. 598/1202). Şehîd-i Evvel bilhassa el-Kavâ'id ve'l-fevâid isimli eserinde, Sünnî fıkhı devreye sokmadan, alternatif Şiî fıkhını ortaya koydu. Böylece bağımsız bir fıkıh oluşturmuş oldular.

SONUÇ

Şîa'da hadis denildiğinde sadece Peygamberimizin söz, fiili anlaşılmaz, onlar hadis dediklerinde buna 12 imamın (İsnâaşeriyye) söz ve fiillerini de dahil ederler ve bunu da dinde nas kabul ederler. Ehli Sünnetle ayrıldıkları temel nokta bu olduğu gibi, Şîa bazı sahabeleri kabul etmediğinden onlardan gelen rivayetleri de yok sayar.

Temelde Şiîler, usul açısından ehli sünneten büyük bir etkileşim içinde oldular. Özellikle Fıkıh, Fıkıh Usulü ve Hadis Usulü konusunda Şîa ehli sünneten büyük ölçüde yararlanmış, kavramlar ödünç almıştır. İlk dönem Şîa âlimlerinin bu yakınlaştırma çalışmaları devam etmiş olsaydı büyük olasılıkla aralarında büyük uçurumlar oluşmazdı. Fakat zamanla Şîa alimleri kendi mezhebi görüşleri doğrultusunda dönüştürmüş oldular. Bugün bu iki mezhep birbirini tanıyamaz noktaya ulaşmış oldu.

Peki Müslümanların iki büyük bloku olan Sünnî ve Şiî dünyası bir araya gelebilir veya aralarındaki sorunları çözüp birleşebilirler mi?

Bu soruyu aslında düşündüm. Fakat iki taraf birbirlerinden ayrılmak için o kadar büyük bir ağ örmüş ki tarafların kendi temel ilkelerinden vaz geçmeden bir araya gelmeleri imkansızdır.

Peki bu durumda ne yapılmalı?

Yapılacak en önemli çalışma ilmî olarak birbirlerini tanımaya çalışmalı, aralarında düşmanlığa yol açan sorunları ortadan kaldırmak için çaba serf etmeli, siyaseten birbirleri aleyhine çalışmamalarıdır. Ama Şîa günümüz İran'ı için milli bir din haline gelmiştir.

 

 


 

17 Ocak 2023 Salı

Tevhid Hakikati

TEVHİD HAKİKATİ

Cağfer KARADAŞ

Tevhid Yüce Allah’ın birliğinin ve yegâneliğinin ifadesidir. Bunun anlamı O’ndan başka ezelî ve ebedî bir varlık yoktur, yegâne yaratan ve hükmeden O’dur. Kelam düşüncesinde bu iki vasıf, “kadîm ve hâlık” olarak Yüce Allah’ın en özel sıfatı kabul edilmiştir. Bunun anlamı Yüce Allah yegâne tek, ezelî, ebedî, kendi kendine var olandır, kendisi dışındaki bütün varlıkları ilmi, iradesi ve kudretiyle yaratan ve yönetendir. Cennet ve cehennem de ebedîdir ama bu, kendiliğinden ve özünden değil, Yüce Allah’ın va’di gereği sürekli yaratmasıyla gerçekleşecek olan bir ebediliktir. “Allah’ın dışında başka bir tanrıya dua etme. Zira O’ndan başka tanrı yoktur. O’nun zatı dışında her varlık yok olma özelliğine sahiptir. Hüküm yalnızca O’nundur ve siz O’nun huzuruna getirileceksiniz” (Kasas 28/88).

Dört Hak Mezhep Kavramı Nasıl Sistematik Hale Geldi?


 DÖRT HAK MEZHEP KAVRAMI NASIL SİSTEMATİK HALE GELDİ?

İbrahim Halil ER

Sünnî mezheplerin dört mezheple sınırlandırılması ve bu mezheplerin dört hak mezhep ekseninde formel hale gelmesinin tarihsel süreci hakkında bir analiz yapmış olacağız. Özellikle ülkemizde mezheplere yönelik eleştirilerde bu konu sık sık gündeme gelmekte ve insanlar neden dört hak mezhep de beş değil? Gibi sorular sorduğu gibi, kim? Nasıl ve Niçin? Bu dört hak mezhep kavramını oluşturmuş sorusunu sormakta ve doğrusunu isterseniz de tatminkâr bir cevap alamadığı gibi kitaplarda da bu konuda net bir bilgi bulunmamaktadır.

13 Ocak 2023 Cuma

Ah Ulan Biz Cennetlikler (!)


AH ULAN BİZ CENNETLİKLER (!)

Prof. Dr. Şaban ÖZ

Hani bedevinin biri gelip Müslüman olur ve çıkışta o tarihi (bed)duasını yapar ya; “Ey Muhammed’in Allah’ı! Cennetine bir beni bir de Muhammed’i al, başka da kimseyi alma” diye!

28 Aralık 2022 Çarşamba

Memlükler


                                                         MEMLÜKLER

Mustafa AK     

Galat-ı meşhur, Lügat-ı fasihten evladır demişler.  İslam tarihinde Türk devleti ismini kullanan ve Mısır’da kurulan devlete yukarıda bahsettiğim söze örnek teşkil edecek şekilde “Memlük” diye anılmaktadır.  Memlük Devleti, kendini ed- Devletü’t – Türkiyye ismiyle tanımlamaktadır. İşte size günümüzde sekiz asır önce “Türkiye” ismini kullanan devlet. Mısır merkezli ve Suriye başta olmak üzere Güneydoğu Anadolu, Adana, Mersin, Gaziantep ve Maraş havalisini de içine alan geniş bir devlet.  Osmanlı devleti kuruluş döneminin süper gücü olan bir devlettir. Memlük ifadesi, Abbasiler döneminden itibaren devletin önemli merkezlerine çocuk yaşta alınan ve asker olarak yetiştirilen insanları ifade eder. Memlükler’in çoğunluğu kadim Türk coğrafyaları olan Kafkasya, Horasan ve Maveraünnehir bölgelerinden getirilmişlerdir.  Geldikleri yerlerde askeri alanda ilerleyerek devlet yönetimine gelmişlerdir. Bu şekilde İslam’a hizmet eden bu insanların tarihteki rollerini aşağıda inceleyeceğiz.

Hakikat Savunusu


HAKİKAT SAVUNUSU

Cağfer KARADAŞ

Hz. Peygamber sonrası Müslümanlar Kitap ve Sünnet gibi iki sağlam ve güvenilir donanıma sahip olmalarına rağmen inançlarına yönelik içerden ve dışardan birtakım tehlikelerle yüz yüze gelmişlerdir. İçerde oluşan iman-küfür, kader-cebir ve imamet-hilafet gibi tartışmalar ciddi iç parçalanmalara yol açmıştır. Özellikle ilk iki konu, Allah anlayışı üzerinde ciddi tartışmaların ve ihtilafların oluşmasında etkili olmuştur. Bu sorunlar üzerinden ortaya çıkan Allah’ın zatı, sıfatları ve zat-sıfat ilişkisi ile Kur’an’ın mahiyeti konusu gündemi işgal etmiştir.

10 Aralık 2022 Cumartesi

Hakikate Rağmen Üstünlük İddiası

      

HAKİKATE RAĞMEN ÜSTÜNLÜK İDDİASI

Cağfer KARADAŞ

Hakikate karşı ilk isyankâr çıkış İblis’ten gelmişti. O bunu kökenci ve köktenci üstünlük iddiasıyla sergilemişti. Bu üstünlük iddiası, aynı zamanda büyüklenmeyi, dışlamayı, ötekileştirmeyi velhasıl ırkçılığı içinde barındırıyordu. Zaten bu tür yaklaşımda olan kişi, sürekli kendisinde bir üstünlük arar, bulamazsa uydurur. Çünkü hakikate değil, kendisine odaklanır, rakip gördüğüne karşı bilenir. İblis de öyle yaptı. Kendisine odaklandı, rakip gördüğü Hz. Âdem’e ve Hz. Havva’ya düşman kesildi.

Hâlbuki o olayda hakikat Allah’a yönelmek ve emrine uymaktı. O tersini yaptı, gerekçe olarak da “Ben ondan üstünüm” dedi. Oysaki Yüce Allah ona Hz. Âdem’i değil “neden emre uymadığını” (A’raf 7/12) sordu. O gene bildiğini okudu. Bu sefer kökenine kadar gitti. Kendi kökeni olan ateşin Hz. Adem’in kökeni olan topraktan üstün olduğunu iddia etti. Yüce Allah da onu rahmetinden kovdu.

5 Aralık 2022 Pazartesi

Doğu Türkistan

                                                    DOĞU TÜRKİSTAN

        Mustafa AK

        Doğu Türkistan kanayan ve farklı zamanlarda kanatılan yaramız. Bizim için bugün uzak memleketler gibi görünse de Türk- İslam medeniyetinin doğduğu coğrafyadır. Doğu Türkistan meselesi bu defa çok daha acı bir olay ile gündemimizde.  Doğu Türkistan Özerk bölgesinin başkenti olan Urumçi’de karantina uygulanan bir binada çıkan yangında 44 Türk şehit oldu. Bu olay ülkemizde halk nezdinde ve sosyal medyada yankı buldu. İnsanlar bu olayı protesto ettiler. Ama biz şu an ne dersek diyelim. İnsanların ölümlerine Çin yönetimi tarafından göz yumuldu. Olayda kardeşi vefat eden Şerafet Hanım’ın şu sözleri aklı ve vicdanı olan hepimizi düşündürmeli.

25 Kasım 2022 Cuma

Gidiyor Bir Bir Güvendiklerimiz Sakin Güç Raşit Küçük Hocamızın Ardından



 GİDİYOR BİR BİR GÜVENDİKLERİMİZ

SAKİN GÜÇ RAŞİT KÜÇÜK HOCAMIZIN ARDINDAN

Cağfer KARADAŞ

Sahabeden Ebû Mûsâ el-Eş’arî, Hz. Peygamber (sav) ebediyet yurduna göçünce çok duygulanmış ve “Sen içlerinde olduğun sürece Allah onlara azap etmez. Bağışlanma diledikleri sürece de Allah onlara azap etmez” (Enfâl 8/33) ayetinin işareti doğrultusunda “dünyada iki güvence vardı, biri gitti, kaldı öteki” demiştir.[1]

6 Kasım 2022 Pazar

Hz. Aişe Hz. Peygamber’le Evlendiğinde Çocuk Yaşta Mıydı?


HZ. AİŞE HZ. PEYGAMBER’LE EVLENDİĞİNDE ÇOCUK YAŞTA MIYDI?

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Hocam, sürekli tekrarlanan iddia “Hz. Muhammed’in çocuk yaşta birisiyle evlenmesi”. Gerçekten Hz. Peygamber Hz. Aişe validemizle çocuk yaşta mı evlendi?

“Temcid pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirmek” deyimiyle ifade edilen bir konu. Hz. Aişe, babası, annesi ve hatta o dönemin toplumu bunu sorun etmemiş, ama bugün birileri buna kafayı takmış durumda. Onların derdi Hz. Aişe ve çocuk evlilikleri değil İslam’ı getiren Rahmet Elçisini yıpratmak.

5 Kasım 2022 Cumartesi

Hristiyanlaştırılan İslam…


Hristiyanlaştırılan İslam…

Prof. Dr. Şaban ÖZ

İçeriğindeki ithamı olmasa da ağırlığındaki sorumluluğu kabul etmek durumundayım. Ama açıkçası olan durumu ifade edecek başka da bir tanımlama bulamadım… Kim bilir belki yazının sonunda sizler de “harbi lan ne iş?” deyiverirsiniz…

29 Ekim 2022 Cumartesi

İran’da Neler Oluyor (Tespit ve Öneriler)


İRAN’DA NELER OLUYOR

(Tespit ve Öneriler)

İbrahim BARCA

İran’da 13 Eylül’de Kürdistan eyaletinin Sakkız şehri sakinlerinden 22 yaşlarındaki Mehsa Emînî adında bir Kürt kızı Tahran’da Geşt-i İrşâd (İrşâd Devriyeleri) tarafından giyinişinin uygun olmaması nedeniyle alıkonuldu ve gerekli işlemler için götürüldüğü polis merkezinde fenalaştı.  Bunun üzerine Tahran Kesrâ Hastanesine kaldırılan Mehsa Emîni, üç gün sonra vefat etti. 16 Eylül’de Tahran’da başlayan ve zamanla birçok İran şehrine sıçrayan protesto hareketlerine katılanlar ve merhumun ailesi, onun darp edilme ve işkenceye uğraması sonucu öldürüldüğünü savundular ve dillendirdiler. Ancak İran Adli Tıp Kurumu onun geçmişte var olan beyin rahatsızlığından dolayı fenalaştığını ve bunun sonucunda vefat ettiğini bir rapor halinde açıkladı.[1]  Bu rapor ve açıklama ne protestocuları ne de onun ailesini şu ana kadar ikna etmemiş olacak ki olaylar bugün de hala artarak devam etmektedir.

İçinde bulunduğumuz 28 Ekim tarihinde bu protestolar devam etmektedir. Başta Amerika, İsrail ve Kanada gibi birçok Avrupalı devletin ve örgütün desteğini alan bu eylemlerde –İran güvenlik güçleri ve protestocular dahil- şimdiye kadar 300’den fazla insan öldü ve yüzlerce kişi de yaralanmıştır. Gözaltıların da yaşandığı İran’da bu eylemler sonucunda meydana gelen maddi zararlar da oldukça büyüktür. Protestoculara bakıldığında hemen hemen hepsinin sloganları ilk etapta birbirine benzemekteydi. “Jin, Jîyan, Âzâdî”, “Zen, Zendegi, Âzâdî” “Kadın, Özgürlük, Yaşam” sloganı ile başlayan protestolardaki dil giderek sertleşmiştir.  Bu eylemlerin bazılarında İran yöneticileri ve dini önderlerine hatta İslam dinine, İslam dinindeki bazı kutsallara ve Hz. Muhammed’e hakaret ve küfürlere bile rastlanmaktadır.  Bunun yanı sıra İranlı yetkililerin Panturkizm, Kürt ayrılıkçılar, Şahlık rejimi yandaşları, Marksist sol ve Tekfirci olarak nitelendirdikleri gurupların slogan ve şiarları gösterilerde dillendirilmeye başlamıştır. İranlı yöneticiler; Mehsa Emînî’nin vefatı ile başlayan ve başlangıçta sivil tepkisel bir hareket özelliği gösterirken sonradan ise yıkıcı bir hale gelen bu eylemlerde bazı eylemcilerin taşkınlık yapması, bazı devlet görevlilerini öldürmeleri, karakollara ve devlet kurumlarına saldırmaları sonucunda bu eylemlere bakış açısını değiştirmiştir. Beraberinde İran güvenlik güçlerinin de müdahaleleri sertleşmeye başlamış ve onları kendi vatandaşlarından olan eylemcileri katletmelerine ve mallarına kasti olarak zarar vermelerine sürüklemiştir.  Nihayetinde 30 Eylül Cuma günü Sistan ve Belücistan eyaletinin başkenti Zahedan’da karakollara yapılan saldırılar ve cuma namazından hemen sonra sünnilerin namaz kıldığı Mekke camisine yönelik saldırıda -rejim görevlisi, sivil halk ve Ceyşülislam mensupları- 90’dan fazla insan ölmüş ve birçok kişi yaralanmıştır. Bu olayın yankıları ve etkileri hala devam ederken 26 Ekim 2022 Çarşamba gününde silahlı bir şahıs Şiraz’da bulunan Şahçerağ camisine ve türbesine saldırıda bulundu. İşid’in üstlendiği bu saldırıda ise 15 kişi vefat etti ve 30’dan fazla kişi de yaralandı.

Geldiğimiz aşamada İran devleti, bu protestoları Amerika, İsrail ve Batı kaynaklı olarak görmekte ve bunlar tarafından kullanılan İran’daki silahlı terör örgütlerinin bu olayları yönettiğine inanmaktadır.  Nitekim İran İslam Cumhuriyeti; Amerika Birleşik Devletleri Merkez Komutanlığı, Amerika Birleşik Devletleri Ordusu, Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı yanında İran içinde faaliyet gösteren Ahvaz'ın Kurtuluşu İçin Arap Mücadelesi Hareketi, Ceyşül islam, Cundullah (İran), Halkın Mücahitleri Örgütü, İran Kürdistan Demokrat Partisi, İran Kürdistan Komele Partisi, İran Kürdistan Mücadelesi Örgütü, Kürdistan Özgürlük Partisi (İran), PJAK ve PKK gibi örgütleri terör örgütleri olarak kabul etmektedir. 

Halen geçerli olup olmadığı tartışılan Bop projesi, Amerika–İsrail ortaklığı ve Amerika-İran çıkarlarının yer yer çatışması ve benzeri durumlar bir tarafa bugün için düşünüldüğünde İran’ın Rusya-Ukrayna savaşında stratejik ortağı Rusya’yı desteklemesi ve Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın iddiasına göre 2000 Pehpad’ı (İran’ın radara yakalanmayan insansız hava aracı) Rusya’ya göndermesi Amerika başta olmak üzere İsrail ve Batılı devletlerin protestoları desteklemesinin en önemli saiklerinden sayılabilir.

Yaklaşık 40 yıllık bir yönetim deneyimine sahip İran İslam Cumhuriyeti’nin iç ve dış politikalarını ve yönetim kurumlarını, yönetimin işleyişini etkileyen ve belirleyen bazı ilkeleri ve paradigmaları mevcuttur. İran anayasası bu ilkelerin vücut bulmuş halidir denilebilir. Ancak yöneticilerin ve dini önderlerin bu kanunları siyasi, hukuki ve idari manada yorumlama ve uygulama şekilleri, buna dayalı belirledikleri ve sürdükleri politikalar içerde ve dışta bu olay bağlamında ortaya çıkan protesto eylemlerine haklı veya haksız gerekçe oluşturmaktadır.

Ben şahsen İranlı yöneticilerin kabul ettikleri gibi Batı kaynaklı olsa ve terör örgütleri tarafından desteklense ve manipüle edilse de bu eylemlerde yer alan büyük çoğunluğun haklı, insani itiraz ve eleştirilerine kulak vermek gerektiği inancındayım.[2] Haklı ve insani olarak nitelendirdiğimiz eleştirileri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

Bazı mollaların ve yöneticilerin çocuklarının yurt dışında –Amerika ve Avrupa ülkelerinde ve/veya o ülkelerin vatandaşlığını da almış olarak- istedikleri gibi özgür ve müreffeh bir hayat sürmelerine karşın tutarsız bir şekilde sıradan insanlar için bunun aksine bir durum dayatılmaktadır.  Bu durumun düzeltilmesi gerekmektedir. Bu konuda her vatandaşı kapsayan eşit uygulamalar gerçekleştirilmelidir.

Bazı molla ve yöneticiler; yolsuzluk ve haksız kazanç sonucu büyük bir servete sahip olmuşlardır.  Torpil, adam kayırma ve rüşvetin tamamen yok edilmesi ve devlet kurumlarında dini önderlere ve mollalara gösterilen ayrıcalıklar kaldırılmalıdır.

İran’daki icbâri örtünme; bazı durumlarda insan kişilik ve özgürlüğüne halel getiren bir hale gelmiştir ve bu konuda tekrar düzenleme gerekmektedir.

Orantısız şiddet, verilen cezalar ve bunların uygulanmasındaki yanlışlıklar, çocuk idamları ve şiddete başvurmayan rejim muhaliflerine yönelik sert tutum izale edilmelidir.

Hapishane şartlarının özellikle siyasi suçlular için iyileştirilmesi gerekmektedir.[3]

Farklı etnik, dini ve mezhebe mensup kişilerin[4] ve toplumların haklarına riayet edilmesi ve dışlanmamaları sağlanmalıdır. Bu özellikteki bireylerin de normal vatandaş sayılmaları için gerekli hukuksal ve siyasi alt yapı oluşturulmalıdır.  

Siyaset, idare ve yargı kurumlarında dini önderlerin ve mollaların –ayrımcılığa, adam kayırmaya ve torpile sebebiyet veren- yeri ve etkisi konusu üzerinde ıslahatlar yapılmalıdır.

Ülkenin bazı dış ve iç politik tavırlarına ve hükümet icraatlarına yön vermede etkisi olan Fars etnik ve Şiîlik mezhep vurgularının düzeyinin aşağıya çekilmesi ve ilişkilerin, icraatların buna göre tekrar gözden geçirilmesi.

Tüm bu istenilenler bağlamında gerekirse bazı anayasa ve kanun maddelerinde düzeltmelere, ıslahatlara gidilmelidir.

 

Kaynaklar:

https://iramcenter.org/iranda-silahli-kurt-orgutlerin-yogun-faaliyet-alanlari/

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/teror-orgutu-deas-iran-daki-silahli-saldiriyi-ustlendi/2721742

https://www.iramcenter.org/mehsa-emininin-olumuyle-iranda-hareketlenen-sokaklar/

https://hukukbook.com/iran-islam-cumhuriyeti-anayasasi/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kategori:%C4%B0ran_taraf%C4%B1ndan_ter%C3%B6r_%C3%B6rg%C3%BCt%C3%BC_olarak_tan%C4%B1mlanm%C4%B1%C5%9F_%C3%B6rg%C3%BCtler



[1] İran’daki bazı reform yanlısı mollalar böyle olsa bile tutuklanması v o süreçte yaşananların tetiklemesiyle vefat ettiği için bunun bir insan öldürme eylemi olduğunu belirtmişler ve sorumluların cinayetle yargılanmaları gerektiğini söylemişlerdir.

[2] Daha çok İran anayasası bağlamında bu karara varmışızdır.

[3] Tahran’daki Evin hapishanesi buna örnektir.

[4] Kürtler, Bahailer ve Belüçlar gibi.

23 Ekim 2022 Pazar

Tercüme Sorunumuz ve Er-Rahîku’l-Mahtûm Adlı Eserin Tercümesi Üzerine Birkaç Not


TERCÜME SORUNUMUZ VE ER-RAHÎKU’L-MAHTÛM ADLI ESERİN TERCÜMESİ ÜZERİNE BİRKAÇ NOT

Prof. Dr. Mehmet Salih ARI

Türkiye’de yıllardan beri “Doğu”dan ve “Batı”dan kitaplar tercüme edilmektedir. Düşünce dünyamızı neredeyse tercüme eserler belirlemektedir denilebilir. Ancak bazı istisnalar hariç gerek mütercimler gerekse bu kitapları yayınlayanların çeviri konusunda yeterince titiz davrandıkları söylenemez. Bu nedenle yapılan tercümelerde ciddi hatalara rastlanılmaktadır. Tercüme hatalarının yanında baskı hataları da eklenince kitap okunamaz hale gelmektedir. Stefan Zweig Dünün Dünyası adlı kitabında Almanya’da bulunan ciddi bir yayınevinden söz ederken şöyle demektedir: “Otuz yılda hiçbir kitabımda tek bir baskı yanlışına ya da mektuplarda düzeltilmiş bir satıra rastlamadığımı söylemeliyim. En küçük ayrıntılara kadar her şey, özenli bir örnekti.”[1] Türkiye’de işini bu titizlikte yapan bir yayınevi var mı?

22 Ekim 2022 Cumartesi

İddialar ve İslam


İDDİALAR VE İSLAM

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

TARİHTE

Tarihe bakıldığında İslam dini ortaya çıktığı günden itibaren karşıtlarının eleştiri, itiraz, iddia ve itibarsızlaştırmalarına maruz kalmıştır. İlk muhataplar olan müşrikler Hz. Peygamber’i (sav) “kendinden uydurmakla, başkasından öğrenmekle, babalarının dinine karşı çıkmakla,” itham ederlerken Yahudiler ve Hıristiyanlar, İslam için “kendi dinlerinden sapma bir mezhep” iddiasında bulunmuşlardır. Bu iddialar daha sonraki dönemlerde artarak devam etmiştir.

17 Ekim 2022 Pazartesi

Hilafetin Emevî Hanedanından Abbâsî Hanedanına Geçişi


HİLAFETİN EMEVÎ HANEDANINDAN ABBÂSÎ HANEDANINA GEÇİŞİ

Prof. Dr. Âdem APAK

Emevîler devletinin yerine Abbâsî hanedanının iktidara geldiği ve hilafetin el değiştirdiği Mîlâdî 750 yılı gerek İslâm tarihinin gerekse dünya ta­rihinin en mühim dönüm noktalarından birini teşkil eder. İktidar değişikliğini sağlayan Abbâsî hareketi, esas olarak Hz. Peygamber’in (sav) amcası Abbâs’ın torunlarından Muhammed b. Ali liderliğinde başlayıp 32 yıl kadar süren bir faaliyetin ardından Emevî Devleti’nin ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanmıştır. Bu tarihî gelişme temelde Emevî idaresinden memnun olmayan grupların ortak faaliyetleri neticesinde teşkilatlanan büyük bir kitlenin harekete geçmesiyle meydana gelmiş; hilafetin el değiştirmesinin yanı sıra birçok yönüyle ictimaî, siyasî ve dinî alanda derin değişmelere ve farklılaşmalara yol açacak bir sürecin de başlangıcını oluşturmuştur.

15 Ekim 2022 Cumartesi

Hz. Osman Döneminde Hz. Ali


HZ. OSMAN DÖNEMİNDE HZ. ALİ

Prof. Dr. Adem APAK

 

GİRİŞ

Hz. Ali şüphesiz İslâm tarihinde hakkında en çok tartışma yapılan şahıslardan birisidir. Onun tartışmaların merkezinde yer almasının asıl sebebi ise siyasî kişiliğidir. Dolayısıyla o, tarihî şahsiyet olma özelliğini daha ziyade siyasî konumundan almıştır denilebilir. Hz. Ali’nin siyasî konumu ve siyasî tercihleri, gerek Hz. Peygamber (sav) dönemindeki gerekse daha sonraki süreçteki faaliyetleri, zamanla tarihî kişiliğinden koparılarak, onun çok farklı bir şahsiyet haline getirilmesine sebep olmuştur. Kısacası tarihî/gerçek Hz. Ali’nin yerini siyasî-dinî mezheplerin kendileştirdiği (kişileştirdiği) sanal Ali almış, belki de bundan dolayı hatta neredeyse her siyasî-dinî fırka ve mezhebin bir Hz. Ali telakkisi olmuştur. Öyle ki, onun vefatından çok sonraki dönemlerde sistemleşen çeşitli fırka, mezhep ve tarikatlar varlıklarını, görüş ve prensiplerini onun kurgulanmış şahsiyeti üzerine bina etmişlerdir. Bazen de onun kişiliği, görüşleri ve siyasî konumu, Şia’da olduğu gibi bir inanç meselesi haline getirilmiştir. Şia dışındaki farklı gruplar da bu mezhebin Hz. Ali telakkisine karşılık kendileri için yeni Hz. Ali anlayışları geliştirmişlerdir. Bütün bunlar, Hz. Ali hakkında yapılan yorum ve değerlendirmeleri farklılaştırmış, hatta çoğu zaman da birbirlerini nakzeder hale getirmiştir. Kanaatimizce bunun en önemli sebebi ise Hz. Ali’nin, tarihin konusu olmaktan çıkarılarak siyasetin/ideolojinin konusu haline getirilmiş olmasıdır. Ancak bütün bu algılama farklılıklarına rağmen Hz. Ali’nin her yönleriyle ve zamanımız bakış açısıyla yeniden ele alınıp değerlendirilmesi mümkündür, üstelik buna ihtiyaç duyulduğu da bir gerçektir. Zira onun şahsiyeti, görüşleri ve uygulamaları etrafındaki fikrî-siyasî tartışmalar güncelliğini ve popülerliğini devam ettirmektedir.

13 Ekim 2022 Perşembe

Müslümanlarda Kudüs Algısının Arkaplanı


MÜSLÜMANLARDA KUDÜS ALGISININ ARKAPLANI

Prof. Dr. Âdem APAK

Tevhid inancının önderleri olan peygamberlerin Allah’ın dinini en yoğun olarak insanlara tebliğ ettikleri, aynı zamanda üç ilâhî dinde de önemli bir yere sahip olan ve kutsal sayılan şehir olan Kudüs, tarih boyunca birçok devlet ve milletin ilgi odağı hâline gelmiştir. Kudüs diğer taraftan Hz. Âdem’den bu yana gelen tevhidin yeryüzündeki temsilcisi peygamberlerin mirasıdır. Kudüs, ilk inşa edildiği zamandan itibaren Şam diyarının özellikli dinî başkenti olmuştur. Hz. İbrahim ve Hz. Lut’un Filistin bölgesine gelip yerleşmelerinden itibaren bu bölgenin tümü mübarek kabul edilmiştir:

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN