15 Haziran 2021 Salı

Gazzalî / Büyük Hesaplaşma - III


 
GAZZALÎ: BÜYÜK HESAPLAŞMA - III

Cağfer KARADAŞ

Bağdat’tan ayrılan Gazzalin Oğlu, yeni dünyasını Şam’da kurmaya karar vermişti. Şam’ın merkezinde yer alan Emevî Camii’ni mesken tuttu. Uzun sürecek bir düşünce ve hesaplaşma uzletine çekilmişti. Şam’ı seçmesi o dönem siyasi merkezlerden uzak durmak içindi. Her kesimden ve herkesten uzak yeni hayatın rotasını burada çizecekti.

Bütün bir hayatını gözden geçirmekti ilk işi. Geriye dönük ciddi bir muhasebeyle işe başladı. Çünkü geçmiş sabit bir gerçeklik olarak zihninde durmaktaydı. Bu sabit gerçekliği dikkate almadan ve onunla hesaplaşmadan yeni bir hayata başlaması imkânsızdı. Geçmişe dönük bu hesaplaşma geleceğe dönük planlarının da açığa çıkmasını sağlayacaktı.

5 Haziran 2021 Cumartesi

Biyografi ve Tarih


 



BİYOGRAFİ VE TARİH

Yazar: Barbara CAINE

(Çev. Müge SÖZEN)

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019

1. Baskı, Sayfa Sayısı: 196

 

Mehmet Salih Gündüz·

         1948 yılında Güney Afrika'nın Johannesburg şehrinde dünyaya gelen ardından ailesiyle birlikte 1960 yılında Avustralya'ya yerleşen Barbara Caine, 2015'ten beri Sidney Üniversitesi'nde Felsefi ve Tarihsel Araştırma Okulu Başkanı olarak görev yapmaktadır. İngiliz ve Avustralya kadın tarihi üzerine kapsamlı yazılar yazan Caine, birçok tarihi şahsiyetin biyografisini de yazmıştır. Bu yazımızda onun önemli çalışmaları arasında yer alan “Biyografi ve Tarih” isimli kitabı tanıtılacaktır.

2 Haziran 2021 Çarşamba

Siyerci mi Ciğerci mi?


Siyerci mi Ciğerci mi?

Halit ÇİL

Tarihçinin temel görevi ve işlevi; yaşadığı zamana ve yaşamadığı evveliyata ışık tutup bilinir ve görünür kılmak, bu birikimle geleceğe de projeksiyon yapmaktır. Sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için çok önemli tarihi etkiye sahip olan Hz. Peygamber'in zamanı ve misyonunun da bu anlayışla ele alınması elzem. En güzel model olarak Kur'anî ifadesini bulan Hz. Peygamber'in zamanı ve misyonu "Siyer" adlı özel bir ilim olarak karşımıza çıkmakta. İnsanlık tarihi kadar esnetilebilen İslam tarihinin içinde erimesini ve öneminin küllenmesini engellemek için özel bir ilgi alanı kılınmıştır siyer.

Müslümanların zihin ve gönül dünyalarında tazeliğini muhafaza eden Hz. Peygamber'in yaşadığı hayatın ele alınış biçiminde iki ana uç akım dikkat çekicidir:

a) Kalbi ve duyguları öne çıkaran, aklı ötekileştiren yüceltici tavır.

b) Aklı ve modernliği öne çıkaran, kalbi ötekileştiren sıradanlaştırıcı tavır.

Daha özelde mucizelere boğulan bir Peygamber ile mucizelerden arındırılmış kişisel gelişim uzmanı bir Peygamber. Her iki tavır, haklılık yönleri bulunmakla beraber eksiktir ve birbirine muhtaçtır.

Gazzalî / Büyük Hesaplaşma - II


 

Gazzalî / Büyük Hesaplaşma - II

Cağfer KARADAŞ

Ertesi gün uyandığında zihni daha berraktı. Bütün bir geçmişini adeta ölçmüş biçmiş ve tartmış vaziyetteydi. Sesli düşünüyordu. Duyanlar onu kendi kendine konuşur sanırdı. Hatta bilmeyenler ağır sarsıntılar altında ciddi bir bunalıma girdiğini bile düşünebilirdi. Ama onun umurunda değildi. Kendi kendine konuşmasını sürdürdü: “Bugüne kadarki durumumu şöyle bir gözden geçirdiğimde, gördüm ki, dünyevî ilişkiler ağı içinde sıkışmış kalmışım. Adeta her tarafımdan sarılmış ve kuşatılmışım. İşlerime baktım en güzeli ve şükredilecek olanı eğitim-öğretimdi. Fakat sanki bunları bile Allah rızası için değil de, makam ve şöhret endişesiyle yapıyormuşum gibiydi…”

30 Mayıs 2021 Pazar

Gençler İçin Yol Haritası…

 



Gençler İçin Yol Haritası…

Şaban ÖZ

Her zaman söylediğim anlattığım bir anekdot var. Bazıları bunu tevazu falan zannediyor ama hakikatin ta kendisi: Üniversiteye intisap ettiğim zaman bir doçentlik tezi hazırlamam gerektiğini bilmiyordum. Siyer Sözlüğü ile uğraşırken, doçentlik kitabı yazmam gerektiği söylenince iyi yazalım o zaman demiştim. Sahabe Sonrası İktidar Mücadelesi… Siyer Sözlüğü kalıverdi işte… Hâlâ da içimde büyük bir ukde. Hani şöyle bir üç dört yılım olsa…

Mevcut akademik camianın büyük bir kesimi “el yordamıyla” bugünlere gelmiştir. “Deneme-Yanılma” Türk akademisindeki en çok başvurulan yöntem konumunda…

26 Mayıs 2021 Çarşamba

Gazzalî / Büyük Hesaplaşma - I

 


Gazzalî

 Büyük Hesaplaşma

I

Cağfer Karadaş 

Dünya bir imtihan. İnsan, bunu yaşadıkça daha bir öğreniyor. Her an yeni bir tecrübe yeni sürprizler… Bu kaçma kovalamaca içinde başka bir şey de beklenmez. Aslında insan bunu biliyor ama her seferinde beklemiyor tepkisi veriyor. Değil mi ki, tarih, öngörülenlerin arkasında veya arasında öngörülemeyen ansızın gelişen olaylar yumağı? Belki de hayatı anlamlı, tarihi renkli kılan da bu öngörülemeyen ani gelişmeler olsa gerek. Bu anlar tarihin kırılması. Zihinlere ok gibi saplıyor ve ardından büyük veya keskin kararlar geliyor…

Erzurum’a Özlem / Éle Özlemişem ki…

 




Erzurum’a Özlem / Éle özlemişem ki…

İhsan Süreyya Sırma

 

 

Tabakhane Çeşmesi’nden bir yudum su içmeyi

Éle özlemişem ki…

 

Taşmağazalar’da eşe-dosta uğramayı

Éle özlemişem ki…

 

Rahmetli Bahattin[1] Ağabey’in, “Hocam ne disen?” demesini

Éle özlemişem ki…

 

Ayakkabıcı Zakir’de, Tortum’ca konuşmayı

Éle özlemişem ki…

 

Aynı sokakta, Alioğlu’nda kitap karıştırmayı

Éle özlemişem ki…

 

Kongre caddesinde, Hafız Ağabey[2]’e gitmeyi

Éle özlemişem ki…

21 Mayıs 2021 Cuma

United Satanic of America (USA)


 

United Satanic of America (USA)

İhsan Süreyya Sırma

Senelerdir Müslümanlara anlatmaya çalışıyor ve diyoruz ki: Milyonlarca Kızılderili’yi soykırıma uğratarak katleden “Satanic America” dan hiç kimseye bir hayır gelmez! Bu canilerin bildiği bir tek şey vardır: Eşkiyalık/kovboyluk, soygunculuk ve çıkarları için her türlü gayrimeşruyu mubah/meşru gören çarpık din anlayışlarıyla insan öldürmek! Dünyanın her köşesinde öldürdükleri binlerce mevta, bunun şahitleridirler! Ve ne hazindir ki, bizdeki “Amerikancımel’ûn şebekelerin Türkiye’ye getirmiş oldukları Western/Kovboy filmleriyle senelerce bizleri uyuttular! Siirt gibi ücra bir yerdeki ortaokul yıllarımda, Pazar günleri gittiğimiz sinemada, az mı “cowboy” alkışladık Arapça “Ce’l weled! Ce’l weled!”(çocuk/kahraman geldi! Kahraman geldi!) diye bağırarak?..

20 Mayıs 2021 Perşembe

Kurz! du bist kein Herr!

 



          Kurz! du bist kein Herr!

Ein israelischer Diener, der nicht würdig ist ein Herr genannt zu werden. Vor Jahren, bevor du mit deiner Unpersönlichkeit, Rassismus, Faschismus und zuletzt Sklave des Zionismus verschmutzt hast, lebte ich in Österreich. Die Stadt Wien nannte man damals “the most vivaible city in the World”. An diesen Tagen war ein ehrenvoller und würdiger Präsident  Österreichs Namens Dr. Heinz Fischer.  Herr Fischer war ein ehrenvoller Staatsmann nicht wie du ein ‘israilischer Fino’. Er war den Habsburgern die mit den Osmanen im Augenhöhe waren würdig. Einmal besuchte er die Akademie in der ich unterrichtete und  sagte: ’’Obwohl ich  ein Atheist bin respektiere ich alle Religionen.Ich bin verpflichtet alle  Menschen die in Österreich leben gleich zu behandeln egal welche Religion, politische Meinung sie haben, welche Fussball Manschaft sie auch halten, welches Geschlecht sie auch haben ändert nichts an diesem Prinzip, weil ich der Bundespräsident von Österreich bin. Österreich ist ein sicheres Land.Ich denke dass die Religionen  die Menscheit auch so sehen sollten. Fühlen sie sich wohl in Österreich!Solange ich der Bundespräsident bin werde ich so handeln. Auch wenn ich nicht der Bundespräsident wäre, sollten wir nicht so sein?’’

17 Mayıs 2021 Pazartesi

Ebedî Aydınlığa Giden Çocuk

 


EBEDÎ AYDINLIĞA GİDEN ÇOCUK

Cağfer Karadaş

أعوذ برب الفلق

ق۪يلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَۜ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ. بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ

Sabahın Aydınlığının Rabbine sığınırım!

“Ona, “Cennete gir” denildi. “Rabbimin beni bağışladığını ve ikrama nail olanlardan kıldığını keşke kavmim bilseydi!” dedi.”

(Yâsîn 26-27)

*

Çocuktum, henüz küçücüktüm; Gazze sokaklarında koşar oynardım, kimsenin tavuğuna kış demişliğim, horozuna taş atmışlığım yoktu.

Bir gece oldu ne olduysa. Karanlıktı her taraf, tepeme bir ateş düştü. Işıdı bir an her yer, sonra karanlığa gömüldü, binalar çöktü, herkesler öldü. Enkazın altında yumdum gözlerimi, kırarak dizlerimi, söyledim en son sözlerimi…

Açtığımda gözlerimi, aydınlıktı her yanım. Önce ateşin aydınlığı sandım. Gözlerimi kapattım, tekrar açtım. Gene aydınlıktı, hem de pırıl pırıl, sular akıyordu şırıl şırıl. Bir bahçenin tam ortasında, bir havuzun en serin kenarında, buldum kendimi Rahman’ın ebedî aydınlık ortamında.

Sizler küçük ışıkların insanları. Vahşetinizle kıskandırdınız vahşi hayvanları. Onlar sizin yanınızda o kadar masum ki; işleyemezler asla böyle bir cinayeti. Bu vahşetinizle celladınız olan Hitleri, yakalarısınız en kısa zamanda belki. Hatta onu da geçersiniz sanki. Ama akıbetiniz Nazilerin akıbeti illaki.

Benim ışığımı söndürdüğünüzü, sandınız küçük ateşinizle. Gözünüzde büyüttüğünüz bombalarınızla, mermilerinizle. Bizi üzeceğinizi sandınız dam başında oynak halinizle. Hadi dünyayı kandırdınız diyelim ikiyüzlülüğünüzle. Yarın hesap günü ne diyeceksiniz? Kanlı elleriniz, herkesi sokan dilleriniz, kin nefret dolu kalpleriniz… Cehennemin dibine gireceksiniz.

 Bir de susanlar, köşe bucak pusanlar, zorda kaçanlar, fırsat kollayanlar, ucuz kahramanlar… Hele o Nazi artıkları, çekmişler gönderlerine zalim bayrakları; unutturacaklarını zannediyorlar gaz odalarını, Holokost zindanlarını, dünya harbi katliamlarını…

Ama o çırpınanlar, sesleriyle, sözleriyle destek çıkanlar, gönülden duaya duranlar, uykusunu bölüp teheccüde kalkanlar, kunut dualarıyla Rahman’a el açanlar… Bunlar işte bir gün benim aydınlığıma katılacaklar.

Değil bu aydınlık, öyle bir yanan bir sönen, sabah doğup akşam batan, gece görünüp gündüz kaybolan… Bunu anlayamaz gözünü kapatmış, kulağını tıkamış olan; kalbi katılaşmış, vicdanı kararmış, içi zift kaplamış...

Şehit düşenin aydınlığıdır bu. Yüce Rabbimin muştusu, şehidin çoşkusu: “Keşke bilseydi kavmim diyordu, nasıl bağışlanıp ikrama kavuştuğumu”

Sizin olsun geçici ışıklarınız ey kâfirler! Anlık aydınlığa sevinen ebedî müflisler, bir durup bir yürüyenler, korkudan dizleri titreyenler, sefih akıllarının ardından gidenler, buz kesmiş vicdanlarını gizleyenler, kalplerini günah karası bürüyenler, mazluma diklenip zalimin önünde sürünenler, Aksa’nın duvarının dibinde görünenler, kanlı ellerini mabede sürenler, rahatları bozulmasın diye iki yüzlerini aynı anda sergileyenler!    

 Benim aydınlığım bana yeter! Rabbimin ikramıdır bu. Ne kaybolur ne söner, ne azalır ne biter, her yana erer, herkese yeter… Yeter ki kul istesin, iman etsin, hidayete ersin.

Buradayım kardeşlerim. Sizin de geleceğiniz yerde. Bekliyorum sizi, eninde sonunda gelmenizi, benim gibi gülmenizi, görmek istiyorum yüzünüzdeki sevincinizi.

Sakın ha üzülmeyin, hatta sevinin! İmanınız kalbinizde, ikrarınız dilinizde, azminiz olduğu sürece, sağlam iradenizle, kale gibi bedeninizle; siz adeta Bedir’in cengâverleri, Talût’un yılmaz erleri. Allah’a dayanın, kopmaz ipine sarılın, sağlam kulpuna tutunun, ya şehit ya gazi, nasip olsun yeter ki, imanla vermek son nefesi.

Gelin, rahmete gelin, cennete girin, rızaya erin!

Eninde sonunda olacak olan budur, sakın ha üzülmeyin!

*

Bakın hele! Ne güzel demiş diyen, müminin iki haline de sevinen:

“Sevinin Mehmedim başlar yüksekte

Ölsek de sevinin eve dönsek de

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte

Yarın elbet bizim elbet bizimdir

Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.” (Necip Fazıl)

3 Şevval 1442 / 15 Mayıs 2021


14 Mayıs 2021 Cuma

Bir Taşla İki Kuş

 

Ebû Ömer b. Dâvud

Bir konuyu anlatmak ve yazı yazmak için bir plan yaparım. Bu planı gerçekleştirebildiğim tartışılabilir, ancak elbette bir tezim ve hedefim olur. Özellikle bir çerçeve belirlemek gerekiyor. Çünkü kafanızda cevaplarını bulmayı arzu ettiğiniz istifhamlar var. Kuşkusuz yazılı bir metinde bunu gerçekleştirme ihtimali daha yüksek. Zira bir yazıyı defalarca okumak ve tashih etmek mümkün. Oysa konuşmada buna pek imkân yok. Zaman zaman kendimi ifade etmek için yazı yazdığım için daha çok yazı üzerinde duracağım.

2 Mayıs 2021 Pazar

MODERN ZAMAN NÖBETİ

 


MODERN ZAMAN NÖBETİ

Cağfer KARADAŞ

Bu dünyaya her gelen, kendi nöbetini devralır. Bize de modern zamanların nöbeti düşmüş. Modern zamanlar, insanlığın adeta bir alt üst oluş halini yaşadığı ya da yaşamaya çalıştığı bir dönemin adı. Geleneksel bakış açılarının değişmesi bir yana bugün olanın yarına nasıl intikal edeceği, nasıl bir algı operasyonuna uğrayacağı ve kimin hangi yüzüyle karşımıza çıkacağı konusunda bütün öngörülerimizi ve beklentilerimizi yitirmiş durumdayız.

30 Nisan 2021 Cuma

HİLAFETİN HİKÂYESİ, Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN

 


HİLAFETİN HİKÂYESİ

Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN

Beyan Yayınları, İstanbul-2020

1. Baskı, Sayfa sayısı 78

Tanıtım/Değerlendirme: Edip AKYOL[1]


Şüphesiz Adnan DEMİRCAN hocamız ülkemizin yetiştirdiği en üretken İslam Tarihçilerinden biridir. Gerek telif ettiği kitaplar gerekse çeviri ve editörlüğünü yaptığı çalışmalarla alana yaptığı katkılar azımsanmayacak derecededir. Bununla birlikte gündeme gelen konuları tarihi arka plan ve gerçekliği ile ele alarak gündeme katkı sunmaktadır.

TARİHÎ SÜREÇ İÇERİSİNDE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ- V

 


TARİHÎ SÜREÇ İÇERİSİNDE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ- V

- FETİHTEN SONRASI VE ŞARK SORUNUNUN ORTAYA ÇIKMASI–

 

Doç. Dr. Cahit KÜLEKÇİ

Ermenilerin 450 yılında yapılan Kadıköy Konsülü’nden sonra sair Hristiyan topluluklardan ayrılmasıyla birlikte Kilikya, Ani gibi bölgelerde kısa süreli de olsa bazı hanedanlıklar kurdukları bilinmektedir. Siyasî varlıkları devlet statüsünde olmasa da kurdukları kısmen bağımsız Ermeni krallıkları, belki de Ermenilerin tarihleri boyunca oluşturdukları en önemli siyasî birlikler olarak değerlendirilmelidir. Gerek otorite boşlukları nedeniyle gerekse muktedir unsurlara hizmet etmesi gayesiyle (vasal devlet) Ermeni krallıklarının kuruldukları bölgeler göz önüne alındığında, Türklerle Ermenilerin erken dönemde karşılaşmış olduklarını söylememiz mümkün değildir. Bununla birlikte, münferit karşılaşmaları bir tarafa bırakacak olursak, Selçuklular döneminde Ermenilerle Türkler arasında asırlarca sürecek bir temasın sağlandığını ifade edebiliriz.

29 Nisan 2021 Perşembe

TARİHÎ SÜREÇ İÇERİSİNDE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ- IV

 


TARİHÎ SÜREÇ İÇERİSİNDE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ- IV

- DİNÎ KİMLİK, KİLİSE VE ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNİN OLUŞUMU –

 

Doç. Dr. Cahit KÜLEKÇİ

Önceki yazılarımızda sıklıkla temas ettiğimiz üzere Ermenilerin millî kimliklerini oluştururken kökenlerine ilişkin anlatımların, birden fazla millete matuf olması ayrıca bu anlatımlara mitolojik unsurların eşlik etmesi Ermenilerin ulusal kimliklerini, kökenlerini açık bir şekilde ortaya konulmasını zorlaştıran bir husustur. Halen de bu zorluk aşılabilmiş değildir. Ermenilerin mitolojik tarihlerinde olduğu gibi dinlerinde de benzer durum söz konusudur. Fakat Ermeni Kilise’nin, geç tarihte de olsa oluşturulması ve müstakil kiliseler arasında değerlendirilmeye başlanması, Ermenilerde oluşan dinî kimliğin daha mutlak ifadeler taşımasını gerekli kılmaktadır.

TARİHÎ SÜREÇ İÇERİSİNDE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ- III

 


TARİHÎ SÜREÇ İÇERİSİNDE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ- III

- HAYK’IN ÇOCUKLARI VE İSLAM TARİHİ KAYNAKLARINDA ERMENİLER –

 

Doç. Dr. Cahit KÜLEKÇİ

Ermenilerin ve Ermeni yurdunun isimlendirilmesi konusunda yaşanan karmaşaya bir önceki yazımızda temas etmiştik. Ermenilerin millî tarih yazarlarından 410-490 yılları arasında yaşadığı ifade edilen Moses Chorenensis, Ermenilerin kökenlerini Nuh peygambere ulaşacak bir zincirle açıklamaya çalışarak Ermenilere özgün bir etnik geçmiş ihdas edebilmiştir: Japhethus [Yafes], Gamerus, Thiras, Thorgomus [Togorma], Haicus, Armenacus, Aramæis, Amafia, Gelamius, Harma, Aramus.

Aktardığımız bu zincirde Togorma’nın oğlu olan Hayk, günümüzde Ermeniler olarak bilinen milletin atası konumundadır. Hayk’ın Ermenilerin atası sayılması ise şu şekilde hikâye edilmektedir: ‘Hayk, Ermenilerin tarihini Yâfes’e bağlayan bir temsilcidir. Ve hiç şüphesiz Ermenilerin babası sayılmaktadır. Hayk kendi milletinden olanları topladı ve 300 kadar kişiyi Babilion’da bıraktı ve kendisi Ararat Dağı’na devam etti. Bu göç tahminen M.Ö. 2107 ya da 2607 yıllarında gerçekleşti. Oraya vardığında aralarına orada oturan bölge halkından da bir kısım insan katıldı. Bu insanlar Ararat’ta bulunan ve gözlerden uzak bir medeniyete sahip insanlardı. Herhangi bir devletleri olmayıp, Nuh peygamberin dilini konuşuyorlardı. Bunlar Hâm’ın neslinden gelenler olduğu tahmin ediliyor. Hayk’ın önderliğinde gelen topluluğun Ermenistan’a yerleşmesinden sonra da komşulukları devam etti. Şayet bu doğru ise Hâm ile Yâfes’in neslinden gelenler ikinci kez karşılaşmış oldular. Hayk kısa bir süre bu bölgede kaldıktan sonra büyük torunu Cadmus’u orada, Ararat’ın yakınlarında bırakıp batıya doğru hareket etti. Birkaç gün süren yolculuğundan sonra Hayk geniş bir düzlüğe ulaştı ve buraya Hayc adını verdi. Kendisinden sonraki nesiller de bu ismi daima akıllarında tuttular ki Ermenistan’ın kurucusu Togorma’nın soyundan gelmekteydi.’

Buradaki bilgiler Hayk’ın Ermenistan bölgesine göç etmesi ve göç ettiği bölgeye kendi ismini vererek, bölgenin Ermenilere özel kılınması ile ilgilidir. Burada anlatılanların tamamının doğru olduğu bir an için kabul edilse de esâs mesele, Hayk’ın Babilion Bölgesi’ne nasıl geldiğidir.

Antik kaynaklarda rastladığımız ve ‘Aram’ ile başlayan, Ermenilere nispet edilen kelimelerin neredeyse tamamının kökenini teşkil eden Aram’ın öyküsü Mikael Chamich’in (1738-1823) kitabında geniş şekilde anlatılmıştır. M. Chamich Ermenilerin millî kimliklerini oluşturma aşamasına Aram’ın Anushavan saltanatı ile başlamaktadır: ‘Aram, kendisinden önce tahtta bulunan hükümdarın vefatından sonra oun vasiyeti doğrultusunda tahta çıkmıştır. Ermeniler, bu hükümdarın rehberliğinde Kafkasya’dan Taurus’a kadar olan bölgede millî güç olarak varlıklarını korumuşlardır.’

M. Chamich’in Ermenilerin millî kimliklerinin oluşumuna dair verdiği bu ilk bilgilerden sonra Med kralı Neuchar’ın Ermenilerden askerî yardım istemesi ve bu yardım isteği karşısında Aram’ın 50.000 kişilik bir orduyla Medlere yardım etmesi Ermenilerin gerçekten de henüz erken sayılabilecek bir dönemde ciddi güç haline geldiklerini göstermektedir. Nitekim Aram’ın Medlere yaptığı bu yardım sonrasında Medler’den bir parça toprak aldığı ve sonrasında artan gücüne paralel olarak Babilion kralının davetiyle Kapadokya bölgesine doğru kaydığı da öykülenmektedir.

M. Chamich, verdiği bilgilerin devamında Kapadokya bölgesinin Ermenilerin yerleştiği ilk bölgelerden birisi olduğunu izah ettikten sonra Ermenistan’ın birkaç taksimâtından bahseder ve Hayk’ı da bu taksimâtlardan birisinin lideri konumuna getirir. Hayk’ın liderliğindeki Büyük Ermenistan’dır.  Böylelikle Ermeni tarihçileri tarafından da Ermeni isminin Aram’dan geldiği kabul edilmekte, Aram pek çok askerî zaferlere imza atmakta, Hayk da Aram’ın kurduğu sistem içerisinde yer alan ve Ermenilerin atası olan bir kişilik olarak değerlendirilmektedir.

İslam Tarihi Kaynaklarında Ermeniler

İslam tarihi kaynaklarında da Ermenilerin erken tarihlerine ilişkin pek bilgi bulunmamaktadır. Az da olsa aktarılan bilgilerin çoğunda ise yukarıda bahsettiğimiz mitolojik unsurlar yer almaktadır. Bu bağlam İslam tarihçileri bir dönemde Ermenileri de, farklı mezhepten olsalar da Hristiyanlık temelinde Rumların içinde değerlendirdikleri gibi bir sonuç çıkarabilmekteyiz. Kaynaklarda daha çok coğrâfî bölge olarak Ermeniyye ya da İrminiyye tabirleri geçer ki, bu bölgelerden de kasıt, temel manada bugünkü Doğu Anadolu bölgesidir. Aksi halde İslam tarihçileri bu bölgeyi Ermeni halkının yaşadığı bölge, anlamında kullanmamışlardır.

Müslümanların Hz. Ömer döneminden itibaren Ermeniyye bölgesine yaptıkları akınlar sebebiyle, Ermenilerle henüz erken denebilecek bir dönemde karşılaşmış olabileceklerini düşünmekle beraber, doğrudan Ermeni halkını hedefe alarak hareket ettiklerini söylememiz mümkün değildir. Hz. Ömer dönemi de dâhil olmak üzere, Müslümanlar her dönemde Ermeniyye olarak adlandırdıkları bölgeye askerî seferlerini esâsen Bizans’a kısmen de Sasaniler’e karşı düzenlemekteydi.

Ermeni kaynaklarında geçen, Ermenilerin Hz. Nûh’a bağlandıkları Yâfes’in soyunu burada tekrar zikrederek İslâm tarihi kaynaklarına dönmek istiyoruz: Japhethus [Yafes], Gamerus (Gomer), Thiras, Thorgomus, Haicus (Hay, Hayk), Armenacus, Aramæis, Amafia, Gelamius, Harma, Aramus.  Ermeni tarihçi M. Chorenensis’in Ermenilerin soyunu bu şekilde Hz. Nûh’a kadar götürmesi ne Tevrat’a ne de İslâm tarihi kaynaklarına uymaktadır. Tevrat’ta Yâfes’in oğulları şu şekildedir: Gomer, Magog, Meday, Yâvan, Tuval, Meşek, Tiras. Yine Tevrat’a göre Ermenilerin atası sayılan Hayk’ın babası Togorma da Gomer’in oğullarındandır. M. Chorenensis’in ifade ettiği gibi Hayk ismi Tevrat’ta geçmemekte ve hatta M. Chorenensis’in vermiş olduğu neseb zinciri Gomer’den sonra farklılaşmaktadır. Zira Gomer’in de Togorma’dan başka iki oğlu daha vardır ve onların da isimleri Rifat ve Aşkenaz’dır, Togorma değildir.  Üstelik yine Ermenilerin atası sayılan ve Ermeni isminin türetildiği kök isim olduğu ileri sürülen ‘Aram’ da Tevrat’a göre Yâfes’in değil Sâm’ın oğludur: Elam, Asur, Arpakşat, Lud, Aram. Aram’ın oğulları da Ûs, Hul, Geter ve Maş’tır.

İslâm tarihi kaynaklarında ise ‘Aram’ hakkında verilen bilgilerde farklılıklar bulunmaktadır. İbn İshâk Hz. Nûh ve oğlu Sâm’ın neseb zincirini şu şekilde ifade etmiştir: Nûh’un oğlu Sâm, onun oğlu Arfahşad, onun oğlu Şâleh ya da Şâlih, onun oğlu Ayber, onun oğlu Fâlih ya da Fâleh.  İbn İshâk, Hz. Nûh’un diğer oğullarıyla ilgili bilgi vermezken, Sâm’ın oğulları da Tevrat’takinden farklıdır.

İbn Hişâm da İbn İshâk’ın verdiği nesebi vermekle yetinmiştir.  Ancak İbn Hişâm’ın İbn İshâk kaynaklı başka bir yerde verdiği bilgide Sâm’ın İrem (Aram) isimli bir başka oğlundan daha bahsedilmektedir.  Nitekim İbn İshâk da Arapların soylarını izâh ederken Âd kavminin Sâm’ın diğer oğlu olan ‘İrem’ ya da ‘Aram’dan türediğini ifade etmiştir.  Fakat bu neseb zinciri de Tevrat’ta yer alan neseb zincirinden farklıdır ama Ermenilerin ısrarla Yâfes’e bağladıkları Aram, her iki kaynakta da Sâm’a bağlanmaktadır.

Muahhar İslâm tarihi kaynaklarında da durum çok farklı değildir. İbn Esîr’de geçen Hz. Nûh’un neseb zinciri de İbn İshâk’ın verdiği bilgilere dayandığından, İbn İshâk ve İbn Hişâm’da geçen zincirden farklı değildir. Ancak İbn Esîr’de verilen neseb zincirleri çok daha fazla ayrıntı içermekte, Hz. Nûh’un oğullarından türeyen kavimler hakkında da bilgi verilmektedir.

Buna göre Hind ve Sindler, Tekvîn b. Yaktın b. Gabir b. Salih b. Erfahşed b. Sam b. Nûh şeklinde bir nesebe sahip iken Sâm’ın Aram ya da İrem adındaki oğlundan Avs, onun oğlundan da Âd kavmi türemiştir. Hz. Nûh’un Yâfes isimli oğlundan ise Câmir, Muâ’, Mûrek, Buvân, Fubâ, Mâşic ve Tireş isimlerinde oğulları olmuştur. Tireş’in çocuklarından Türkler ve Hazarlar; Câmir’in evladından da Farslılar türemiştir. İbn Esîr’in vermiş olduğu bu neseb bilgisi, Tevrat’ta verilen neseb bilgisiyle yakınlık arz etmektedir.

Görüldüğü üzere ne antik Yunan, Roma ne Pers ve ne de İslam tarihi kaynaklarında Ermenilerin etnik kimlikleri ve antik tarihleri ile ilgili olarak çok fazla anlatı yer almamaktadır. Bu durumun temel sebebi Ermenilerin siyasî bir güce sahip olamamalarıdır. Öyle ki Ermeniler, İstanbul’un fethine kadar belirli coğrafyalarda ve dağınık biçimde yaşarlarken, ancak fetihle ve fetihten sonra İstanbul patrikhanesinin kurulmasıyla birlikte çok daha belirgin bir toplum haline gelmiştir.


27 Nisan 2021 Salı

TARİHÎ SÜREÇ İÇERİSİNDE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ- II

 


TARİHÎ SÜREÇ İÇERİSİNDE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ- II

- İSİMLENDİRME SORUNU –

 

Doç. Dr. Cahit KÜLEKÇİ

Ermenilerin kadim tarihleri hakkında pek fazla bilgi bulunmadığını, Anadolu’ya yerleşmelerinden sonra kendilerinden söz edilmeye başlandığını bir önceki yazımızda izah etmeye çalışmıştık. Bu bölümde de Ermenilerin ve Ermeni yurdu olarak bilinen coğrafyanın isimlendirilmesi sorununa temas etmek istiyoruz.

Geçmiş tarihlerinde olduğu gibi Ermeni milletinin ne şekilde isimlendirilmiş olduğu konusunda da hayli karmaşa bulunmaktadır. Öncelikle şunu ifade edelim ki Yunan-Roma kaynaklarında Ermeni milletine veya yaşadıkları coğrafyaya özgü bir ifadenin sıkılıkla kullanımı söz konusu değildir. Sesli harflerin çıkarılmasıyla oluşturulan bazı farklı isimlendirmeler olsa da, yazımızın sonunda da görüleceği üzere bunların hiçbirisinin doğrudan ve mutlak şekilde bugünkü Ermenilere işaret etmediği ortaya çıkacaktır.

Ermeni milletinin kökenlerini incelerken zaman zaman atıf yapılan, Tacitus tarafından kullanılan ve Anadolu’nun doğusunda, Urartu Bölgesi’nde, başka bir ifadeyle kadim Ermenistan bölgesinde yaşayan Ermeniler için zikredildiği ifade edilen bu tabire başka herhangi bir kaynakta rastlayamadık. ‘Kökeni bilinmeyen insanlar’ anlamına gelen tabirin kritiğini yapan C. Anthon da tabiri ‘değişken yapıda olan, eskiden beri yerleşik düzene sahip olmayan’ olarak anlamıştır. Tacitus’un ‘Armenios’lar için kullandığı ambigua kelimesinin etimolojisine bakıldığında ise kelimenin Latince olduğu ve herhangi bir şey ya da kişi hakkındaki bilgilerin şüpheli olması, kesinlik taşımaması, tartışmaya açık olması yani ilgili olan husus hakkında söylenilecek hiçbir şeyin mutlak bağlayıcı olmaması gibi anlamların yüklendiği görülmektedir.

 Tacitus’un ‘Armenios’ başlığı altında verdiği bilgiye dayanarak, hiç şüphesiz Armenioslar’ın ‘late prætenta’ yani oldukça geniş sahaya yayılmış sınırlara sahip; ‘maximis imperis’ yani dönemin büyük güçleri Roma ve Pers İmparatorlukları hâkimiyeti altında yaşayan bir millet olduğu çıkarılabilir. Ancak bu bilgilerden Tacitus’un bugünkü Ermeni ırkına işaret ettiği sonucu çıkarılamaz.

Ayrıca Tacitus’un Armenioslar şeklinde tanımladığı millet bugünkü anladığımız manada Ermeniler midir, bu konuda da kesin bir bilgiye de sahip değiliz. Fakat siyasî yapıları itibariyle ve sonraki bilgilere dayanarak Armenioslar’ın Ermeniler olduğunu kabul için yeterli delile sahip olmadığımızı ifade etmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla Roma ve Pers imparatorluklarının egemenliğini kabul eden, onlarla birlikte var olmayı başarabilen ve kökenleri itibariyle de ciddi bilgi eksikliği olan milletin Ermeniler olduğunu söylemek iddiadan öteye geçmeyecektir.

Kilikya olarak adlandırılan bölgenin Armenia olarak da adlandırılması ve Tacitus’un bu krallarla bölge hâkimiyetini tasvir etmesi açısından verdiği bilgiler önemlidir. Netice itibariyle M.Ö. I. yüzyıl ile M.S. I. yüzyıllar arasında bölgede Ermeni varlığından ziyade Roma İmparatorluğu’nun uzak bölgelerinde ve içerisinde Ermenilerin yer almadığı ya da almışsa da bahsedilmediği görülen hâkimiyet mücadeleleri öne çıkmakta ve bölgede en azından bu yüzyıllarda güçlü bir Ermeni varlığından söz edilmemektedir.

Ermenilerin yaşamış oldukları bölge olarak kabul edilen ve Armenia olarak isimlendirilen bölgeye ismini de verdiği düşünülen Armenus kelimesi, Ermeni halkı için özel olarak kullanıldığı ifade edilen bir başka kelimedir.

Kelimenin Grekler tarafından kullanıldığı ve Armenus’un mitolojik kahramanlardan olan Jason [Sason] ile birlikte Altın Post gezisine katıldığı ifade edilmektedir.  Altın Post, Athamas’ın çocukları Phriksos’la Helle’yi sırtına alıp Yunanistan’dan Karadeniz’deki Kolkhis ülkesine kaçıran kanatlı koçun pöstekisidir.  Armenus adı geçen mitolojik kahraman Jason ile birlikte bu deniz seferine katılmış ve bölgeye yerleştikten sonra yerleştiği yere Armenia denmeye başlanmıştır.  Bu bilgi her ne kadar mitolojik unsurlar ihtivâ etse de sadece bölgenin ne şekilde isimlendirildiğinden, bölgenin isminin nereden geldiğinden bahsetmektedir. Aksi halde Armenus’un Ermeni milletine işaret ettiğine dair herhangi bir bilgi yoktur.

Ermenileri Frigyalıların bir kolonu olarak tanımlayan Heredot tarafından, Ermenilerin ilk atalarından sayılan Hayk’ın, halkı ile birlikte Bâbil’den doğuya doğru göç ettiği ve bu göçten sonra, göç ettikleri bölgeye Ermenistan [Armenia] denildiği ileri sürülmektedir. Aslında Heredot üzerine araştırmalar yapan, P. H. Larcher tarafından ileri sürülen bu görüşle birlikte Ermeniler’in Bâbil’den sonra göç ettikleri bölgede nesillerce kaldığı da ifade edilmektedir.

Aramus da adı verilen bölgede kalan on altı nesilden birisidir. Bu nesillerin sonradan mezkûr bölgeye Arameans adını vermeleri de anlaşılabilir bir durumdur. Meselâ Aramus’tan denildiği zaman Armenia’dan olduğu anlaşılır. Aramuslara Greekler, Suriyeliler (Syrians) derler.

Ermeni tarihçi Moses Chorenensis’e göre de Aramus, İbrahim peygamberle çağdaştır. Strabon da Heredot gibi Armenuslarla, Suriyeliler ve Arapların dillerinin ve sair yaşam şekillerinin benzerliğine dikkat çekmektedir.

Moses Chorenensis’in de üzerinde önemle durduğu Aramus’un genç bir Yahudi başrahibi olmasının ötesinde, hiç şüphesiz Ermenilerin ilk atalarından birisi olması ve Hayk ile soy bağlantısının kurulması önemlidir. Buna göre Aramus’un Hayk’a bağlanan soyu şu şekilde tasvir edilmektedir: Japhethus [Yafes], Gamerus [Gomer], Thiras, Thorgomus [Torgoma, Togorma], Haicus [Hayk], Armenacus, Aramæis, Amafia, Gelamius, Harma, Aramus. Öte yandan Aramo da Ermenilere ait bir mitolojik kahraman olarak Moses Chorenensis’in dikkat çektiği bir isimlendirmedir.  Aramo’nun Suriye yakınlarında bir yer ismi olması ve bazı araştırmalarda Suriye ile eş anlamda kullanılması bu paralelde dikkat çekici bir durumdur.

Aramo’nun kısmî ses değişiklikleriyle birlikte doğrudan ve mutlak olarak Ermenileri işaret ettiğini belirten ifadeler de vardır.  Buna göre Aramo ya da Aramu, Arame, Arami kelimeleri arasındaki fark sadece yazım farkıdır. Kelimelerin çok geniş yelpazede değerlendirilmesi gerektiğinin üzerinde durulan bir çalışma, sonuç olarak şunu ifade etmektedir: Aramu ve sâir benzer seslere sahip kelimeler, Ermenistan sınırlarını da içine alan Mezopotamya bölgesinde yaşayanlara hatta zaman zaman bölgeye de verilen isimdir.

Ermeni tarihçi Moses Chorenensis’in Ermenilerin atalarının Hz. Nûh’un oğlu Yâfes’ten gelme Hayk olduğunu söylemesi önemlidir. Zira Moses Chorenensis, Ermenilerin atalarını Aram ya da Arman, Armen kökünden uzak bir isme bağlamıştır. Böylelikle Moses Chorenensis aslında Ermenileri ismen de olsa daha özgün bir temele oturtmuştur. Bu konuya bir sonraki yazımızda tekrar temas edeceğiz.

Heredot, kendisinden sonra yaşayan antik çağ yazarlarından farklı olarak Ermenistan Bölgesi’nde yaşayan halk için doğrudan ‘Armen’ kavramını kullanmaktadır ve Ermeni toplumu hakkında ilginç tanımlamalar yapmaktadır. Ona göre Ermeniler, Frigyalılar’ın kolonlarıdır. Avrupa’dan Asya’ya göç eden ve Avrupa’da Bryg olarak isimlendirilen Frigyalılarla Ermeniler aynı geleneklere sahiptir. Hem Frigyalılar hem de Ermeniler Dareios’un kızlarından biriyle evlenmiş bulunan Artokhmes’in buyruğundaydılar.  Bu bilgi bizi Ermenilerle Frigyalılar arasındaki köken birlikteliğine götürmektedir.

Ermenilerle Frigyalılar arasında kurgulanan benzeşimlerin en önemli unsuru dil konusundadır. Bilhassa antik yazarlardan Heredot’un da bu konuya dikkat çekmesi önemlidir. Fakat araştırmalarda her iki millete ait dil verilerinin çok da benzeşmediği, benzese de milletlerin ayrı milletler olduğu açıkça yer almaktadır. Hatta Frigyalıların kolonlarının oldukça fazla olduğu ve Heredot’un bu konuda yeterli delile sahip olmadan bilgi verdiği de ifade edilmektedir. Anadolu’nun doğusuna göç ettikten sonra Frigyalılar’ın da Ermenilerin de Pers dilini kullanmaya başlaması bu durumu açıklar vaziyettedir.  Hatta Frigyalıların kullandıkları dile ilişkin formun proto-Greek ya da proto-Hellenic olduğu, Frigya dilinin de bu manada özgün bir dil olmadığı da araştırmalarda yer almaktadır.

Şu hâlde Ermenilerle Frigyalıların birlikte hareket ettikleri doğru olsa da kökenlerinin aynı olduğunu söylemek, en azından ‘Ermeniler, Frigyalıdır’ demek mümkün değildir.

Netice itibariyle bugünkü Ermeni milletinin ve yurdunun geçmişte ne şekilde isimlendirildiği, kaynaklarda hangi isimlerle anıldıklarını bir çırpıda ortaya koymanın mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Aktardığımız tüm bu karmaşık ve birçoğu delilden yoksun önerileri sonlandırabilmek için olsa gerek Moses Chorenensis gibi Ermenilerin millî tarihçileri, Ermenilerin kökenlerini çok daha farklı bir yaklaşımla izah etme durumunda kalmışlardır ki bu da bir sonraki yazımızın konusunu oluşturmaktadır.


26 Nisan 2021 Pazartesi

TARİHÎ SÜREÇ İÇERİSİNDE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ- I


TARİHÎ SÜREÇ İÇERİSİNDE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ- I

- ERMENİLERİN KİMLİĞİ –

 

Doç. Dr. Cahit KÜLEKÇİ

Her ilim dalında olduğu gibi tarih alanında da birtakım usûller vardır. Bu usûller evrenseldir ve kişisel biçimlendirmelerden uzaktır. Bölgelere, ülkelere, şehirlere, kabilelere veya kültürlere göre değişiklik arz etmez. Alanla ilgili yazılanların ya da herhangi bir platformda öne sürülenlerin, mutlak sûrette bu usûller çerçevesinde olması beklenir. Aksi halde yazılanların, söylenenlerin en basit ifadeyle sübjektif karakterli hezeyanlara dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu bağlamda özellikle siyasî argümanların eşlik ettiği tarihî olaylara dair yaklaşımlarda bunun en bariz örneklerini görmek mümkündür ki, konumuz gereği biz sadece, artık yılın belirli dönemlerinde hatırlanan, hatırlandıktan ve yeteri kadar kullanıldıktan kısa bir süre sonra gündemden tehcir edilen Ermeniler üzerindeki söz konusu etkiyi ortaya koymaya çalışacağız.

Ermenilerin kim oldukları, nereden geldikleri, kısacası antik tarihleri hakkında net bilgiler yoktur. Bununla birlikte Ermeni milletinin özellikle erken devirlerini yazanlar kurgularını, anlatımlarını Ermenilerin tarihlerine ait millî verilerden uzak bir halde Frigya, Urartu, Pers İmparatorluğu, Roma- Hıristiyan İmparatorluğu ve bunların kültürleri, dinî akîdelerinin gelişimleri ile temellendirmişlerdir.  Hatta zaman zaman bu araştırmalara, kimi yerlerde Yahudiler dahi eklenmiş, Yahudilerle Ermenilerin kökenlerinin bir olduğuna dair son derece tuhaf çıkarımlarda bulunulmuştur.

Öte yandan Ermeni tarihinden zikrettiğimiz unsurlar çıkarıldığında, Ermeni milleti hakkında verilebilecek çok fazla bilgi kalmayacak, verilen kısmî bilgiler ya gerçeğe tesâdüf etmeyecek ya da eksik olacaktır. Esâsen ne Roma ve Pers İmparatorluğu’nu ne de zikrettiğimiz sâir medeniyetleri, hâkim dinî inanışları, mitolojik figürleri, kültürleri bir tarafa bırakarak Ermenilerin millî tarihlerini incelemek, erken tarihlerine dâir ilmî teoriler ortaya koymaya çalışmak da doğru değildir. Çünkü Ermenilerin erken tarihlerinin ulusal bir yaklaşımla izah edilme çabası, en başta kaynak yetersizliğinden ve Ermenilere ait bilgilere genelde efsanevî bilgiler eşlik etmesinden dolayı, sağlıklı sonuçların çıkmasına engel olmaktadır. Bir milleti nitelemek için kullanılan ‘Ermeni’ kelimesi bilhassa son yüzyıllarda, Anadolu’nun doğusunda, ‘Ermenistan’ olarak anılan bölgede yaşayan ve Hıristiyan olan insanların ırkî hususiyeti gibi algılanmaya başlanmıştır.

Söz konusu kelimenin ele alınışı ile algılanış biçimi zamanla bölgede yaşayan insanların karakter ve ruhunda, siyasî açıdan mühim farklar meydana getirmiştir. Bir çeşit politik mesele gibi görünen bu durum karşısında Ermeniler olarak isimlendirilen millet de kendilerini bölge ile doğrudan ilişkilendirip, diğer milletleri yok sayarak, sonsuz mitolojik vasıflı uydurmalar yoluna girmiştir ki günümüzde bu durumla ilişkili söylemlerin hayli arttığı ve siyasî söylemlerin de bunların üzerine kurulduğu görülebilmektedir.

Neredeyse tüm tarihî kaynaklar tarafından reddedilmesine rağmen politik birtakım güçler, mutlak bilgiye dayanmayan ancak çokça yayılmış olan Ermeni- Ermenistan Bölgesi arasındaki münasebet hakkında tarafsız ve aydınlatıcı bilgilere, ne yazık ki, uzak kalmışlardır.  Hatta çoğu zaman bu durum Ermeni olarak anılan milletin de tarihî olaylara bakış açısını etkilemiştir. Oysa Ermeni kelimesinin, belirli bir halka matuf olarak kullanılmaya başlanmasının tarihi bile henüz tam olarak bilinememektedir.

Burada hemen şunu ifade edelim, günümüzdeki Ermenilerden ve Ermenistan’dan farklı olarak, Ermeni- Ermenistan kelimesinin tarihî kökeni oldukça eskiye dayanmaktadır. Önemle bir kez daha ifade etmemiz gerekirse kökeni itibari ile eski olan Ermeni ya da Ermenistan kelimelerinden bugünkü Ermeni halkı kesinlikle anlaşılmamalıdır.  Yukarıda bahsettiğimiz siyasî muharriklerin kabullenemedikleri de özellikle bu bilgidir. Nitekim günümüzde uluslararası kullanımda olan Ermeni ya da Ermenistan kelimelerinden kastın, haritalarda Ermenistan olarak anılan platoda yaşayan halkı temsil ettiği fakat bölgenin, Ermeni kültürü ya da tarihsel anlamda bölge ile Ermeni halkının ilgisinin olmadığının altı pek çok araştırmada çizilmektedir.

Şu hâlde Ermeni milleti ve Ermenistan için kaynaklarda kullanıldığı ifade edilen sıfatlar, kavramlar ve tanımlamaların incelenmesi fevkalâde önem taşımaktadır ki bir sonraki yazımızda da bu kavramları ele alacağız.


 

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN