1 Mart 2021 Pazartesi

İlahiyat Akademisinin Siyer’i Keşfi

 


Prof. Dr. Şaban ÖZ

Son dönemlerde İlahiyat akademisinin bütün disiplinleri Siyer’i yeniden keşfetmiş gibi. Kur’an’ın nüzul ortamının bilinmesi… Hz. Peygamber’in hadislerinin vürud zemininin bilinmesi… Ahkamın Cahiliye kökenleri… Hukukun sahadaki karşılığı… İslam düşüncesinin kökenleri… Mezheplerin siyasî/dinî altyapısı… İlk İslam toplumundaki yapılar… Sahabenin kıraati… Kabilelerin şiveleri… Arap şiiri…

Bir Âlimin İktidarla İlişkisi

 

Ebû Ömer b. Dâvud

 Zührî (ö. 124/742) İslam ilim geleneğinde önemli bir isim… İlmî çalışmalarıyla yetiştirdiği öğrencilerle ve Emeviler döneminde iktidarla kurduğu ilişkiyle dikkat çeken biri… Zührî iktidarla olan ilişkisini kendisinden nakledilen uzunca bir rivayette anlatıyor:


24 Şubat 2021 Çarşamba

17 Şubat 2021 Çarşamba

14 Şubat 2021 Pazar

Ömerli’de Çocuk Oyunları

 


Adnan DEMİRCAN

Başka çalışmalarım sebebiyle Ömerli’yle ilgili yazılara biraz ara verdim. Daha önce Ömerli’de çocukların gündelik hayatlarından söz etmiştim. Şimdi de biraz çocukların dünyasını inşa eden, ancak genellikle ihmal ettiğimiz bir konu olan çocuk oyunlarıyla ilgili hatırladıklarımı anlatayım.

Pellé

13 Şubat 2021 Cumartesi

Tarih ve Gelenek


İbrahim Halil ER

Tarih, bir gelenek inşa ettiği gibi, mevcut geleneğin de kaydının tutulduğu bir hafızadır. Geleneklerimiz, bizi biz yapan unsurlardır. Çünkü her ideoloji ve din bir süre sonra toplumların hayatında gelenek olarak varlıklarını sürdürürler. Buna islami tabirle sünnet, yani gidilen yol diyebiliriz.

7 Şubat 2021 Pazar

Adaletin Üç Sütunu


Doç. Dr. İbrahim BARCA

ما هیچ و جهان هیچ و غم و شادی هیچ
خوش نیست برای هیچ ناخوش بودن
 (ابوسعید ابوالخیر)

Biz bir hiç, âlem bir hiç, keder ve neşe de bir hiç
Bu yüzden bir hiçe hoş olmamak yaraşmaz hiç

(Ebül-Hayr Said)

6 Şubat 2021 Cumartesi

Tarih ve Hadis Açısından Ravi Özelliği


İbrahim Halil ER

Kişi Eleştirisi (Ravi):

Olayları bize nakleden görgü tanıkları veya onlarla irtibatlı kişilerin anlatımlarına rivayet ve bu kişilere de ravi denir. Her ne kadar İbni Haldun kişi yerine nedenselliği önerse de tarih aynı zamanda bir olaylar ve rivayetler dizisi olduğundan olayları bize nakleden raviler hakkında bilgi sahibi olmamız olayları çözümlememizde etkin olur.
Buradaki kişi eleştirisi olayları yapan kişiler değil, olayları nakleden kişilerdir. Bu yönteme aynı zamanda isnad yöntemi denilmekte olup, bunun kurucusu hadisçilerdir.
Hadislerde özellikle ravilerin iyi incelenmesi bize nakledilen hadislerin sıhhati konusunda önemlidir. Hadis konusunda ravilerin güvenlik derecesi en üst düzeyde tutulurken aynı titizlik tarihi rivayetlerde ve ravilerde gösterilmez. Bunun temel nedeni de hadislerin aynı zamanda dinin kaynaklarında olması ve her hadisin bir dini hükme yol açmasından kaynaklanır.

2 Şubat 2021 Salı

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma Yazdı: Aures Dağları’nın Yamaçlarından İnerken…

 Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

Dağları kendisine sevgili edinmiş olan Tarihçi, birkaç arkadaşıyla birlikte Tunus’tan hareketle Cezayir yolculuğuna çıkmıştı. Cezayir, özellikle de dağları, mevsimin en güzel günleri olan bahar mevsimini ve onun da en tatlı ayı olan nisan ayını yaşıyordu…

Tunus’tan Cezayir’e doğru arkadaşlarıyla yol alırken, öyle güzel vadiler, ovalar, dağlar görüyorlardı ki, hangi birini fotoğraflayacaklarını seçemiyorlardı. Tarihçiye göre bu harikulâde coğrafyanın en güzel yönleri, tenha ve insanların mecbur kalmadıkça gitmeyecekleri/gidemeyecekleri bakir yerleriydi… Çünkü tabiat sizden kaçmıyor, çeşitli kuşlar, bülbüller, sakalar, özellikle de o güzelim “bal kuşları” size güzel güzel nağmelerinden demetler sunuyorlar…

Bügünden Tarihe Tarihten Bugüne İznik’ten Yarhisar’a Tarihi Gezme

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Efendim, bunca yıl Bursa’dayım, doya doya bir tarih ve kültür gezisi yapamadım. Gezmelerim oldu olmasına da, tarihe ve ecdat mirasına yakışır şekilde olmadı. Şöyle bir Osman Çetin veya Mustafa Kara hocalarımızla tarihe doğru bir gezmeye çıkamadım. Şimdi Osman hocanın “Bursa Gezileri” kitabını okuyarak telafi etmeye çalışıyorum.

26 Ocak 2021 Salı

Gelecekten Bugüne Bakmak

 

Prof. Dr. Adnan Demircan

Bugünden geçmişe baktığımızda önemli addettiğimiz birçok şeyin önemsiz ve anlamsız olduğunu görürüz. Bunu milletler, dinler, mezhepler, cemaatler için söyleyebildiğimiz gibi kendimiz için de söyleyebiliriz. Geçmişe bakarak ihmallerimizi, başarısızlıklarımızı, doğru ya da yanlış yerlerde duruşumuzu kritik edebiliyoruz.


20 Ocak 2021 Çarşamba

Müntehil

 


Doç. Dr. Cahit KÜLEKÇİ

Herhangi bir kelimenin kökenini, ait olduğu dili, tam olarak hangi sebeple ve ne zaman ortaya çıktığını, ilk olarak hangi kaynakta geçtiğini, ses ve anlam bakımından geçirdiği safhaları inceleyen bilim dalı etimolojinin bile algılayamadığı, betimleme konusunda çaresiz kaldığı anlar vardır. Anadolu’da ifade edildiği şekliyle söyleyecek olursak etimoloji bazen eli böğründe öylece bakakalmaktadır. Söz konusu hâllerin en sık yaşandığı alanlardan birisi de kuşkusuz akademi alanıdır ki o anlarda değil etimoloji, antik Yunan mitolojisindeki paranormal güçler bile kendilerini âciz hissederler. Bu hissin tarafımızdan tespit edilmesi de ayrıca tartışılmalıdır. Sahi siz Gerçeği İnciten Papağanın hikâyesini okudunuz mu?

18 Ocak 2021 Pazartesi

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma Yazdı: Uludağ’ın Gözyaşları

 


Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

İstanbul’un hızlı yaşamı Yaşlı Tarihçi’yi öylesine bunaltmıştı ki, neredeyse, yazdıklarının ahengini sürdüremeyecek, okuduklarını anlayamayacak hâle gelmişti. Ne var ki o, hem okumalıydı, hem de yazmayı hayal ettiği birkaç yazıyı da yazmalıydı. Kâinatı yaratmış olan Allah, son peygamberinin şahsında okumayı emretmemiş miydi bütün insanlara?... Onun için okumalıydı…

15 Ocak 2021 Cuma

Hz. Peygamber’in Hz. Zeyneb’le Evliliğine Niçin Takılıyorlar?

 


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

 -Hocam, Ahzab 37. ayette geçen Hz. Peygamber’le Hz. Zeyneb’in evliliğine takılıyor bazıları. Zeynep kimdir ve olayın aslı nedir?

-Evet, ilginç bir takıntı. İlginç olduğu kadar da şaşırtıcı. Efendim, Hz. Peygamber’in ailesinde iki Zeynep var. Biri kızı diğeri eşi. Kızı Zeyneb’in de hayatı çile dolu. Uzun süre hicret edemedi. Kocası izin vermedi, Mekke’de mahsur kaldı. Hicret yolunda saldırıya uğradı ve yaralandı. Otuz bir yaşında vefat etti. Gerçi cahiliye dönemi kadınlarının hepsinin hayatı çileliydi. Ne hakları vardı ne değerleri. Babalarından kalan mala bile mirasçı olamazlardı. Daha kötüsü miras malı gibi görülürlerdi. İslam geldi de haklarında ciddi düzelmeler oldu. Bugünden o güne bakanlar anakronizm türü hikayeler yazıyorlar.

Hz. Peygamber’in (s.a.v) Eşi: HZ. ZEYNEB BİNT CAHŞ (R.AH.)

Prof. Dr. Adem APAK

BUÜ İlahiyat Fakültesi

Hz. Peygamber’in (s.a.v) aynı adı taşıyan iki hanımından biri olan Zeyneb bint. Cahş (r.ah.) Mîlâdî 588 yılında Mekke’de dünyaya geldi. Annesi Hz. Peygamber’in (s.a.v) halası Ümeyme bint. Abdülmut­talib’dir.[1]

12 Ocak 2021 Salı

Adaletin İntikamı

Doç. Dr. İbrahim BARCA

 

چه خوش گفت فردوسی پاک زاد

که رحمت بر آن تربت پاک باد

میازار موری که دانه‌کش است

که جان دارد و جان شیرین خوش است

 

 

Pak olan türbesine rahmet insin asil Firdevsi’nin ki

ne güzel demiştir:

 “Tane taşıyan karıncayı bile incitme.

Zira o da can sahibidir. Can ise hoş ve tatlıdır.”

(Şeyh Sadi eş-Şirazi)

 

Günümüzde inançlıların birçoğunun inançlarını ve amaçlarını yitirmesi ve yitirdikleri amaçlarının yerine kendilerini ikna edebilecek bir amaç koyamamaları; akıl, bilinç ve ruh dâhil her yönden diğer canlılar gibi olduklarını düşünmeye başlamaları; önceden tabiata ve tabiat ötesine yükledikleri anlamların anlamsız ve yanlış olduğuna inanmaları; her şey hakkında şüphe içine düşmeleri adaleti de olumsuz etkilemiştir. Aksi durumda adaletsizlikler ve zulümler olmuyor değildi. Fakat zaman içinde yavaş da olsa adalet gerçek manada gelişme gösteriyordu. Adalet önceden deruni ve sahici bir şekilde gelişme ve ilerleme gösterirken, bugün zamane insanın bu halinden dolayı sahte ve daha çok zahiri bir şekilde güya ilerlemektedir. Aslında adalet şu an dairesel bir devinim içine hapsolmuş ve onu bu döngüye hapseden insandan intikam almaktadır. Aslında bu durumda karşılıklı etkileşim yaşanmaktadır. İnsan, bu halde olduğu için, adalet de olumsuz etkilenmekte ve insanın onu hapsetmesine karşılık o da insanı bu haline hapsetmektedir. Bu meyanda adaleti ve adaletin konularını tanımaya ve tanıtmaya yarayacak düşüncelerin, çalışmaların ve aktivitelerin bu dairesel döngünün yeniden ilerleyen bir düz düzleme evrilmesine katkı sunabileceği düşüncesindeyim.

Adalet halifeyi kraldan ayıran en önemli özelliktir. Bu yüzden Hz. Ömer (ra), bir gün etrafındakilere “Bilmiyorum ben gerçekte kral mıyım yoksa halife miyim?” diye sormuştur. Orada bulunanlardan birisi, “İkisi arasında fark vardır. Halife hak olanı alır ve hak olan yere koyar. Allah’a hamd olsun ki sen işte öylesin. Kral ise insanlara zulmeder, oradan buradan alır, oraya şuraya koyar,” diye cevap verdi.[1] Bu durum, “adil kral halifedir, zalim halife ise kraldır” şeklinde de ifade edilebilir.

Adalet siyasettir ve siyaset adalettir. Her türlü ve her kademedeki siyaset adil olduğu kadar siyasettir. Adil olmayan siyaset, siyaset değil, zulümdür. İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, insanlar anlasın diye siyaset kavramını kullandığını ifade ettikten sonra adil siyasetin tamamen adalet ile aynı olduğunu zikretmiştir.[2]  Ferdi ve toplumsal bağlamda adalet, herkese hakkının verilmesi ise eğer tevhid Allah’a hakkını vermektir, haşir hem Allah’ın hem de adaletin hakkını vermektir, nübüvvet hem Allah’ın hem de elçilerinin hakkını vermektir.

Adalet, faziletlerin tümüdür. İbn Miskeveyh’e göre adalet faziletlerden bir bölüm değildir,  faziletlerin tümüdür. Yine ona göre zulüm de rezilliklerin bir bölümü değil, rezilliklerin tümüdür.[3]   

Adalet akıllı olmak, aklı kullanmaktır. İmam Gazzâlî, “Adaleti sağlamak akıllı olmaya delalet eder”   demiştir.

Adalet esasların esasıdır. Ba‛lebekî, “Acemler ve Araplar adaletin esasların esası olduğu konusunda ittifak etmişlerdir” demiştir.[4]  

Adalet, hiç kimseyi kayırmamaktır, kuralları ve kanunları herkes için işletmektir. Hz. Ömer, Hâlid b. Velîd’in malının yarısına ve Amr b. Âs’ın sarığının yarısı ile ayakkabısının tekine kadar malının yarısına el koymuştur.[5] O, bu malları haksız bir şekilde elde ettiklerine inanmış ve bu malı onlardan alıp gerçekten hak edenlere vermek istemiştir. Hz. Ömer, mallarını müsadere ettiklerinin kim olduğuna, toplumdaki makamlarına ve geçmişteki hizmetlerine bakmamıştır.

Adalet, dünya ve ahiret mizanıdır. İbnü’l-Arabî, “Adalet, yeryüzünde konulmuş mizandır ve adalet ahirette da kullar arasında hakem olacak, adalet şeriatçe emredilendir, mülk cesetse adalet ruhudur ve adalet olmayınca mülk harap olur.”[6]

Adalet; adaletsizliği görmek ve göstermektir. Ebû Hanîfe, Abbasi halifelerinden el-Mansûr tarafından kadılığa tayin edilmek üzere görevlendirilmek istendiğinde, teklifi kabul etmeyip halifeye şöyle cevap vermiştir: “Allah’tan kork ve bu görevi Allah’tan korkanlardan başkasına verme. Vallahi, ben senin iyi halinde bile razı olmadıklarındanım, ya senin öfkeli hâlinde hâlim nasıl olur acaba? Benden daima memnun kalacağından emin değilim. Bir davada aleyhine hüküm verirsem ve sen beni Fırat nehrine atıp boğmak veya hükmümü iptal etmek arasında bırakırsan, ben boğulmayı tercih ederim.”[7] 

Adalet sahibi manasındaki adl, Allah’ın isimlerindendir. Allah’ın tam ve değişmez mutlak manada adil olduğunu ifade eder. Zira Allah, tüm noksan ve eksik sıfatlardan münezzehtir. Ancak mümkün alemdeki her şey değişkendir ve değişiklikleri kabul etme özelliğine sahiptir. Bu yüzden ilahi adalet için mutlaklık söz konusu iken mümkün alemdeki mutlaklık ancak mecazi olabilir. Bununla beraber, neticede tüm adaletlerin kökeninde ilahi adalet yer aldığı için değişen tabii, toplumsal ve ferdi adalet çeşitlerinin özü ilahidir ve o öz değişmezdir.

Değişen adalet var ve adaletin değişmeyen ilahi özü var. Allah’ın farklı devirlerde farklı peygamberler ve kitaplar göndermiş olması, ilahi adalet dışındaki adalet çeşitlerinin –mutlak denilse de- değişebileceğine bir delildir. Değişmeyen ise tabii, toplumsal ve ferdi adaletin içinde var olan ilahi adalet özüdür. Hz. Peygamber’in adaletli olduklarından dolayı kendisinden önce yaşamış Fars kralı Enüşirvan’ı ve çağdaşı Habeş kralı Necaşi’yi övdüğü nakledilmiştir.  Eğer bu haberler sahihse, anlaşılan onların farklı dinden olmaları ve hatta kendi dönemlerinde ve coğrafyalarında bizzat onlardan kaynaklanan bazı haksızlıkların meydana gelmiş olması onların adil olarak nitelendirilmelerine engel teşkil etmemiştir.  Çünkü adalet –ilahi adalet ve ilahi adalet özü hariç- zaman ve mekana göre değişebilen ve mutlaklığı bile mecazi yön taşıyan bir olgudur. Bunu en iyi kavrayanlar ve bu doğrultuda hareket edenler tüm insanlık tarihinde adil olarak vasıflandırılmışlardır ve bu vasfı hak etmektedirler. Geçmişte yaşamış adil denilen bazı insanlara bugün bakıldığında o denli adil olmadıkları düşünülebilir. Ancak o adil diye tavsif edilmiş insanlar hakkındaki bu düşünce ve hüküm adil değildir. Zira adaletin çok boyutluluğunun, dinamik yapısının, mutlaklığındaki mecaziliğin ve değişmeyen ilahi özünün farkına varılmamış ve kavranılmamış olunması; bu haksız, yanlış düşünce ve hükmü doğurmaktadır. Fârâbî, Medine-i Fâzıla ütopyasında ideal yöneticinin sonradan daha iyi olanı gördüğü için eski hükümleri değiştirebileceğini; ideal yöneticinin halefinin de selefinin eski hükümlerini değiştirebileceğini belirtmiştir. Çünkü selef, o yeni hali görseydi kendisi de bizzat kendi hükümlerini değiştirirdi, demektedir.[8]  Hz. Ömer (ra) bir defasında, gece boyunca ağlayan bir çocuk sesi duyar, annesini çok defa uyarmasına rağmen çocuğun ağlama sesi bir türlü durmaz. Sonunda Hz. Ömer, kadına, sen nasıl kötü bir annesin ki çocuğu susturamıyorsun tarzında serzenişte bulunur. Kadın, Ömer, sütten kesilmeyen çocuklara bir atiyye bağlamıyor, ben de çocuğumu sütten kesmeye çalışıyorum, ama çocuk işte, bunu kabul etmiyor, dedi. Hz. Ömer, kaç aylık, diye sorunca, kadın da şu kadar aylık diye cevap verir. Hz. Ömer, tamam acele etme, dur, der. Akabinde Hz. Ömer, cemaatle sabah namazına durur. Çocuğun ağlama sesinden insanlar, sabah namazında ne okuduklarını bile anlayamazlar. Namazı kılıp selam veren Hz. Ömer, Ömer’e veyl olsun! Kim bilir, şimdiye kadar kaç Müslüman çocuğun bu şekilde canını aldı, diye söylendi ve  “artık yaşına bakılmaksızın tüm doğan Müslüman çocuklara atiyye verilecektir”, duyurusunu her tarafa yaymak için görevliler gönderdi. 

Adalet hakkında daha birçok tanımlama yapılabilir. Ancak biz, bu yazımızda bazı İslam alimlerinden ve Müslüman yöneticilerden onun bazı yönlerini açıklayan örneklerle yetindik. Adaleti tanımak ve tanıtmak, yazımızın başında da dile getirdiğimiz gibi adaletin gelişmesine katkı sunar. Fakat adaletin konusu olan canlı ve cansız varlıkları da yeniden tanıma ve tanıtma adaletin gereğidir. Zira doğru tanımlanamayan ve anlam verilemeyenlere gerçek mana da adil olunamaz.  Şeyh Sadi eş-Şirazi’nin doğru tanıma ve anlam verme, buna mukabil adil olmaya dair güzel beyitleri ile yazımızı sonlandırıyoruz. Bu beyitler, yazımızın başında bulunmaktadır.  

 



[1] Ebû Abdillâh Muhammed b. Sa‘d b. Menî‘ el-Kâtib el-Hâşimî el-Basrî el-Bağdâdî, et-Tabakâtü’l-kübrâ, 10 c., 1. baskı, Kâhire: Mektebetü’l-Hâncî, 2000, 3: 286.

[2] İbnü’l-Kayyim Cevziyye Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ebî Bekr ez-Züraî ed-Dımaşkî el-Hanbelî, et-Turuku’l-hükmiyye fi’s-siyâseti’ş-şerʿiyye,  Kahire: Matbaatü’l-Adâb ve’l-Müeyyed, 1317, 14.

[3] Ebû Alî Ahmed b. Muhammed b. Ya‘kūb b. Miskeveyh el-Hâzin, Tehzîbü’l-Ahlâk, thk. İmâd el-Hilâlî, Beyrut: Menşûrâtü’l-Cemel, trz., 344.

[4] Ba‛lebekî, Muhammed b. Muhammed b. Abdülkerîm, Hüsnü’s-sülûk fî siyaseti’l-mülûk, thk Fuâd Abdülmünim Ahmed, Riyad: Darü’l-Vatan, 1416, 55.

[5] Cüveynî, İmâmü’l-Haremeyn, el-Giyasi/İslam’da Başkanlık Sistemi, trc. Abdullah Ünalan, İstanbul: Mevsimler Kitap, 2016, 174.

[6] Muhyiddîn Muhammed b. Alî b. Muhammed et-Tâî el-Hâtimî, Tedbîrâtü’l-ilâhiyye fi islâhi’l-memleketi’l-insâniyye, Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2003, 52.

[7] Corci Zeydân, Tarîhü’t-temedüni’l-İslâmiyye, 5 c., Beyrut: Menşûrâtü Dâru Mektebetü’l-Hayât, trz., 1: 238.

[8] Ebû Nasr Fârâbî, Kitâbü’s-Siyâsâti’l-medeniyye, thk. Fevzî Mihterî Neccâr, Beyrut: Tab‛etü’l-Katolikiyye, 1964, 81.

31 Aralık 2020 Perşembe

Bizim Evden Haberler


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

GENEL MANZARA

Acayip bir yıl geçirdik. Ne varsa gördük: Koronası-çekirgesi, salgını-savaşı, ambargosu-savunması, cinayeti-tacizi, arsızı-hırsızı; pisliğini örteni, gözünü yumanı, kulağını tıkayanı, aklımızla alay edeni; insanlık düşmanı ırkçıları, İslam korkusu üreten zorbaları, yersiz yurtsuz masumları…  Hepsini bu geçtiğimiz yıl içinde gördük vallahi! Bunlar hem bizim evde hem dışarıda. Anlayacağınız her yanda. Eskilerin dediği gibi umum-i belvâ. Herkesin başına bela, herkes bir şekilde müptela. Genci-yaşlısı, kadını-erkeği, amiri-memuru, köylüsü-kentlisi, işçisi-patronu… Hiç fark etmiyor, yakalıyor, yakasını bırakmıyor, ya biri ya öteki. Bir boşluğun, sarhoşluğun, gafletin, açığın veya açlığın olmaya görsün! Hele bir de varsa hırsın ve hevesin, gemlenmez arzuların, görünme ve gösterme tutkuların; peşindeysen hazların, baştan çıkaran havaların, uçuran gazların, süründüren tozların, esrarlı ortamların, saçma tılsımların, kötü alışkınlıkların, akla ziyan taşkınlıkların…

15 Aralık 2020 Salı

İlahiyat ve İslami İlimler Fakültelerinin 120. Yılı: -III- İlahiyat Programları Kaygılar Sorunlar ve Tepkisellikler

 


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

PROGRAMLARIN HAZIRLANMASINDAKİ KAYGILAR

Kuruluşundan itibaren ilahiyat programları dönemsel kaygılar doğrultusunda hazırlandığından her dönemin rengini almış ve yine her dönemde tartışma konusu olmuştur.  Öte yandan Yüksek İslam Enstitüleriyle başlayan İslam medeniyet ögelerinin tamamını kapsayacak program kaygısı, ders maddelerinin çoğalmasını, ders yoğunluğunun artmasını beraberinde getirmiştir. Böylesi geniş çerçeve içinde akademik derinliği yakalamak ve mesleki yeterliliği elde etmek oldukça zorlaşmıştır. Bu şekilde dönemsel kaygılarla hazırlanan programların olumlu ve olumsuz yönlerini şöylece sıralamak mümkündür:

3 Aralık 2020 Perşembe

İlahiyat Fakültelerinin 120. Yılı: -II- İlahiyat Fakültelerine Yüklenen Görev

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu 1949’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi açılması oturumunda şunları söylüyordu:

Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu (Kırşehir) – … Bir İlahiyat Fakültesi kurulmasından maksat medreseyi diriltmek değildir. Çünkü Fakülte ile medreseyi ayıran çok temelli bir karakter vardır. O da şudur: Medresenin çalışması nassi, apriyori, kablettecrübîdir. Fakülteler ilim evleri olduğundan, bunlar mukayeseye, müşahedeye ve en sonunda da mümkün olursa, izaha çalışmaktadır. Yani birincisi sübjektif olduğu kadar, ikincisi objektiftir. O halde hükümetin şayan-ı dikkat olan isteği şudur: Bütün manasıyla ilim haysiyeti ve ilim karakteri taşıyan bir fakülte meydana getirmek. Öylesine bir fakülte ki, diğer fakültelerden hiç bir surette ayrılığı olmayacaktır.

Bizim istediğimiz İslâm İlâhiyatı Fakültesidir. Ama medrese değil, ilmi karakter taşıyan İslâm İlâhiyat Fakültesi. İslâm dinini; İslâm mezheplerini … ilmî surette tedkik edecek bir ilmî fakülte.

İlâhiyat Fakültesini açmayı büyük bir olay olarak kabul ediyorum kendi hesabıma. Bunun feyizlerini ve nimetlerini daha sonra göreceğiz.

Şimdi benim nazar-ı dikkati celbetmek istediğim nokta şudur: Kısaca tebarüz ettireyim. İlahiyat Fakültesi İslâmiyeti bütün olarak tetkik etmekle beraber metotlarında, meselelerinde müspet ilimlere dayanmalıdır. Bu budur, efkâr-ı umumiyece bu vuzuh faydalıdır.

Bu İlâhiyat Fakültesi Atatürk inkılâbından sonra ikinci defa Türkiye’de açılıyor. İlk defa Atatürk İnkılâbından sonra İstanbul Üniversitesi içinde kurulmuştu. O İlâhiyat Fakültesinde benim de mesuliyetim vardı. Bir nevi sosyoloji fakültesi yaptık. Fakat burada yani Fakültede İslami bilimler esas, sosyolojik bilgiler yardımcı olacaktır.

*



İslam dünyası XIX. yüzyıldan itibaren batıdaki iki gelişmeden oldukça etkilendi. Birincisi yukarıdaki konuşmada da ifade edildiği gibi pozitivist (müspet ilimlere dayanan) anlayışla ortaya konulan başta sosyoloji olmak üzere sosyal bilimleri adeta kutsama ve bunları dini bilimlerin yerine ikame etme. Hatta pozitivist yaklaşımla dinî bilimlere ayar çekme. İkincisi ise batıdaki Kitab-ı Mukaddes çalışmalarını Kur’an ve Hadislere uygulama. Bu iki çaba bizim köklü ilim geleneğimizin ihmal edilmesini ve ilimler sınıflamasının tersyüz edilmesini beraberinde getirdi.

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN