31 Temmuz 2018 Salı

Edep Yahu!


Edep Yahu!
Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Eskiden toplumumuzda “edep yahu” diye bir ahlâk kanunu vardı! Müslüman toplumunun yüzde doksan dokuzu da buna uyar edeplerinden taviz vermezlerdi. Yani edepsizlik yapmaz, insan gibi yaşarlardı! Eskilerimiz belki fakirdiler amma, gönülleri sevgi ve samimiyetle taşardı. Yani gönülleri, henüz modernizm zehiri ile zehirlenmemişti. Çünkü Allah korkusu diye bir şey vardı. “Re’su’l-hikmeti mehafetullah” diye bir umdeleri vardı Müslümanların! Müslüman, Müslümana iftira atmaz, kendi hevâlarına göre hareket etmezlerdi. Müslümanlar ahlâk diye bir şeye inanırlardı. Yani ahlâksız değillerdi! Başkasının söylemediğini, ona izafe edilmesinin ahlâksızlık olduğunu bilir, inanır ve ona göre hareket ederlerdi. Şimdi ise o “Allah korkusuna dayalı ahlâk sistemi” terk edilip, onun yerine “tango ve entel Müslümanlar” çıktı ortaya. Bunlar Resûlullah’ı bilmez, kendi ırklarından olmadığı için onu sevmez, onun Sünneti’ni kendisine rehber edinmez, İslâm’ın ne olduğundan habersiz, Kur’an ayetlerini bile kâle almayan, “whatsapçı İslâmcılar”dır ki; bunlar, kahve köşelerinde oturur, nargile çeker, onu-bunu çekiştirir ve kendi isimlerini ortaya çıkarmaktan korkan(çünkü kendi isimlerini verirlerse, hiçbir şey olmadıkları ortaya çıkar) ve tek sermayeleri slogan olan müfterilerdir! Kur’an-ı Kerim’e inanmadıkları için, Allah’ın, “size bir haber geldi mi, onu araştırınız” ayet-i kerimesine inanmadıklarından, ya da cehaletlerinden dolayı bilmediklerinden, araştırmadan, birilerine bir şeyler izafe ederler; daha doğrusu iftira ederler!. Bu taife-i cahiliye, asla kitap okumadıklarından, sadece internetten beslenirler. Özellikle yalan haberlere bayılırlar. Sansasyon yapmak için, zîrlerindekini açıklamaktan korktuklarından, hezeyanlarını, başkalarına söyletmeye çalışırlar! Oysa o başkalarının, bu haber hırsızı müfterilerin mekrinden haberi bile yoktur!

29 Temmuz 2018 Pazar

Emir’le Muhammed Ali Clay

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Paris’teki öğrencilik yıllarımdaydı. Bazen doktora dersleri için Collège de France’taki derslerime, bazen de kütüphaneye gidiyordum. Kütüphaneye gittiğim bir gün, İranlı bir âlimle tanıştım. Adı Mohammad Mukrî idi. O da, o zamanki “şahlık diktatoryası”na dayanamamış, Fransa’ya iltica etmiş İran’ın Kirmanşah bölgesinden bir Kürt âlimdi. Bir gün, kahve molası sırasında bana, “İhsan Bey, sen Türkiye’den burslu musun, yoksa baban mı seni okutuyor? diye sordu. Ben de, “babam beni Fransa’da okutacak kadar zengin değil, Türkiye’de burs sınavını kazandım; öyle okuyorum” dedim. “Peki, istediğin kitapları satın alabiliyor musun?” diye sordu. Ben de, “hayır” dedim. Bana, “biraz para kazanmak ister misin?” diye sordu. Ben de “evet” dedim. “Bak! dedi. Benim ilkokula giden bir oğlum var. Biliyorsun Perşembe günleri okul tatildir. Sen Perşembe günleri sabah öğlene kadar bizim eve gel ve bu çocuğa İslâm’a dair ne biliyorsan anlat; Hristiyan olmasın! Ben de onun karşılığında, kitap alabilecek kadar para veririm” dedi. Ben de kabul ettim ve Perşembe sabahları Mukrî Bey’in evine gitmeye başladım. 

27 Temmuz 2018 Cuma

Müslüman Yorgunluğu Ya da Müslümanın Müslümanla İmtihanı


Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca

Bugün dün olduğu gibi bütün ulusal ve uluslararası hesaplaşmalar, yönlendirme ve provakasyonlar bir tarafa bırakılırsa Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Pakistan’da, Türkiye’de, İran’da, Suudi Arabistan’da ve diğer tüm Müslüman ülkelerde istisnai zamanlar ve dönemler hariç tutulursa Müslümanlar, yine kendileri gibi Müslümanlarla genel manada bir arada huzur ve kardeşlik içinde yaşayamamakta, çatışmakta ve bazen birbirlerini karşı çok acımasızca davranmaktadırlar. Nitekim bugüne değin İslam Tarihine ve Müslümanların yaşamış oldukları coğrafyalara bakıldığında, Müslümanların hem birey hem de toplum olarak en büyük direkt veya dolaylı, çetin mi çetin imtihanlarını yine kendileri gibi Müslüman olanlar bağlamında verdikleri görülebilir.  Hatta maalesef Müslümanların birey veya topluluk olarak Müslüman kardeşlerine diğer herkesten daha kötü davranabilmesi neredeyse Müslümanların karakteristik özelliği haline gelmiş durumda. Örneğin Ortaçağda herhangi bir Müslüman memleketinde herhangi bir Müslümanın bir gayr-ı Müslime yaklaşımı, tutum ve davranışı kendi kardeşi olan bir Müslümana yaklaşımından, tutum ve davranışlarından daha çok insancıl ve olumluydu. Hem bu olumlu ve hoşgörülü tutum aynı dönemde Müslüman olmayan bir ülkede Müslüman olmayanın birisinin herhangi bir Müslümana yönelik tutum ve davranışları ile kıyas bile edilemezdi. Bugün de bu durum geçerlidir. Son dönemlerde şahit olunduğu üzere Suriye ve Irak’ta savaşan, Müslüman veya Müslüman olmayan ülkelerin de kendi çıkarları için kullandıkları Şii veya Sünni mezheplerine bağlı olduklarını dillendiren bazı radikal örgütler, kendi dinlerinden olan bir Müslüman’ı esir aldıklarında onun ölümden kurtulma şansı neredeyse yoktu, ancak başka bir dine mensup olanların çoğu onların esaretinden kurtulabildikleri gibi o örgüt elemanlarının misafirperverliklerine ve onlara yönelik sevgi ve sitayiş gösterilerine de şahit olabiliyorlardı.  

22 Temmuz 2018 Pazar

Evin Son Halini Arzımdır

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Sesler kulağımda uğultuya dönüşmüştü. Okunan kelimeleri duyuyordum ama anlamlar zihnimden kayıp gidiyordu. Bir tını gibi gelmeye başlamıştı kelimelerin peş peşe yeknesak kulağıma çarpışları… Birden irkildim. Bu öncekilerden farklı tonda bir sesti. “Ahanda haber geldi!” dedi… Ne haberi gelmişti, nerden gelmişti, kimden gelmişti? Bütün sorular bir anda zihnime üşüştü. Tane tane anlatmaya başladı. İki sayfadır bitmeyen cümlenin sonu şimdi bağlanmıştı. İki sayfalık uzun cümlenin haberini bulmuştu da ne çok sevinmişti. Hay Allah iyiliğini versin be hocam! Aklıma neler geldi…

17 Temmuz 2018 Salı

Cumhur İttifakı Neden Önemli

Prof. Dr. İlyas Topsakal
Türkiye cumhuriyeti tarihsel süreç itibariyle geçmişin mirasını geleceğe taşıyan aslında bünyesinde İslam’ın büyük devlet fikrini zımnen bünyesinde barındıran bir devlet teşekkülüne sahiptir.
Bu nedenle Batılıların doğu ve İslam deyince muhatap aldıkları ve idaresinde bulunan devlet erkanına itinayla yaklaştıkları bir devlettir. Türkiye demek aslında sadece sınırları belli ve anayasasıyla kaim bir devletten öte, misyonuyla doğuyu temsil eden ve hele hele Müslümanların Batıdaki yüzü demektir. Bu yönüyle Batıdaki İslam ve Müslüman algısı, doğunun batıyla kurduğu her türlü ilişkinin merkezindeki devlettir.

İslam Medeniyetinin Yeniden İhyası İçin Adalet

Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca

خدا ی بزرگترین از همه بزرگان می فرمودند که ما باید برای همه کس و برای همه چیز عادلانه می باشیم. چون عدالت نه به تنهی اساس ملکه بل که عدالت هم اساس دین و اجتماع  و تمدن انسانی است  

“Muhakkak ki Yüce Allah, herkese ve her şeye her hâlükârda adaletli olmamızı emreder. Zira adalet sadece mülkün değil dinin, toplumsal hayatın ve medeniyetin de temelidir.”

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Kitap Tanıtımı: Erken Dönem İslâm Tarihinde Asabiyet


Erken Dönem İslâm Tarihinde Asabiyet, Prof. Dr. Âdem Apak[1], Ensar Yayınevi, İstanbul 2016, ISBN: 978-605-9223-49-2, 335 sayfa
                                            Hazırlayan: İsmail TANRIVERDİ[2]
Asabiyetin oluşum sürecini ve nedenlerini temelden ele alan bu eser, İslâm Tarihinin ilk asrını cahiliye döneminden başlatarak asabiyetin o döneme etkilerini okuyucuya yeniden görme imkânı sağlıyor. Şüphesiz kapsamlı tarih okumaları yapmak farklı pencerelerden değerlendirmelerle mümkündür. Söz konusu dönem İslâm tarihinin ilk asırları ise bu dönemi asabiyetten bağımsız ele almak elbette ki mümkün değildir. Kabîle hayatının en etkin tezahürlerinden biri olan asabiyet, ilk dönem İslâm tarihinde gerçekleşen bütün olay ve olgularda kendini belli ettirmiştir. 

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Eveeet Doktor

Cağfer KARADAŞ
Çok büyük ideallerle başladı tıp fakültesine… Ne çok çalışmıştı. Gecesi gündüzü birbirine karışmıştı. Anacığı üstüne titrer, babacığı uzaktan seyredip için için gururlanırdı. Bir türlü belli edemezdi zavallı. Kucaklamak isterdi, “Yavrum seninle gurur duyuyorum” demek isterdi ama etrafın kendisini kınamasından korkardı. Erkek dediğin içten severdi. Öyle şapur şupur sevgi erkeğe yakışmazdı. O da babasını severde ama babanın bütün huyu suyu ona geçmişti. Babası gibi olup çıkmıştı vesselam. Kızdığı zaman anacığı, “Babası kılıklı nolocak?” derdi. Haklıydı da hani kadıncağız…

7 Temmuz 2018 Cumartesi

İbadîlerde İmar Fıkhı


Şehba Yazıcı
A.    İbadî Mezhebi
İslâm dünyasının en güncel ve canlı problemlerinden biri olan mezhep çatışmalarının temelleri, Hz. Peygamber’in vefatını takip eden yıllarda atılmıştır. Hz. Peygamber hayatta iken müslümanlar bir çatı altında toplanmış, ihtilaflar ve çekişmeler iman potasında eritilerek büyük ölçüde uzlaşma sağlanmıştır. Ancak onun vefatının henüz 35. Yılında içinden çıkılmaz bir hal alan muhtelif isyan hareketleri Hz. Osman’ın katliyle neticelenmiştir. Sorunları çözme gayreti kisvesiyle atılan bu adım bilakis ihtilafları derinleştirmiştir. Hilafete gelen Hz. Ali ise muhalif grupların gölgesinde bir yönetim icra edebilmiştir.

6 Temmuz 2018 Cuma

Ebû Zer el-Gıfârî’nin İslâm’dan Önce Namaz Kılması ve Müslüman Olması


Ebû Zer el-Gıfârî’nin İslâm’dan Önce Namaz Kılması ve Müslüman Olması


Cahiliye Araplarında namazın varlığına ilişkin delillerden biri, Ebû Zer el-Gıfârî’nin anlattıklarıdır. Onun,
-Resûlullah (sas) ile karşılaşmadan önce üç yıl namaz kıldım, dediği rivayet edilmiştir. Kendisine,
“Namazı kimin için yaptın, diye sorulunca,
-Allah için, cevabını vermiş;
-Pekiyi nereye yönelerek namaz kıldın, denilince,
-Rabbim beni nereye yöneltmiş idiyse oraya! Akşam vakti namaza başlıyor, gecenin sonuna kadar devam ediyordum. O zaman kendimi bir örtü gibi atıyor, güneş tepeme yükselinceye kadar öyle kalıyordum. Bir gün kardeşim Üneys bana,
-Mekke'de görülecek bir işim var. Benim işlerime göz-kulak ol, diyerek Mekke'ye gitti. Oraya varınca bana dönmekte gecikti. Nihayet gelince,
-Ne yaptın, dedim.

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Tek “Şâh”lı Satranç


Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA
Klasik ve oldukça masum gibi görünen “Satrançoyunu”, aslında zannedildiği kadar da masum değil. Neden “Vezir” her tarafa oynayabiliyor da, zavallı “at” sadece eğri bir tekme atabiliyor. Ya “fil”? Koca gövdesine rağmen, kendisine ayrılmış olan çizgisinin dışına çıkamıyor. “Kale”ler, asla kendisine çizilmiş olan kuralın dışında hareket edemiyor, yoluna ancak düz adımlarla(uygun adımlarla dememek için), yâni sağına soluna bakmadan/bakamadan devam edebiliyor... “Piyon”a gelince, herkes onun üzerine basıp geçiyor; o ise, bir adımdan fazla atamıyor; hizmetten hizmete koşuyor. Ve nihâyet, “Şâh” hazretleri geliyor ki, bütün oyun onun için oynanır.

Yazarlar