Nerde O
Eski Gavurlar!
Prof.
Dr. Şaban ÖZ
Son dönemlerde dikkatinizi çekiyor değil mi? Bir dönem “dinden beslenen”, hatta “dinden obez olanlar” dine saldırmaya başladılar.
Nerde O
Eski Gavurlar!
Prof.
Dr. Şaban ÖZ
Son dönemlerde dikkatinizi çekiyor değil mi? Bir dönem “dinden beslenen”, hatta “dinden obez olanlar” dine saldırmaya başladılar.
Bir
İlahiyat Kızılelması: Araplara Dinlerini Öğretmek!
Prof.
Dr. Şaban Öz
Bizim orada [Doğanyol] Bıyıklı Salih diye biri vardı. Rahmetli bir gün gelip enişteme “Osman” diyor “Araştırdım seninle biz amcaoğluyuz!” “İyi” diyor eniştem ama sormadan da edemiyor Salih Dayının günahı kadar sevmediği birinin adını vererek “Biz onunla da akrabayız, o zaman sen de onunla akraba oldun demektir!” Salih Dayı biraz durup, “Yok be emmeoğlu o kadar da düşmedik” diyor…
OTUZ
ÜÇ YIL SONRAYA MEKTUP
Şaban
Öz
17.12.1991
Otuz
Üç Yıl Önceye Mektup[1]
Prof.
Dr. Şaban Öz
15.12.2023
Sevgili 33 yıl önceki Ben!
Henüz 17 yaşındasın ve artık bir üniversitelisin. Sana yıllar sonradan tam tamına 33 yıl sonradan yazıyorum. Bu mektubu hiçbir zaman okuyamayacaksın ve okumadığın için aynı hataları yapacaksın…Ama bunun sebebi bu mektubu okuyamadığın olmayacak. Hem inatçısın hem laftan sözden anlamıyorsun… Hatta eminim bu mektubu okuyacak olsan “senin doğrularını yaşamaktansa kendi yanlışlarımı tercih ederim” diye ukala ukala konuşurdun!
Yemişim Rivâyetinizi...
Prof. Dr. Şaban
ÖZ
Daha önceki ilmin tabana yayılması çabalarını sorguladığım yazı yüzünden başıma gelenleri sanırım hepiniz biliyorsunuzdur. Eleştirdiğim bütün kesimler, hiçbir utanma duygusuna kapılmaksızın “bir ilahiyatçının itirafları” başlığını atarak ciddi ciddi ayar vermişlerdi. Hatta birçok ilahiyat hocası dahi ne dediğimi anlamaksızın bu vesileyle topa kafa uzatmışlardı...
DOĞU SEYAHATİ…
Prof. Dr. Şaban ÖZ
Aslında başlığı “Kürtlerle Altı Gün” diye düşünmüştüm ama eşimin “zaten ırkçısın bir de böyle başlık atarsan…” diye başlayan itiraz cümlesine kısmî haklılık payı verdiğimden başlığı değiştirmiş gibi yaptım.
Adnan Demircan Hocam…
Prof. Dr. Şaban ÖZ
Hepimizin bildiği bir gerçekle başlayalım; ülkemizde erişebilirlik her zaman hadsizlik, ukalalık, değerbilmezlik olarak geri dönüyor. En rahat ulaşılan hocalar, akademisyenler en az kıymet bilinenler sınıfında… Ama bir de randevulu görüşenleri, konferans, seminer için eşek yüküyle para isteyenleri, mailinize cevap vermeyenlerin gördüğü iltifatı düşünün… Geri kalmışlığımızın görgüsüzlüğümüzün ve hatta nankörlüğümüzün tezahürü…
BİR İHTİMAL DAHA VAR (İDİ)
Prof. Dr. Şaban ÖZ
18 Mart 2023 Cumartesi sabah saat
10:00…
İSAV tarafından düzenlenen Hz. Peygamber ve Muasırları -Yahudiler- sempozyumu açılış konuşması…
“Ve İnsan ‘Buna ne oluyor’ dediği
zaman”
(Zilzâl, 3)
Prof. Dr. Şaban ÖZ
Bir cebriden beklenilmeyecek düzeyde hatta hastalık derecesinde planlı yaşayan biriyimdir. Yıllık, aylık, haftalık, günlük planlamalardan söz etmiyorum; saatlik dakikalık planlamalardan… Bildiğiniz boş adam işi işte!
AH ULAN BİZ
CENNETLİKLER (!)
Prof. Dr. Şaban ÖZ
Hani bedevinin biri gelip Müslüman olur ve çıkışta o tarihi (bed)duasını yapar ya; “Ey Muhammed’in Allah’ı! Cennetine bir beni bir de Muhammed’i al, başka da kimseyi alma” diye!
Hristiyanlaştırılan İslam…
Prof. Dr. Şaban ÖZ
İçeriğindeki ithamı olmasa da ağırlığındaki sorumluluğu kabul etmek durumundayım. Ama açıkçası olan durumu ifade edecek başka da bir tanımlama bulamadım… Kim bilir belki yazının sonunda sizler de “harbi lan ne iş?” deyiverirsiniz…
İnsanlığın
İhtiyacı: Yeni Bir Müslüman…
Prof. Dr. Şaban ÖZ
Yok,
icat çıkartmak için veya ilgi çeksin de bir iki kişi fazladan okusun diye bu
başlığı atmadım. Bile isteye bizzat bunu kastederek attım. Şunu kabul etmemiz
gerekiyor ki, biz Müslümanların mevcut hallerimizle dünyaya söyleyecek pek de
bir şeyimiz yok!
Siyaset
konusunda yok!
İlim
konusunda yok!
Sanat
konusunda yok!
Ekonomi
konusunda yok!
Spor
konusunda yok!
İnanç
konusunda yok!
Saygı-sevgi
konusunda yok!
Değer
konusunda yok!
Çevre
konusunda yok!
Haklar
konusunda yok!
Engelliler
konusunda yok!
Gençler
konusunda yok!
Enerji
konusunda yok!
Yok
oğlu yok!
Tövbe
haşa ezberlenmiş yıllardır tekrarlanan, içeriği boş, kimin neyi kastettiği
belli olmayan cümleler hariç…
Hadi
duymak istemediğimizi de itiraf edelim; “söyleyecek sözümüz olduğu zaman da
inananımız yok”
İzninizle
karşı tarafa geçip gerçeği bir daha tekrarlayayım; “Niye inansınlar ki?”
En
ufak bir farklılığa dahi tahammülümüz var mı?
Tüketmediğimiz
değerimiz kaldı mı?
İlimden
anladığımız tekrar, sanattan anladığımız geçmişin taklidi değil mi?
Gençlere
“bozuldular” kadınlara “zaten bozuktular” demedik mi?
Bırakalım
“bizden olmayanları (!)” bize çağırmayı; bizden olanları bile kafirleştirip
kovalamadık mı?
Hz.
Peygamber’in tebliğ dilini, tekfir diline değiştirmedik mi?
Ehl-i
Sünnet’in kuşatıcılığını sakalla bıyıkla tebdil etmedik mi?
Uzatmayayım!
Yıllardır
“yeni bir din dili” deyip durdum! Haliyle kimse duymadı, duyanlar da dalga
geçti…
Herkes
haklıymış! Duymamış numarası yapanlar da duyup dalga geçenler de!
Tezimi
değiştiriyorum:
Yeni
bir Müslüman tipi ortaya koymadan yeni bir din dili inşası mümkün değil!
Çözüm
bu!
1400
yıllık medeniyeti, ilmi, düşünceyi, tecrübeyi, güzelliği, estetiği, insanlığı,
değerleri değil de 1400 yıllık tozları, cürufları, fitneyi, bozgunculuğu,
kötülükleri, cinayetleri, ayrımcılığı bünyesinde taşıyan günümüz Müslümanının
her tarafı “yeni bir din diliyle” kuşatılmış olsa ne değişir ki?
Tek
bir genci inandırabilir miyiz?
Bir
buçuk ay kadar önce Ahmet Said ile Cuma namazına gittiğimizde kulağıma eğilip,
“Baba siz ilahiyatçılar, hocalar neden kurtulmuşsunuz da geriye kalan herkes
kurtulmak için size muhtaçmış gibi konuşuyorsunuz ki?” dedi. Diyecek söz
bulamadığım için, hutbeyi işaret edip susmasını söyledim. Bir hafta sonra aynı
camide hoca, Cuma hutbesine “Sizin için konuşuyoruz. Ömer Efendimiz dışarıda
olanları görse yakalarından tutup içeri sokardı” diye başlayınca Ahmet Said,
“Buyur işte! Hoca kurtulmuş bizim için uğraşıyormuş!” deyiverdi…
Yeni
bir Müslümana ihtiyacımız var…
O
yeni Müslümanı bulabilirsek inanın konuşmasına hiç gerek kalmayacak!
Ölüm Var…
Prof. Dr. Şaban ÖZ
Durmaktan,
dinlenmekten, mola almaktan vaz geçtim; nefeslenmek için dahi yapıp
işlediklerimize ara verebiliyoruz mu? Sadece çalışma hayatını kastetmiyorum,
iyiliklerimize ve tabi ki kötülüklerimize…
Ne kadar çok “lazım” var değil mi hayatlarımızda. Daha çok çalışmamız lazım… Daha çok üretmemiz lazım… Daha çok kazanmamız lazım… Daha çok tüketmek için daha çok kazanmamız lazım…
GEL
BERABER OYNAYALIM!
Prof.
Dr. Şaban ÖZ
İçerik itibariyle azıcık gergin bir yazı olacağından fıkra ile başlamak en güzeli sanırım. Hepinizin bildiği bir fıkra. Cehennemde, her milletin bulunduğu bölümün başında muhafızlar varmış da Türklerin bulunduğu kısımda yokmuş. Ziyarete gelen bir Cennetlik sormuş, “niye yok?” diye. Rehber de cevaplandırmış; “Çünkü ne zaman biri çıkacak olsa diğeri onu aşağı çekiyor!”
ULAN KAFİR
Prof. Dr. Şaban ÖZ
Sarığını benim
gibi sarmamışsın… Kafirsin!
Misvakının boyu
benimkinden kısa… Kafirsin!
Bıyığın benimki
gibi kazınmış değil… Kafirsin!
Pantolon
giymişsin üstelik kırmızı… Duble kafirsin!
Futbolla
ilgileniyorsun dahası Fenerbahçelisin…. Acayip pis kafirsin!
Abarttığımı
veya ironi yaptığımı mı düşünüyorsunuz?
O zaman şöyle
sorayım; birilerinin kafir veya Müslüman olduğuna biz karar vereceksek ölçümüz
ne olacak? Kim olacak?
Allah mı yoksa Allah
adına konuşanlar mı?
Sen mi ben mi o mu?
ALLAH
İÇİN KÜFRETMEK (!)
Prof.
Dr. Şaban ÖZ
Seksenli ve hatta doksanlı yıllarda minibüslerin şoför koltuğunun hemen üstünde “janjanlı” kağıtlara “besmele”nin hemen yanı başına “Bugün Allah için ne yaptın” cümlesi iliştirilirdi. Taksilerde de tam yolcunun önüne gelecek şekilde aynı cümle yazardı. Hatırlıyorum ağabeyimin gidip odanın bana kalmasından sonra her tarafını Fenerbahçe bayrak ve çıkartmalarıyla doldurduğum odamda dolabın üstüne de o janjanlı kağıtlardan bir tane de ben yapıştırmıştım. Bugün Allah için ne yapmıştım? Öyle böyle değil neredeyse her akşam küçük çaplı bir nefis muhasebesine bile dalıyordum; ne yaptım sahi diyerekten…
BABAMIN GÖZYAŞLARI
Prof. Dr. Şaban ÖZ
Hani hep akademik hep bir hassasiyet hani hep bir ders, öğüt verme derdi içeren yazılar yazarız ya. Sanki hayatımızda kitaptan, yazıdan, dersten başka bir şey yokmuş gibi… Oysa “insanız” değil mi? Gülen, ağlayan, duyguları olan… Hatta benim gibi iflah olmaz “acı çeken” bir Fenerbahçeli iseniz bu duyguları hep üst düzeyde yaşıyorsunuz demektir…
Bilmiyorum…
Prof. Dr. Şaban ÖZ
Hayatınızda hiç muhatap olduğu soruya “bilmiyorum” diyen profesör,
doçent, şeyh, efendi, efendi hazretleri veya kendisine âlim deyip dernek
kuranlardan kimse gördünüz, duydunuz, tanıştınız mı?
Her zamanki gibi ben azcık torpilli sayılırım; benim çevremde şükür
birçok unvan sahibi “Bilmiyorum” diyen erdemli insan var.
Hatayı kabul etmek….
Bilmediğin bilmek…
Bilmediğini söylemek…
Ve hatta bilmeyebilmek…
EVRİME
UĞRAYAN İLAHİYATÇILAR
Şaban
ÖZ
Malumunuz
olduğu üzere biyolojik evrime şiddetle karşı çıkan biriyim. Bilim sosuna
bulandırılmış safsata olduğuna inanırım. Cansızdan canlı mı çıkarmış deyip bir
de efelenirim!
Yalnız
bir evrim türü var ki…. Allah’ım Allah’ım…
Görmemek
kabul etmemek mümkün değil… Tekâmül deyin, esfel-i safilîn deyin, temeddün
deyin, tefessüh deyin… Ne derseniz deyin işte bunun adı “sosyal evrim”!
Farklı gerekçelerden dolayı insan fıtratının değişimi… Karakterinin yıpranması, bozulması… Veya yücelmesi…
NASIL
HIZLI DOÇENT OLUNUR?
Şaban
ÖZ
Baştan
diyeyim bu bir sistem eleştirisi değildir. Çok çalışan bir şeyler üretmeye
çalışan gençlere “lan oğlum akıllı olun” yazısıdır!
İmdi size beş dakikada nasıl hiç yorulmadan, hiç üretmeden, hiç ortaya akademik ve ilmi bir şey koymadan doçent olursunuz onu anlatacağım.