13 Şubat 2026 Cuma

Bir İlahiyat Kızılelması: Araplara Dinlerini Öğretmek!


Bir İlahiyat Kızılelması: Araplara Dinlerini Öğretmek!

Prof. Dr. Şaban Öz

Bizim orada [Doğanyol] Bıyıklı Salih diye biri vardı. Rahmetli bir gün gelip enişteme “Osman” diyor “Araştırdım seninle biz amcaoğluyuz!” “İyi” diyor eniştem ama sormadan da edemiyor Salih Dayının günahı kadar sevmediği birinin adını vererek “Biz onunla da akrabayız, o zaman sen de onunla akraba oldun demektir!” Salih Dayı biraz durup, “Yok be emmeoğlu o kadar da düşmedik” diyor…

Efendim, “Araplar bu dini bilmiyor”, “Araplar bu ayeti doğru anlamamış”, “Araplar düşünmüyor”, “Araplarda eleştirel düşünce yok”, “Araplarda ilim kes-kopyala-yapıştır”… Hadi itiraf edin, bunlardan en az birini duymuşsunuzdur! Hatta hatırlayın yakın zamanda ilahiyat camiasında “gemi azıya alan” bir güruh, işi “Peygamber de Kur’an’ı anlamamış olabilir”e kadar ulaştırmıştı!  Tövbe hâşâ Peygamberin anlamadığı yerde Arapların adı mı olurmuş (!)

Eyvallah! O zaman şöyle yapalım: “Tenkit ettiği hadisin metnini oku!” “Arapların anlamadığı ayetin metnini oku!”  Yok! “Efendim zaten gerek de yok, çünkü o hadis uydurma!”, “Efendim, biz ezberci eğitime karşıyız”, “Efendim okumak marifet mi?”!!

Sonuç: Araplar dinlerini bilmiyor! E o zaman, öğretelim ağabey!

Hatırlayın sağda solda açılan “Arapça İlahiyat”ları! Arapların dilini öğrenip onlara dinlerini öğreteceğiz! İnşallah, maşallah, çokça da âmin…!

“Onların açılış amacı o değildi”

Neydi?

Arap dünyasına ilahiyat birikimini taşıyacak öğrenciler yetiştirmekti!

Çok güzel!

Peki, Arap dünyasına ilahiyat birikimini taşıyan kaç hocan vardı ki, öğrenciler yetiştirecekti? Bu fakültelerde kaç ders yüzde yüz Arapça yapılıyordu acaba? Lise düzeyi Arapça metin okuma “çalışmalarını” sayarsak %40! 

“Kral çıplak” edebiyatı yapmayacağım! Ama kabul edelim ki, Türk İlahiyat birikiminin sınırları Türkiye’nin yüzölçümüyle (gönül coğrafyamız bile değil) sınırlı! Türkçe okunan bir dil değil! Türkçe İslamî ilimlerin dili değil! Türkçe yazdığınız hiçbir şeyin ne Batı’da ne Doğu’da ve hatta ne ülkemizde bir karşılığı var! 

10 yıldır ülkemizde neredeyse bütün ilahiyat fakültelerinde Suriyeli akademisyenler var. Hiç şahit oldunuz mu, birinin bir gün gelip bir hocaya bir şey sorduğuna? Sormaktan vazgeçelim, Türkçe bir kitap veya makale okuduğuna şahit oldunuz mu? Tamam, biraz daha aşağı çekeyim: zorunluluk halleri hariç yazdıkları makalelerde, kitaplarda “bizimkilerin” çalışmalarını referans olarak verdiklerini gördünüz mü?

Görmedik! Görmediniz! Görmeyeceğiz!

1994 yazında Arapça için Şam’da iken tanıştıklarımızın ilk sorusu “Müslüman mısınız?” oluyordu! Hatta dondurmacının biri, Müslüman olduğumuzu öğrenince sevinçten bir topak dondurma fazla koymuştu külahlarımıza! Şimdi bu fikrî zeminden gelen arkadaşlar, bizden “din öğrenecekler!”

Eğmeden, bükmeden, dümdüz söyleyeyim: “Araplar mevâliden din öğrenmez”!

Sadece Türklerden değil, Farslılardan, Pakistanlılardan da öğrenmezler!

“Resulullah’ın adı hutbede anılınca bazıları boyunlarını uzatıyordu” diyerek hutbede Resulullah’ın adını zikretmekten vazgeçen bir zihin dünyasının velev ki asırlar geçmiş olsa da değişmeyeceğini bütün iddiasıyla birlikte söyleyebiliriz.

Efendim Fuat Sezgin!

Yapmayın Allah aşkına, Araplar merhum üstadı Türkçe yazdıklarıyla değil, Almanca yazdıklarıyla Arapça çevirileriyle tanıdılar, kabul ettiler! Zorunluluk hali dışında kabul etme de yanlış anlaşılmasın “din öğrenme” değil, farklı bir yorum arayışına mebni bir kabul etme!

Geçenlerde burada yaşadığım bir olayı paylaşayım; İlk Siyer Kaynakları’nın Arapça çevirisi bitince dedik bir daha dil kontrolü yaptıralım. Burada görevli bir Arap Hoca ile konuştuk, “tamam” dedi. Bir hafta sonra vazgeçti. Konuştuk, “Neden isminin çalışmada yer almasını istemiyorsun?” “Bu çalışmada sahabenin hata yapabileceğini söylüyor” “Sahabe masum [günah işlemekten korunmuş] mu?” “Yok değil” “E o zaman? Oryantalistlerin bile kitaplarını çeviriyorsunuz buna niye itiraz ediyorsunuz?” İşte tam bu sırada o tarihsel zihin kodu devreye girdi: “Onlara ilim için bakıyoruz ama bu eğitim için!” Aslında müthiş bir itiraf: Referans için, farklı bakış için kabul ederiz ama sizden öğrenmeyiz!

Yine iddialı bir ifade olacak ama “Arapların bizim çalışmalarımızı Batı üzerinden kabul etmeleri çok daha kolay olacaktır”

Kısacası Araplar diyorlar ki, “O kadar da düşmedik emmoğlu!”

Efendim onlar da mahrum kalır, çok mu lazım, aman almasınlar…

Adamlar, eksikliğimizi şimdiye kadar hissetmediler, muhtemelen bu şekilde devam ederse birkaç yüzyıl daha hissetmeyecekler!

O zaman önümüzde iki seçenek var; ya geçen bir yüzyıl boyunca olduğumuz gibi kendimiz çalıp kendimiz dinleyecek, kavgalarımızla akademinin şanını kurtaracak, müthiş tespitlerde bulunup harika tezler üreteceğiz ya da ürünlerimizi “test edilebilir” hale getirip uluslararası arenaya arz etmenin yollarını arayacağız!

Yeterince kendi kendimizi eğlendirdiğimizi düşünüyorum. O yüzden ikinci seçenek önümüzdeki tek yol gibi duruyor!

O zaman çözüm?

“Efendim, Arap hocalar getiririz, öğrencilerimize Arapçayı öğretiriz, onlar yetişir, üretir, çevirir….” Sahi ne demişti Hoca Nasreddin, “Peşin parayı görünce nasıl da gülersin”!

Aslında hepimizin bildiği tek yol var: Çeviri hareketini başlatmak!

İngilizce, Fransızca, Almanca ve Arapça…

Türk Beytü’l-Hikme’sini kurmak!

Bir üniversite bünyesinde…

Bize ait olan kaliteli her yayını, mezhebine, düşüncesine bakmaksızın çevirmek!

Yüzyıllık devasa Türk ilahiyat birikimini dünyaya taşımak!

Ulaşılabilir, erişilebilir, anlaşılabilir bir şekilde…

Veya biz böyle de mutluyuz mu desek…   

[Not: “Akıl vereceğine yapsana” diyen olur mu bilmiyorum ama yakın zamanda bunun için bir iki kapı çaldığımda benimle güzel eğlenmişlerdi. Başvurumu önce Atatürk Dil ve Tarih Kurumuna sonra Türk Lehçelerine en sonunda da Diyanet’e gönderdiler. Diyanet de çok uzatmadan “zaten biz yapıyoruz” deyivermişti!]

 

 

 

 


 

1 yorum:

  1. Hocam kalemine sağlık. Alanda dünyaya referans olacak eserlerin tercüme fikri en azından buradaki birikimin farkına varılması açısından önemli bir başlangıç olabilir.
    M.Yaşar

    YanıtlaSil

Yazarlar