28 Aralık 2022 Çarşamba

Memlükler


                                                         MEMLÜKLER

Mustafa AK     

Galat-ı meşhur, Lügat-ı fasihten evladır demişler.  İslam tarihinde Türk devleti ismini kullanan ve Mısır’da kurulan devlete yukarıda bahsettiğim söze örnek teşkil edecek şekilde “Memlük” diye anılmaktadır.  Memlük Devleti, kendini ed- Devletü’t – Türkiyye ismiyle tanımlamaktadır. İşte size günümüzde sekiz asır önce “Türkiye” ismini kullanan devlet. Mısır merkezli ve Suriye başta olmak üzere Güneydoğu Anadolu, Adana, Mersin, Gaziantep ve Maraş havalisini de içine alan geniş bir devlet.  Osmanlı devleti kuruluş döneminin süper gücü olan bir devlettir. Memlük ifadesi, Abbasiler döneminden itibaren devletin önemli merkezlerine çocuk yaşta alınan ve asker olarak yetiştirilen insanları ifade eder. Memlükler’in çoğunluğu kadim Türk coğrafyaları olan Kafkasya, Horasan ve Maveraünnehir bölgelerinden getirilmişlerdir.  Geldikleri yerlerde askeri alanda ilerleyerek devlet yönetimine gelmişlerdir. Bu şekilde İslam’a hizmet eden bu insanların tarihteki rollerini aşağıda inceleyeceğiz.

Hakikat Savunusu


HAKİKAT SAVUNUSU

Cağfer KARADAŞ

Hz. Peygamber sonrası Müslümanlar Kitap ve Sünnet gibi iki sağlam ve güvenilir donanıma sahip olmalarına rağmen inançlarına yönelik içerden ve dışardan birtakım tehlikelerle yüz yüze gelmişlerdir. İçerde oluşan iman-küfür, kader-cebir ve imamet-hilafet gibi tartışmalar ciddi iç parçalanmalara yol açmıştır. Özellikle ilk iki konu, Allah anlayışı üzerinde ciddi tartışmaların ve ihtilafların oluşmasında etkili olmuştur. Bu sorunlar üzerinden ortaya çıkan Allah’ın zatı, sıfatları ve zat-sıfat ilişkisi ile Kur’an’ın mahiyeti konusu gündemi işgal etmiştir.

10 Aralık 2022 Cumartesi

Hakikate Rağmen Üstünlük İddiası

      

HAKİKATE RAĞMEN ÜSTÜNLÜK İDDİASI

Cağfer KARADAŞ

Hakikate karşı ilk isyankâr çıkış İblis’ten gelmişti. O bunu kökenci ve köktenci üstünlük iddiasıyla sergilemişti. Bu üstünlük iddiası, aynı zamanda büyüklenmeyi, dışlamayı, ötekileştirmeyi velhasıl ırkçılığı içinde barındırıyordu. Zaten bu tür yaklaşımda olan kişi, sürekli kendisinde bir üstünlük arar, bulamazsa uydurur. Çünkü hakikate değil, kendisine odaklanır, rakip gördüğüne karşı bilenir. İblis de öyle yaptı. Kendisine odaklandı, rakip gördüğü Hz. Âdem’e ve Hz. Havva’ya düşman kesildi.

Hâlbuki o olayda hakikat Allah’a yönelmek ve emrine uymaktı. O tersini yaptı, gerekçe olarak da “Ben ondan üstünüm” dedi. Oysaki Yüce Allah ona Hz. Âdem’i değil “neden emre uymadığını” (A’raf 7/12) sordu. O gene bildiğini okudu. Bu sefer kökenine kadar gitti. Kendi kökeni olan ateşin Hz. Adem’in kökeni olan topraktan üstün olduğunu iddia etti. Yüce Allah da onu rahmetinden kovdu.

5 Aralık 2022 Pazartesi

Doğu Türkistan

                                                    DOĞU TÜRKİSTAN

        Mustafa AK

        Doğu Türkistan kanayan ve farklı zamanlarda kanatılan yaramız. Bizim için bugün uzak memleketler gibi görünse de Türk- İslam medeniyetinin doğduğu coğrafyadır. Doğu Türkistan meselesi bu defa çok daha acı bir olay ile gündemimizde.  Doğu Türkistan Özerk bölgesinin başkenti olan Urumçi’de karantina uygulanan bir binada çıkan yangında 44 Türk şehit oldu. Bu olay ülkemizde halk nezdinde ve sosyal medyada yankı buldu. İnsanlar bu olayı protesto ettiler. Ama biz şu an ne dersek diyelim. İnsanların ölümlerine Çin yönetimi tarafından göz yumuldu. Olayda kardeşi vefat eden Şerafet Hanım’ın şu sözleri aklı ve vicdanı olan hepimizi düşündürmeli.

25 Kasım 2022 Cuma

Gidiyor Bir Bir Güvendiklerimiz Sakin Güç Raşit Küçük Hocamızın Ardından



 GİDİYOR BİR BİR GÜVENDİKLERİMİZ

SAKİN GÜÇ RAŞİT KÜÇÜK HOCAMIZIN ARDINDAN

Cağfer KARADAŞ

Sahabeden Ebû Mûsâ el-Eş’arî, Hz. Peygamber (sav) ebediyet yurduna göçünce çok duygulanmış ve “Sen içlerinde olduğun sürece Allah onlara azap etmez. Bağışlanma diledikleri sürece de Allah onlara azap etmez” (Enfâl 8/33) ayetinin işareti doğrultusunda “dünyada iki güvence vardı, biri gitti, kaldı öteki” demiştir.[1]

6 Kasım 2022 Pazar

Hz. Aişe Hz. Peygamber’le Evlendiğinde Çocuk Yaşta Mıydı?


HZ. AİŞE HZ. PEYGAMBER’LE EVLENDİĞİNDE ÇOCUK YAŞTA MIYDI?

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Hocam, sürekli tekrarlanan iddia “Hz. Muhammed’in çocuk yaşta birisiyle evlenmesi”. Gerçekten Hz. Peygamber Hz. Aişe validemizle çocuk yaşta mı evlendi?

“Temcid pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirmek” deyimiyle ifade edilen bir konu. Hz. Aişe, babası, annesi ve hatta o dönemin toplumu bunu sorun etmemiş, ama bugün birileri buna kafayı takmış durumda. Onların derdi Hz. Aişe ve çocuk evlilikleri değil İslam’ı getiren Rahmet Elçisini yıpratmak.

5 Kasım 2022 Cumartesi

Hristiyanlaştırılan İslam…


Hristiyanlaştırılan İslam…

Prof. Dr. Şaban ÖZ

İçeriğindeki ithamı olmasa da ağırlığındaki sorumluluğu kabul etmek durumundayım. Ama açıkçası olan durumu ifade edecek başka da bir tanımlama bulamadım… Kim bilir belki yazının sonunda sizler de “harbi lan ne iş?” deyiverirsiniz…

29 Ekim 2022 Cumartesi

İran’da Neler Oluyor (Tespit ve Öneriler)


İRAN’DA NELER OLUYOR

(Tespit ve Öneriler)

İbrahim BARCA

İran’da 13 Eylül’de Kürdistan eyaletinin Sakkız şehri sakinlerinden 22 yaşlarındaki Mehsa Emînî adında bir Kürt kızı Tahran’da Geşt-i İrşâd (İrşâd Devriyeleri) tarafından giyinişinin uygun olmaması nedeniyle alıkonuldu ve gerekli işlemler için götürüldüğü polis merkezinde fenalaştı.  Bunun üzerine Tahran Kesrâ Hastanesine kaldırılan Mehsa Emîni, üç gün sonra vefat etti. 16 Eylül’de Tahran’da başlayan ve zamanla birçok İran şehrine sıçrayan protesto hareketlerine katılanlar ve merhumun ailesi, onun darp edilme ve işkenceye uğraması sonucu öldürüldüğünü savundular ve dillendirdiler. Ancak İran Adli Tıp Kurumu onun geçmişte var olan beyin rahatsızlığından dolayı fenalaştığını ve bunun sonucunda vefat ettiğini bir rapor halinde açıkladı.[1]  Bu rapor ve açıklama ne protestocuları ne de onun ailesini şu ana kadar ikna etmemiş olacak ki olaylar bugün de hala artarak devam etmektedir.

İçinde bulunduğumuz 28 Ekim tarihinde bu protestolar devam etmektedir. Başta Amerika, İsrail ve Kanada gibi birçok Avrupalı devletin ve örgütün desteğini alan bu eylemlerde –İran güvenlik güçleri ve protestocular dahil- şimdiye kadar 300’den fazla insan öldü ve yüzlerce kişi de yaralanmıştır. Gözaltıların da yaşandığı İran’da bu eylemler sonucunda meydana gelen maddi zararlar da oldukça büyüktür. Protestoculara bakıldığında hemen hemen hepsinin sloganları ilk etapta birbirine benzemekteydi. “Jin, Jîyan, Âzâdî”, “Zen, Zendegi, Âzâdî” “Kadın, Özgürlük, Yaşam” sloganı ile başlayan protestolardaki dil giderek sertleşmiştir.  Bu eylemlerin bazılarında İran yöneticileri ve dini önderlerine hatta İslam dinine, İslam dinindeki bazı kutsallara ve Hz. Muhammed’e hakaret ve küfürlere bile rastlanmaktadır.  Bunun yanı sıra İranlı yetkililerin Panturkizm, Kürt ayrılıkçılar, Şahlık rejimi yandaşları, Marksist sol ve Tekfirci olarak nitelendirdikleri gurupların slogan ve şiarları gösterilerde dillendirilmeye başlamıştır. İranlı yöneticiler; Mehsa Emînî’nin vefatı ile başlayan ve başlangıçta sivil tepkisel bir hareket özelliği gösterirken sonradan ise yıkıcı bir hale gelen bu eylemlerde bazı eylemcilerin taşkınlık yapması, bazı devlet görevlilerini öldürmeleri, karakollara ve devlet kurumlarına saldırmaları sonucunda bu eylemlere bakış açısını değiştirmiştir. Beraberinde İran güvenlik güçlerinin de müdahaleleri sertleşmeye başlamış ve onları kendi vatandaşlarından olan eylemcileri katletmelerine ve mallarına kasti olarak zarar vermelerine sürüklemiştir.  Nihayetinde 30 Eylül Cuma günü Sistan ve Belücistan eyaletinin başkenti Zahedan’da karakollara yapılan saldırılar ve cuma namazından hemen sonra sünnilerin namaz kıldığı Mekke camisine yönelik saldırıda -rejim görevlisi, sivil halk ve Ceyşülislam mensupları- 90’dan fazla insan ölmüş ve birçok kişi yaralanmıştır. Bu olayın yankıları ve etkileri hala devam ederken 26 Ekim 2022 Çarşamba gününde silahlı bir şahıs Şiraz’da bulunan Şahçerağ camisine ve türbesine saldırıda bulundu. İşid’in üstlendiği bu saldırıda ise 15 kişi vefat etti ve 30’dan fazla kişi de yaralandı.

Geldiğimiz aşamada İran devleti, bu protestoları Amerika, İsrail ve Batı kaynaklı olarak görmekte ve bunlar tarafından kullanılan İran’daki silahlı terör örgütlerinin bu olayları yönettiğine inanmaktadır.  Nitekim İran İslam Cumhuriyeti; Amerika Birleşik Devletleri Merkez Komutanlığı, Amerika Birleşik Devletleri Ordusu, Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı yanında İran içinde faaliyet gösteren Ahvaz'ın Kurtuluşu İçin Arap Mücadelesi Hareketi, Ceyşül islam, Cundullah (İran), Halkın Mücahitleri Örgütü, İran Kürdistan Demokrat Partisi, İran Kürdistan Komele Partisi, İran Kürdistan Mücadelesi Örgütü, Kürdistan Özgürlük Partisi (İran), PJAK ve PKK gibi örgütleri terör örgütleri olarak kabul etmektedir. 

Halen geçerli olup olmadığı tartışılan Bop projesi, Amerika–İsrail ortaklığı ve Amerika-İran çıkarlarının yer yer çatışması ve benzeri durumlar bir tarafa bugün için düşünüldüğünde İran’ın Rusya-Ukrayna savaşında stratejik ortağı Rusya’yı desteklemesi ve Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın iddiasına göre 2000 Pehpad’ı (İran’ın radara yakalanmayan insansız hava aracı) Rusya’ya göndermesi Amerika başta olmak üzere İsrail ve Batılı devletlerin protestoları desteklemesinin en önemli saiklerinden sayılabilir.

Yaklaşık 40 yıllık bir yönetim deneyimine sahip İran İslam Cumhuriyeti’nin iç ve dış politikalarını ve yönetim kurumlarını, yönetimin işleyişini etkileyen ve belirleyen bazı ilkeleri ve paradigmaları mevcuttur. İran anayasası bu ilkelerin vücut bulmuş halidir denilebilir. Ancak yöneticilerin ve dini önderlerin bu kanunları siyasi, hukuki ve idari manada yorumlama ve uygulama şekilleri, buna dayalı belirledikleri ve sürdükleri politikalar içerde ve dışta bu olay bağlamında ortaya çıkan protesto eylemlerine haklı veya haksız gerekçe oluşturmaktadır.

Ben şahsen İranlı yöneticilerin kabul ettikleri gibi Batı kaynaklı olsa ve terör örgütleri tarafından desteklense ve manipüle edilse de bu eylemlerde yer alan büyük çoğunluğun haklı, insani itiraz ve eleştirilerine kulak vermek gerektiği inancındayım.[2] Haklı ve insani olarak nitelendirdiğimiz eleştirileri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

Bazı mollaların ve yöneticilerin çocuklarının yurt dışında –Amerika ve Avrupa ülkelerinde ve/veya o ülkelerin vatandaşlığını da almış olarak- istedikleri gibi özgür ve müreffeh bir hayat sürmelerine karşın tutarsız bir şekilde sıradan insanlar için bunun aksine bir durum dayatılmaktadır.  Bu durumun düzeltilmesi gerekmektedir. Bu konuda her vatandaşı kapsayan eşit uygulamalar gerçekleştirilmelidir.

Bazı molla ve yöneticiler; yolsuzluk ve haksız kazanç sonucu büyük bir servete sahip olmuşlardır.  Torpil, adam kayırma ve rüşvetin tamamen yok edilmesi ve devlet kurumlarında dini önderlere ve mollalara gösterilen ayrıcalıklar kaldırılmalıdır.

İran’daki icbâri örtünme; bazı durumlarda insan kişilik ve özgürlüğüne halel getiren bir hale gelmiştir ve bu konuda tekrar düzenleme gerekmektedir.

Orantısız şiddet, verilen cezalar ve bunların uygulanmasındaki yanlışlıklar, çocuk idamları ve şiddete başvurmayan rejim muhaliflerine yönelik sert tutum izale edilmelidir.

Hapishane şartlarının özellikle siyasi suçlular için iyileştirilmesi gerekmektedir.[3]

Farklı etnik, dini ve mezhebe mensup kişilerin[4] ve toplumların haklarına riayet edilmesi ve dışlanmamaları sağlanmalıdır. Bu özellikteki bireylerin de normal vatandaş sayılmaları için gerekli hukuksal ve siyasi alt yapı oluşturulmalıdır.  

Siyaset, idare ve yargı kurumlarında dini önderlerin ve mollaların –ayrımcılığa, adam kayırmaya ve torpile sebebiyet veren- yeri ve etkisi konusu üzerinde ıslahatlar yapılmalıdır.

Ülkenin bazı dış ve iç politik tavırlarına ve hükümet icraatlarına yön vermede etkisi olan Fars etnik ve Şiîlik mezhep vurgularının düzeyinin aşağıya çekilmesi ve ilişkilerin, icraatların buna göre tekrar gözden geçirilmesi.

Tüm bu istenilenler bağlamında gerekirse bazı anayasa ve kanun maddelerinde düzeltmelere, ıslahatlara gidilmelidir.

 

Kaynaklar:

https://iramcenter.org/iranda-silahli-kurt-orgutlerin-yogun-faaliyet-alanlari/

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/teror-orgutu-deas-iran-daki-silahli-saldiriyi-ustlendi/2721742

https://www.iramcenter.org/mehsa-emininin-olumuyle-iranda-hareketlenen-sokaklar/

https://hukukbook.com/iran-islam-cumhuriyeti-anayasasi/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kategori:%C4%B0ran_taraf%C4%B1ndan_ter%C3%B6r_%C3%B6rg%C3%BCt%C3%BC_olarak_tan%C4%B1mlanm%C4%B1%C5%9F_%C3%B6rg%C3%BCtler



[1] İran’daki bazı reform yanlısı mollalar böyle olsa bile tutuklanması v o süreçte yaşananların tetiklemesiyle vefat ettiği için bunun bir insan öldürme eylemi olduğunu belirtmişler ve sorumluların cinayetle yargılanmaları gerektiğini söylemişlerdir.

[2] Daha çok İran anayasası bağlamında bu karara varmışızdır.

[3] Tahran’daki Evin hapishanesi buna örnektir.

[4] Kürtler, Bahailer ve Belüçlar gibi.

23 Ekim 2022 Pazar

Tercüme Sorunumuz ve Er-Rahîku’l-Mahtûm Adlı Eserin Tercümesi Üzerine Birkaç Not


TERCÜME SORUNUMUZ VE ER-RAHÎKU’L-MAHTÛM ADLI ESERİN TERCÜMESİ ÜZERİNE BİRKAÇ NOT

Prof. Dr. Mehmet Salih ARI

Türkiye’de yıllardan beri “Doğu”dan ve “Batı”dan kitaplar tercüme edilmektedir. Düşünce dünyamızı neredeyse tercüme eserler belirlemektedir denilebilir. Ancak bazı istisnalar hariç gerek mütercimler gerekse bu kitapları yayınlayanların çeviri konusunda yeterince titiz davrandıkları söylenemez. Bu nedenle yapılan tercümelerde ciddi hatalara rastlanılmaktadır. Tercüme hatalarının yanında baskı hataları da eklenince kitap okunamaz hale gelmektedir. Stefan Zweig Dünün Dünyası adlı kitabında Almanya’da bulunan ciddi bir yayınevinden söz ederken şöyle demektedir: “Otuz yılda hiçbir kitabımda tek bir baskı yanlışına ya da mektuplarda düzeltilmiş bir satıra rastlamadığımı söylemeliyim. En küçük ayrıntılara kadar her şey, özenli bir örnekti.”[1] Türkiye’de işini bu titizlikte yapan bir yayınevi var mı?

22 Ekim 2022 Cumartesi

İddialar ve İslam


İDDİALAR VE İSLAM

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

TARİHTE

Tarihe bakıldığında İslam dini ortaya çıktığı günden itibaren karşıtlarının eleştiri, itiraz, iddia ve itibarsızlaştırmalarına maruz kalmıştır. İlk muhataplar olan müşrikler Hz. Peygamber’i (sav) “kendinden uydurmakla, başkasından öğrenmekle, babalarının dinine karşı çıkmakla,” itham ederlerken Yahudiler ve Hıristiyanlar, İslam için “kendi dinlerinden sapma bir mezhep” iddiasında bulunmuşlardır. Bu iddialar daha sonraki dönemlerde artarak devam etmiştir.

17 Ekim 2022 Pazartesi

Hilafetin Emevî Hanedanından Abbâsî Hanedanına Geçişi


HİLAFETİN EMEVÎ HANEDANINDAN ABBÂSÎ HANEDANINA GEÇİŞİ

Prof. Dr. Âdem APAK

Emevîler devletinin yerine Abbâsî hanedanının iktidara geldiği ve hilafetin el değiştirdiği Mîlâdî 750 yılı gerek İslâm tarihinin gerekse dünya ta­rihinin en mühim dönüm noktalarından birini teşkil eder. İktidar değişikliğini sağlayan Abbâsî hareketi, esas olarak Hz. Peygamber’in (sav) amcası Abbâs’ın torunlarından Muhammed b. Ali liderliğinde başlayıp 32 yıl kadar süren bir faaliyetin ardından Emevî Devleti’nin ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanmıştır. Bu tarihî gelişme temelde Emevî idaresinden memnun olmayan grupların ortak faaliyetleri neticesinde teşkilatlanan büyük bir kitlenin harekete geçmesiyle meydana gelmiş; hilafetin el değiştirmesinin yanı sıra birçok yönüyle ictimaî, siyasî ve dinî alanda derin değişmelere ve farklılaşmalara yol açacak bir sürecin de başlangıcını oluşturmuştur.

15 Ekim 2022 Cumartesi

Hz. Osman Döneminde Hz. Ali


HZ. OSMAN DÖNEMİNDE HZ. ALİ

Prof. Dr. Adem APAK

 

GİRİŞ

Hz. Ali şüphesiz İslâm tarihinde hakkında en çok tartışma yapılan şahıslardan birisidir. Onun tartışmaların merkezinde yer almasının asıl sebebi ise siyasî kişiliğidir. Dolayısıyla o, tarihî şahsiyet olma özelliğini daha ziyade siyasî konumundan almıştır denilebilir. Hz. Ali’nin siyasî konumu ve siyasî tercihleri, gerek Hz. Peygamber (sav) dönemindeki gerekse daha sonraki süreçteki faaliyetleri, zamanla tarihî kişiliğinden koparılarak, onun çok farklı bir şahsiyet haline getirilmesine sebep olmuştur. Kısacası tarihî/gerçek Hz. Ali’nin yerini siyasî-dinî mezheplerin kendileştirdiği (kişileştirdiği) sanal Ali almış, belki de bundan dolayı hatta neredeyse her siyasî-dinî fırka ve mezhebin bir Hz. Ali telakkisi olmuştur. Öyle ki, onun vefatından çok sonraki dönemlerde sistemleşen çeşitli fırka, mezhep ve tarikatlar varlıklarını, görüş ve prensiplerini onun kurgulanmış şahsiyeti üzerine bina etmişlerdir. Bazen de onun kişiliği, görüşleri ve siyasî konumu, Şia’da olduğu gibi bir inanç meselesi haline getirilmiştir. Şia dışındaki farklı gruplar da bu mezhebin Hz. Ali telakkisine karşılık kendileri için yeni Hz. Ali anlayışları geliştirmişlerdir. Bütün bunlar, Hz. Ali hakkında yapılan yorum ve değerlendirmeleri farklılaştırmış, hatta çoğu zaman da birbirlerini nakzeder hale getirmiştir. Kanaatimizce bunun en önemli sebebi ise Hz. Ali’nin, tarihin konusu olmaktan çıkarılarak siyasetin/ideolojinin konusu haline getirilmiş olmasıdır. Ancak bütün bu algılama farklılıklarına rağmen Hz. Ali’nin her yönleriyle ve zamanımız bakış açısıyla yeniden ele alınıp değerlendirilmesi mümkündür, üstelik buna ihtiyaç duyulduğu da bir gerçektir. Zira onun şahsiyeti, görüşleri ve uygulamaları etrafındaki fikrî-siyasî tartışmalar güncelliğini ve popülerliğini devam ettirmektedir.

13 Ekim 2022 Perşembe

Müslümanlarda Kudüs Algısının Arkaplanı


MÜSLÜMANLARDA KUDÜS ALGISININ ARKAPLANI

Prof. Dr. Âdem APAK

Tevhid inancının önderleri olan peygamberlerin Allah’ın dinini en yoğun olarak insanlara tebliğ ettikleri, aynı zamanda üç ilâhî dinde de önemli bir yere sahip olan ve kutsal sayılan şehir olan Kudüs, tarih boyunca birçok devlet ve milletin ilgi odağı hâline gelmiştir. Kudüs diğer taraftan Hz. Âdem’den bu yana gelen tevhidin yeryüzündeki temsilcisi peygamberlerin mirasıdır. Kudüs, ilk inşa edildiği zamandan itibaren Şam diyarının özellikli dinî başkenti olmuştur. Hz. İbrahim ve Hz. Lut’un Filistin bölgesine gelip yerleşmelerinden itibaren bu bölgenin tümü mübarek kabul edilmiştir:

11 Ekim 2022 Salı

İnsanlığın İhtiyacı: Yeni Bir Müslüman…


İnsanlığın İhtiyacı: Yeni Bir Müslüman…

 

Prof. Dr. Şaban ÖZ 

Yok, icat çıkartmak için veya ilgi çeksin de bir iki kişi fazladan okusun diye bu başlığı atmadım. Bile isteye bizzat bunu kastederek attım. Şunu kabul etmemiz gerekiyor ki, biz Müslümanların mevcut hallerimizle dünyaya söyleyecek pek de bir şeyimiz yok!

Siyaset konusunda yok!

İlim konusunda yok!

Sanat konusunda yok!

Ekonomi konusunda yok!

Spor konusunda yok!

İnanç konusunda yok!

Saygı-sevgi konusunda yok!

Değer konusunda yok!

Çevre konusunda yok!

Haklar konusunda yok!

Engelliler konusunda yok!

Gençler konusunda yok!

Enerji konusunda yok!

Yok oğlu yok!

Tövbe haşa ezberlenmiş yıllardır tekrarlanan, içeriği boş, kimin neyi kastettiği belli olmayan cümleler hariç…

Hadi duymak istemediğimizi de itiraf edelim; “söyleyecek sözümüz olduğu zaman da inananımız yok”

İzninizle karşı tarafa geçip gerçeği bir daha tekrarlayayım; “Niye inansınlar ki?”

En ufak bir farklılığa dahi tahammülümüz var mı?

Tüketmediğimiz değerimiz kaldı mı?

İlimden anladığımız tekrar, sanattan anladığımız geçmişin taklidi değil mi?

Gençlere “bozuldular” kadınlara “zaten bozuktular” demedik mi?

Bırakalım “bizden olmayanları (!)” bize çağırmayı; bizden olanları bile kafirleştirip kovalamadık mı?

Hz. Peygamber’in tebliğ dilini, tekfir diline değiştirmedik mi?

Ehl-i Sünnet’in kuşatıcılığını sakalla bıyıkla tebdil etmedik mi?

Uzatmayayım!

Yıllardır “yeni bir din dili” deyip durdum! Haliyle kimse duymadı, duyanlar da dalga geçti…

Herkes haklıymış! Duymamış numarası yapanlar da duyup dalga geçenler de!

Tezimi değiştiriyorum:

Yeni bir Müslüman tipi ortaya koymadan yeni bir din dili inşası mümkün değil!

Çözüm bu!

1400 yıllık medeniyeti, ilmi, düşünceyi, tecrübeyi, güzelliği, estetiği, insanlığı, değerleri değil de 1400 yıllık tozları, cürufları, fitneyi, bozgunculuğu, kötülükleri, cinayetleri, ayrımcılığı bünyesinde taşıyan günümüz Müslümanının her tarafı “yeni bir din diliyle” kuşatılmış olsa ne değişir ki?

Tek bir genci inandırabilir miyiz?

Bir buçuk ay kadar önce Ahmet Said ile Cuma namazına gittiğimizde kulağıma eğilip, “Baba siz ilahiyatçılar, hocalar neden kurtulmuşsunuz da geriye kalan herkes kurtulmak için size muhtaçmış gibi konuşuyorsunuz ki?” dedi. Diyecek söz bulamadığım için, hutbeyi işaret edip susmasını söyledim. Bir hafta sonra aynı camide hoca, Cuma hutbesine “Sizin için konuşuyoruz. Ömer Efendimiz dışarıda olanları görse yakalarından tutup içeri sokardı” diye başlayınca Ahmet Said, “Buyur işte! Hoca kurtulmuş bizim için uğraşıyormuş!” deyiverdi…

Yeni bir Müslümana ihtiyacımız var…

O yeni Müslümanı bulabilirsek inanın konuşmasına hiç gerek kalmayacak!

 

 

 


 

İslâm Öncesi Arapların Ulûhiyet Anlayışında Kâhinlerin Yeri


İSLÂM ÖNCESİ ARAPLARIN ULÛHİYET ANLAYIŞINDA KÂHİNLERİN YERİ

Prof. Dr. Adem APAK

GİRİŞ

İnsanoğlu, tarihin başlangıcından itibaren görünmeyeni ve bilinme­yeni merak etmiş, geçmişteki bilinmez­leri öğrenmenin yanı sıra, belki daha fazla olarak geleceği bilme arzusu içinde olmuştur. Bu bilme arzusu sebebiyle insanlar, İlâhî vahiy ve bilimsel tahminler dışında, gele­cekten haber vermek ve bilinmeyeni an­lamak için, ya bazı yetenekler vasıtasıyla ve birtakım varlıklarla irtibat kurma yoluyla veya bir kısım eşya ve davranış­ların yorumlanmasıyla bilgi edinmeye çalışmışlardır. Kehânet bu yollardan birisi olup, kısaca bazı gö­rünmez varlıklar yardımıyla ya da kişiye özgü yeteneklerle yapılan geleceğe ait tahminde veya yorumda bulunmak şeklinde açıklanabilir. Öyle ki, kâhin çeşitli riyazet ve meditasyon yollarıyla kendinden ge­çip trans haline gelmekte, onun bu esnada gözle görünmeyen varlıklarla irtibat ku­rup onlardan bilgi aldığı kabul edilmektedir. Kehânetin farklı şekilleri ara­sında bu tür vecd halinde gaipten verilen haberlerle (oracle) birlikte, rüya tabirleri de önemli yer tutar. Bu esnada kâhin tarafından dile getirilenlerin, gerçekte bizzat kendisinden değil, dua edilen ulûhiyyetten kaynaklandığına inanılmaktadır.

2 Ekim 2022 Pazar

Hz. Âdem ve Hz. Havvâ Sadece İki Cinsiyet

HZ. ÂDEM VE HZ. HAVVÂ

SADECE İKİ CİNSİYET

Cağfer KARADAŞ 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذٖي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثٖيراً وَنِسَٓاءًۚ

(Nisa 4/1)

 “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve o nefisten de eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının.”

16 Eylül 2022 Cuma

Ailenin Yozlaştırılması ve Evlatlık

 

AİLENİN YOZLAŞTIRILMASI VE EVLATLIK

Cağfer KARADAŞ

Modern zamanlarda armutla elmanın aynı kefeye konulduğu gelişmelere şahit olmaya başladık. Mahiyet, renk, tat, tür, cins ve cinsiyet farkının yok sayıldığı ve her şeyin birbirine karıştırılıp bir torbaya boca edildiği gelişmeler gündemi işgal etti. Bazen de tam zıttı gelişmeler: Kıyasın, farklılığın, farkındalığın ve tanımlamanın abartıldığı; farklılıklar üzerinden ayrımcılık ve ötekileştirme oluşturulduğu, her grubun, her türün ve her cinsin bir diğerine veya karşıtına düşman kılındığı sahneler ortaya çıktı.

4 Eylül 2022 Pazar

"Hîre’den Paris’e"


"HÎRE’DEN PARİS’E"

Doç. Dr. İsmail Metin

Adiyy b. Hâtim’den rivayet edilen bir hadis:

“Ben Resulullah (s)’ın yanında iken bir adam geldi ve fakirlikten şikâyet etti.

Sonra başka biri daha gelerek eşkıyalardan (kat’üs-sebil) şikâyet etti.

Bunun üzerine:

“Ey Adiyy, sen Hîre şehrini gördün mü?” dedi.

O da:

“Hayır, görmedim, ancak duydum!” dedi.

Sonrasında Peygamber:

“Eğer ömrün olursa göreceksin ki, devesine binen bir kadının Allah’tan başka hiç kimseden korkmadan Hîre’den yola çıkıp (Mekke’ye gelip) Kabe’yi tavaf edeceğini mutlaka göreceksin…” (Buhârî, “Menâkib”, 25)

Hîre, Irak’taki Kûfe şehrine çok yakın bir şehir ve Kûfe-Mekke arası ise yaklaşık 1700 km.

1 Eylül 2022 Perşembe

Kur’an Kıssaları Nasıl Okunmalı?


KUR’AN KISSALARI NASIL OKUNMALI?

Cağfer KARADAŞ

İmam Mâtürîdî, Kur’an kıssalarının anlatımı ve izahı yapılırken gerçekliğinin zedelenmemesi ve zihinlerde şüphe oluşmaması hususuna özellikle dikkat çekmektedir. Ona göre Kur’an’daki kıssalar geçmişte olmuş bitmiş gerçek olayların anlatımları olması dolayısıyla bizim için artık gâib hükmündedir. Yani bunlar beş duyuyla kavrama alanımız dışındadır. Zaten Hz. Peygamber tarafından bu kıssaların haber verilmesi de “haberî mucize” kabilindendir. Çünkü Rahmet Elçisi, bu kıssaları bir yerden öğrenmiş veya uydurmuş değildir. Bu bilgiler ona ilahî vahiy yoluyla gelmiştir. Bu yönüyle kıssalar O’nun peygamberliğinin delilleridir.

28 Ağustos 2022 Pazar

Les Premières Relations Entre Musulmans et Occident


Les Premières Relations Entre Musulmans et Occident

Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA

    Il est bien évident qu’on ne peut pas parler de tous les aspects d’un sujet aussi vaste comme ceci, pendent une conférence. C’est pourquoi nous allons aborder quelques indices seulement.

      Bien sur, lorsque nous parlons des relations des musulmans avec Occident, nous voulons dire par “Occident” : les Chrétiens. Parce que depuis les premiers jours de l’Islam, jusqu’aujourd’hui, pour les Musulmans, les Chrétiens représentent l’Occident.

     Pour les musulmans, tous les Prophètes, et bien sur le dernier Prophète Muhammed (s.a.s) aussi, sont des meilleurs exemples pour toute l’humanité. 

C’est pourquoi, nous allons commencer par la tenue du Prophète Muhammad (s.a.s), envers les Chrétiens.

        Premiers contacts du Prophète avec les chrétiens

        D’après les documents historiques qui concernent l’histoire des musulmans, les premiers contacts du Prophète Muhammed (s.a.s) avec les chrétiens, eurent lieu pendant son voyage en Syrie, près de Damas, a Busra avec le moine Bahira, qui y dirigeait son couvent. Et toujours selon les sources historiques, Bahira l’avait connu comme le futur Prophète ; dont je n’entre pas dans les détailles.

        Rencontre du Muhammed (s.a.s) avec Varaka le chretien

Lorsque Muhammed (s.a.s) a reçu les premières révélations, au Mont Hirâ, étant un être humain, il a été effrayé, de ce fait extraordinaire. Parce que pour un être humain, parler avec un super-humain, c’est à dire, Ange Gabriel, ne doit pas être facile. C’est pourquoi il descendit tout de suite de la montagne, et rejoint sa maison.

Le voyant dans un état qui n’était pas autrement sur lui, sa femme Khatija, lui demanda de ce qui c’est passé. Alors, il raconta son histoire avec Gabriel.

Khatija, de sa part tout étonnée, alla voir son cousin Varaqua, pour lui raconter l’état de son Mari.

Varaqua, après avoir quitté le paganisme, et embrassé le Christianisme[1],  était devenu un savant bien cultivé. Et lorsqu’elle raconta le fait de son mari, Varaqua de dire :

-  O Khatija ! Si ceux que tu me raconte sont vrais, ton Mari va devenir un Prophète. Et celui qui était venu à lui, c’est le même qui fut venu autre foi a Moise. Dit lui qu’il tient !

        Après quelques heures, Muhammed (s.a.s) lui-même, vu Varaqua, qui visitait la Qa’ba. Et Varaqua lui dit les mêmes choses ; et ajouta :

        - Si je vivais jusqu’au ce jour-là, je serais parmi ceux qui t’aideront.

Révélation de la Sourate « Roum » (Byzantins)

L’Islam, ne considère pas  le Christianisme comme les autres croyances. Tels que le Zoroastrisme, le Bouddhisme, etc.

La première source de l’Islam, c’est à dire le Coran emploie une terminologie spéciale pour définir le Christianisme. Cette terminologie est « Ahlu’l-Kitab », qui veut dire : Les Gens du Livre. C’est pourquoi les relations des musulmans, avec les Chrétiens, différent de ceux des autres religions. Par exemple un musulman pouvant se marier avec une chrétienne, ne le peux pas avec une Bouddhiste ou avec une athée. Ou encore, selon la Loi Islamique, les musulmans peuvent manger les repas préparés par les Chrétiens, bien entendu sans la viande du porc et des boissons alcooliques, mais ne peuvent pas le faire chez les mécréants. Et ainsi de suite.

C’est la raison pour la quelle, a l’époque du Prophète Muhammad (s.a.s), lorsque eut la guerre entre Byzantins et les Zoroastriens de l’Iran, et les Byzantins fussent vainques, les païens Mecqois vinrent aux Musulmans et se moquèrent d’eux, en disant, « Voilà les gens qui croient comme vous, sont vainques ! »

Sur ce fait, le Prophète, et ses compagnons furent tristes. Mais sans un délai très long les versets suivants sont révélés par Dieu, et les musulmans se réjouirent :

Les Roum ont eu le dessous, dans le pays voisin, tandis qu’ils auront le dessus après avoir eu le dessous. Dans moins de dix ans, - à Dieu le commandement, avant comme après ! - et ce jour-la les Croyants se réjouiront du secours de Dieu. Il secourt qui Il veut, tandis qu’Il est, Lui, le Puissant, le Miséricordieux[2].

Et en effet, il y eut une autre guerre entre Byzantins et les Zoroastriens ; et cette foi ci, ce furent le les Byzantins qui étaient des vainqueurs.

L’Histoire d’Addas le chrétien avec le Prophète Muhammed (s.a.s)

Lorsque les Mecqois châtièrent, et empêchèrent le Prophète Muhammed (s.a.s) de propager la Religion de Dieu a la Mecque, il voyagea a Taif, une ville qui se trouve a 90 km Loin de la Mecque, pour y continuer sa mission divine.

Mais les Taifiens ne l’écoutèrent guerre, et l’expulsant de la ville, ils le lapidèrent.

Pendent qu’il quittait la ville avec son visage, ses mains, et ses jambes sanglantes, deux fils d’un certain Rabia le virent, et ordonnèrent leur esclave chrétien qui s’appelait Addas, de lui offrir des raisins. Addas, le chrétien lui essuya le visage du sang, et lui offrit des raisins.

Avant de commencer de manger les raisins, Prophète Muhammad (s.a.s) dit :

-  Bismillâh, a nom de Dieu.

Addas tout étonné, le regarda, et dit :

-  Les gens de ce pays ne disent pas ce mot !

Le Prophète lui demanda :

-  De quel pays es-tu o Addas, et quelle est ta religion ? Et Addas répondit :

-  Je suis chrétien, et je suis de Ninive.

Le Prophète dit :

- Du pays de Yonas, l’homme vertueux.

Addas lui demanda :

- D’où connais-tu Yonas ? Et le Prophète de le répondre :

- Il est mon frère. Il était Prophète, et jeu suis Prophète aussi.

Sur ces paroles du Prophète (s.a.s), Addas commença à lui embrasser le visage, et les mains.

Lorsque Addas retourna chez ses maîtres, ils lui demandèrent :

- O Addas ! Qu’est ce que t’est arrivé que tu as embrassé le visage et les mains de cet homme ?

Addas leur répondit :

        -  O mon Maître ! Il n’y a pas dans ce monde autre chose qui soit meilleur et plus aimable que lui. Il m’a informé des choses que seuls les Prophètes peuvent le savoir.

L’histoire du chrétien Adi b. Hatim

Adi b. Hatim était un Chrétien Médinoi qui était très riche et très savant. Et il était aussi le chef, le représentant des chrétiens qui habitaient à Médine. 

Lorsque Le Prophète Muhammad (s.a.s) émigra à Médine, Adi b. Hatim quitta Médine, et s’installa en Syrie, dans les environs de Damas. Mais un jour sa fille qui avait connu le Prophète, l’a dit : O mon père, je crois que Muhammed est sur la bonne voie. Pour quoi tu ne vas pas lui parler ?

 Adi alla à Médine ; et rencontra le Prophète qui sortait de la mosquée.

Adi b. Hatim nous raconte la suite de son histoire avec Muhammed (s.a.s) :

« Je suis allé à Médine, et j’ai trouvé Muhammed dans la mosquée. Je suis entré, et l’ai salué. Il a demandé, qui suis-je. Je l’ai répondu : Adi b. Hatim. Il s’est levé, et m’emmena chez lui. Sur le chemin, une vieillarde l’a coupé le chemin, et commença à lui demander des choses, et lui de répondre. La vieillarde a tellement allongé la parole, dont j’ai commencé à m’ennuyer ; et je me suis dit : Par Dieu celui-ci n’est pas un roi ! Après quoi nous avons continué notre chemin, et nous sommes arrivés chez le Prophète. Il y avait un petit coussin très ancien, qu’il me l’a donné pour m’asseoir. J’ai voulu le lui rendre, pour qu’il s’assoie lui-même sur le coussin. Il a refusé de le reprendre, et je me suis assis les dessus. Quant a lui, il s’est assis par terre. Et alors je me suis dit : Par Dieu, cela n’est pas l’affaire d’un roi ! Et je me suis soumis à lui, et j’ai embrassé l’Islam ».

A cela nous pouvons ajouter beaucoup d’exemple. Mais pour ne pas entrer dans les détailles, nous allons donner autres faits que ceux-ci.

        Lettres du Prophète aux Souverains Chrétiens

        Pendent le premier siècle de l’Islam, les musulmans avaient comme voisins, deux grands Etats : L’Empire byzantin, et l’Empire perse. Et bien sur, leurs grandes colonies aussi.

       Après avoir prêché la Religion de Dieu, c’est à dire l’Islam, dans la Péninsule Arabique, le Prophète Muhammed (s.a.s), étant obliger de l’informer à tout le monde[3], il commença de faire des relations avec les Etats voisins : Byzance, et Iran. Et pour ces relations, il préféra de les envoyer des lettres, et les inviter à embrasser l’Islam.

    Si nos étudions ces lettres, nous verrons que le Prophète choisissait des différents langages selon les personnes qu’il s’adressait. Le contenu de ses lettres adressées aux rois, différait, de celles qui avaient été adressé à un chef d’une tribu ; comme son langage aux chrétiens, qu’on les appelle « Ahlu’l-Kitab » (Gens du Livre), changeait de son langage employé pour les Zoroastriens.

        Maintenant nous allons voir quelques-unes de ces lettres.

        La lettre du Prophète au Roi d’Abyssinie, Négus le Chrétien

« De Muhammed, envoyé de Dieu, a an-Najachî, Roi des Abyssins :

Je t’adresse les louanges de Dieu hors duquel il n’y a point de Dieu, le Souverain, le Saint, le Protecteur, le Secoureur. Et j’atteste que Jésus, fils de Marie, est l’esprit de Dieu et Son verbe, qu’Il lança sur Marie, la vertueuse, l’inattaquée, qui l’a porté par effet de Son esprit et de Son souffle, ainsi qu’Il avait créé Adam de Sa propre main.

Or, je t’appelle vers Dieu unique, Lequel n’a point d’associé ; que tu me suives et ajoutes foi a ce qui est venu vers moi, car je suis l’envoyé de Dieu. Je t’appelle donc toi et tes troupes vers Dieu le Puissant, le Majestueux. J’ai signifié et conseillé : a vous d’accepter mes conseils.

Je dépêche vers toi mon cousin paternel, Ja’far, accompagné d’un petit nombre de Musulmans. Des qu’il sera arrivé chez toi, reçois-les avec hospitalité, en mettant de coté tout orgueil déplacé.

La paix sur quiconque suit la vraie voie »[4].

        La lettre du Prophète a Héraclius, Roi des Byzantins[5]

« Par le nom de Dieu, le Miséricordieux, le Tout Miséricordieux.

De Muhammed, esclave de Dieu et Son envoyé, a Héraclius, grand-chef des Roum(Byzantins).

Paix a qui suit la vraie voie ! J’ajoute que je t’appelle de tout l’appel de l’Islam : Soumets-toi (a l’Islam) et tu seras sauf. Soumets-toi et Dieu te dispensera double mérite. Mais si tu te dérobes, le crime des paysans (tes sujets) retombera sur toi. « Et (vous), o Gens du Livre, venez-en à un dire qui soit commun entre nous et vous : que nous n’adorions que Dieu, sans rien Lui associer, et que parmi nous nul n’en prenne d’autres pour Seigneurs en dehors de Dieu. Puis s’ils tournent le dos, eh-bien, dites : Soyez témoins que, certes, c’est nous qui sommes les Soumis (a Dieu, musulmans) »[6].

        Les époques après le Prophète

Après la mort du Prophète, au temps des ses premiers quatre Califes, l’Etat Islamique a eu la même politique envers les pays étrangers. Ces quatre Califes, agirent, exactement comme le Prophète les avait ordonnés.

        Epoque du « saltanat »

       Dans les siècles qui suivirent, l’Islam a vu sa pratique dans beaucoup d’Etats. Mais cela ne veut dire pas que, dans ce grand Etat qui s’étendait de La Chine jusqu'en Andalousie, en Espagne ; tout allait bien.

    Parmi tous les adaptes des religions, il y en avait de temps en temps, ceux qui se comportaient, contres les principes religieux. Dans ce cas–la, ces gens qui n’avaient pas agissent selon les commandements de Dieu, mais tout au contraire, pour satisfaire seulement leur « égoïsme », ont oppressé les adaptes des autres religions, aussi bien que leurs coreligionnaires.

    Par exemple, pendent les Guerres Croisades, les « Templiers » qui se présentaient comme « les sauveteurs du tombeau de Jésus », n’ont pas seulement massacré les musulmans et les juives, mais ils ont massacré aussi, des milliers de chrétiens, et ont pillé leurs maisons, leurs boutiques.

Et alors, il y eut aussi, dans l’histoire de l’Islam qui a duré quinze siècles, des soi-disant musulmans qui ont agissent contre la volonté de Dieu, et ont oppressé et les musulmans, et les autres adaptent des religions.

     Mais cela ne veut dire pas qu’il en était toujours comme cela. Comme il y eût pendent la longue durée de l’histoire de l’humanité, des bons, et des mauvais gens ; il y eut aussi des bons, et des mauvais dirigeants des Etats. Que ce soit chez les musulmans ou chez les chrétiens !

    Au « Moyen Age », les étudiants chrétiens et juifs qui venaient des pays nordiques de l’Europe, se rendaient sans aucune difficulté, en Andalousie ou a Sicile, pour faire leurs études dans les universités islamiques ; exactement comme les étudiants musulmans d’aujourd’hui, qui ne peuvent pas faire leurs études dans leurs propres pays, et qui se rendent dans divers pays de l’Europe.

        Voilà, comment les musulmans se comportaient envers les chrétiens.

       Je termine mes paroles avec une phrase de fameux écrivain chrétien Amin Maalouf[7] qui dise :

    « Aucune religion n’est dénouée d’intolérance, mais si l’on faisait le bilan de ces deux religions « rivales », on constaterait que l’Islam ne fait pas si mauvaise figure. Si mes ancêtres avaient été musulmans dans un pays conquis par les armées chrétiennes, au lieu d’avoir été chrétiens dans un pays conquis par les armées musulmanes, je ne pense pas qu’ils auraient pu continuer a vivre depuis quatorze siècles dans leurs villes, et villages, en conservant leur foi. Que sont devenus, en effet, les musulmans d’Espagne ? Et les musulmans de Sicile ? Disparus, tous jusqu’au dernier, massacrés, contraints a l’exile ou baptisés de force ».

        Conclusion

1)        Le Prophete Muhammed (s.a.s) connaissait les chrétiens, et ne voyait aucun inconvénient pour les rencontrer, et pour les parler.

2)        Comme nous avons indiqué dans la Sorate Roume du Coran, le Prophète se réjouissait, lorsque les chrétiens étaient des vainqueurs envers des polythéistes.

3)        Le Prophète ne voyait pas d’inconvénients, pour recevoir les chrétiens chez lui, et leur donne la meilleure hospitalité.

4)        Le Prophète (s.a.s) recevait les délégations chrétiennes dans la mosquée[8], et les permettait d’y accomplir leurs prières dans.

5)        Le Prophete(s.a.s) était en relation avec le Roi byzantin, qui était chrétien, et l’invitait à l’Islam, la religion de Dieu.

        En finissant, je voudrais dire :

      Nous allons tous mourir. Et nous croyons qu’il y a un Paradis pour ceux qui suivent la vraie voie. Et si nous voulons être parmi eux, à nous d’être sur le chemin qui a été tracé par Adam, par Moise, par Abraham, par Jésus, et par Muhammed (s.a.s).



[1] Voir, Ibn Hicham, Sira, I,238.

[2] Coran,Sourate Roum, 2-5.

[3] Coran, Sourate Hijr, 94-96; Ibn Ishaque, Sira, p.126.

[4] Muhammad Hamidullah, Le Prophete de l’Islam, Paris, 1979, 4. édition, I, 276.

[5] M. Hamidllah, op.cit. I, 310.

[6] Coran, Sorat Al-i İmrân, 64.

[7] Les identités meurtrieres, Paris, 1998, p. 77-78.

[8] Pour les détailles, voir: ez-Zamahchari, Tafsir, Beirouth, 1995, I,361-363; al-Jassas, Ahkâmu’l-Kur’an, Beirouth, II,18-19; Ibn Kesir, Tafsir, Beyrouth, 1996, I,347-350.


 

Yazarlar