25 Kasım 2021 Perşembe

Babamın Gözyaşları

BABAMIN GÖZYAŞLARI

Prof. Dr. Şaban ÖZ

Hani hep akademik hep bir hassasiyet hani hep bir ders, öğüt verme derdi içeren yazılar yazarız ya.  Sanki hayatımızda kitaptan, yazıdan, dersten başka bir şey yokmuş gibi… Oysa “insanız” değil mi? Gülen, ağlayan, duyguları olan…  Hatta benim gibi iflah olmaz “acı çeken” bir Fenerbahçeli iseniz bu duyguları hep üst düzeyde yaşıyorsunuz demektir…

Adnan Hocamın, “yazıyı unuttun yine” uyarısı gelince kaç zamandır aklımda olan bir “kılık-kıyafet” yazısı yazıp başörtülü kardeşlerin ölçülü makyaj yapmaları ne bileyim yırtık pırtık pantolon giymemeleri veya kimsenin omzuna çıkmamaları gerektiğiyle ilgili bir yazı yazayım dedim ki… Sana ne el-alemin kimin omzuna çıkmasından, makyajından deyip vazgeçiverdim… Milletin kılık kıyafetiyle uğraşan zaten bunca insan varken bir de sen mi tebelleş olacaksın diye de bir güzel kendimi azarladım.

Sonra projeler hakkında bir bilgilendirme yazısı yazıp genç arkadaşlara yardımcı olur muyum diye düşündüm ki… Genç arkadaşların zaten maşallahları olduğu ve kimsenin aklına da ihtiyaçları zinhar olmadığı aklıma geldi… Hatta ve hatta bir “nasıl yazıyorum” yazısı patlatıp prim kasayım bile dedim ki, “hiç susmayan” iç sesim bu sefer nahoş bir şekilde “he millete de dert olmuştu nasıl yazdığın ya” deyince ondan da vazgeçiverdim.  

Bütün müflis tacirler gibi ben de yayımlanmış/yayımlanmamış yazı klasörlerini kurcaladım ki aha bu yazıyı gördüm. Ve hep özlediğim tek insan olan baba özlemim de depreşince… Önce Adnan Hocam, sonra okuyacak olanlar kusura bakmazlar inşallah diyerekten…

Buyurun efendim…

Hiç babanızı ağlarken gördünüz mü?

Evlat iseniz görmemelisiniz. Baba iseniz çocuklarınızın yanında ağlamamalısınız. Yanlış hatırlamıyorsam 94 yılıydı. 93 de olabilir veya başka bir tarih.

Tatile bir hafta kalmıştı, bayram mıydı sömestr mı? Onu da hatırlamıyorum. Ama şimdiki gibi cep telefonları yoktu. O sıralarda amcam ağır hasta idi hastaneye kaldırmışlardı. Ablam aradı… Ne ilginç bütün kötü haberleri bana vermek hep o ablama düşmüştü! Belki diğer ablam cesaret edemiyordu. Belki, küçüklüğümde de beni sırtında hep o taşıdığı içindi kara haber verme görevini de üstlenmişti.

-Nasılsın kardeşim?

-Boş ver şimdi beni, ne oldu? Amcam nasıl?

-Amcamın durumu aynı da Mustafa abi trafik kazası geçirmiş, onu kaybettik!

-Amcaoğlu!

-Amcaoğlu…

Hemen AŞTİ’ye gittim artık hangi otobüs nereden geliyor, nereye gidiyorsa önemli değildi. Acelem babama yetişmekti. En sevdiği yeğeni olduğunu biliyordum. Hatta evin bir odasında kilit olmamasının hikayesinde de artık rahmetli olan Mustafa ağabeyin adı geçerdi. Küçükken amcamla aynı evde yaşarmışız. Daha yeni yürümeye başlayan Mustafa, odaya rahat girebilmesi için babam tarafından sökülmüş. Anahtar deliği olup ne mandalı ne sürgüsü vardı. Odayı tek başına kullanmaya başladığımda bir defasında kilit yaptırmak istediğimde mahzun olduğunu görmüş ben de vazgeçmiştim.

Doğanyol’a vardığımda sabah ezanı okunmak üzereydi. Malatya’dan taksi tutmuştum. Dedim ya cep telefonları henüz yoktu. Kapıyı çaldım yoktu evde kimse. Ama anahtarın yeri değişmezdi, pinin (sizin folluk dediğiniz yere biz pin derdik, eski evlerimizde ana kapının hemen yanında tavuklar için ayrı bir kapı olurdu, oradan girip çıkarlardı, sonraları kapattılar) önündeki taşın altı. Oradaydı. İçeri girip namazı kılmıştım ki, ışığın yandığını gören komşumuz Zeynep abla geldi. Malatya’ya gitmişler. Cenaze oradan kalkacakmış. Tamam dedim. O zamanlar bir otobüs vardı. Kenan’ın otobüsü. Önceleri Necipgilin’de vardı. Hatta bir ara Belediye’nin bile vardı. Sonra tek otobüs kaldı. 90 km’lik yolun, dört beş saatte gidildiği zamanlar. Yolda yemek molası verilirdi diyeyim de… Sabah karanlığında yola düşülüp ancak öğlene doğru Malatya’ya ulaşılan yıllar. Bugün neredeyse saat başı karşılıklı minibüsler çalışıyor. Bir buçuk saat sürüyormuş.

Uzattım… Saat on bir gibi cenaze evinin önünde karşılaştık… Elini öptüm. “Başın sağ olsun, Allah sabır versin” dedim ki… Ağladı… “Baba” diyebildim sadece… 

Babamla çok vakit geçirmiştim; çok tartışmıştık, çok gülmüştük! 

Tamam tartışmaları hatırlıyorum, tamam güldüğümüz anları da hatırlıyorum ama ya hemen akabinde ya hemen öncesinde… Babamın gözyaşları gelir hep aklıma.

O yüzden sıkı sıkı tembihlerim, ağlamayın sakın ha diye!

Çünkü kahramanlar ağlamamalı!

 

 

 

 

 

 

 


 

1 yorum:

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN