Hz.
Peygamber’in (as) Bürokratik Vizyonu- I
İlk
Dönüşümler
Prof.
Dr. Cahit Külekçi
Hz. Peygamber’in (as) kişiliği yalnızca dinî liderlik çerçevesinde değil, aynı zamanda norm koyucu ve kurumsal düzen inşa edici bürokratik bir aktör olarak değerlendirilmelidir. Nitekim peygamberlerin liderlikleri salt karizmatik otoriteye dayanmaz.
Peygamberler
vahye bağlı olarak yazılı belgeler, yetki devri, görev tanımları ve hukukî
çerçeveyle desteklenen rasyonel bir yönetim sistemi de üretmiştir. Bu bağlamda
Hz. Peygamber de (as) klasik anlamda bir toplum lideri olmanın ötesinde kurumsallaşma
sürecini bilinçli biçimde yöneten, bu sürece şekil veren mutlak otorite sahibi bir
idarecidir.
Hz.
Peygamber’in (as) özellikle hicret sonrasında oluşturduğu idarî düzen çok
unsurlu bir toplum yapısını yönetmeye atfen teferruatlı ama sistematik bir
bürokratik organizasyon içerir. Bu diplomatik yapının en dikkat çekici aşamalarından
birisi olan Medine Sözleşmesi de Müslümanların siyasî, sosyo-kültürel ve
ekonomik unsurlar barındıran anayasal çerçevesi niteliğindedir. Sözleşme
Müslümanlar, Yahudiler ve diğer halk toplulukları arasında hak ve
sorumlulukları belirleyerek kolektif güvenlik, hukukî eşitlik ve siyasal
bağlılık ilkelerini düzenlemiştir.
Şurası
bir gerçektir ki söz konusu metin normatif düzenin yazılı hale getirilmesi
bakımından bürokratik gelişim ve dönüşümün mutlak bir göstergesidir. Zira
yazılı bir kültüre sahip olmayan Mekkelilerin hicretten sonra sözleşmelerini/anlaşmalarını
belge (kitâb) haline getirmeleri bu dönüşümün en açık örneğidir.
Hicretten
sonraki süreçte Hz. Peygamber’in (as) idarî yaklaşımında dikkat çeken bir diğer
husus da görev dağılımı ve yetki sınırlarının belirlenmesidir.
Vahy
kâtipleri, zekât âmilleri, kadılar ve valiler gibi farklı görev alanlarının tanımlanması,
fonksiyonel ayrışmanın erken bir örneğini teşkil eder. Özellikle mali idare
alanında zekâtın toplanması, kayda geçirilmesi ve dağıtılması süreci yukarıda
da temas ettiğimiz üzere sistematik bir mali bürokrasinin varlığına işaret
eder. Hiç kuşkusuz bu durum, kamu gelirlerinin merkezî otorite tarafından
denetlenmesi anlamına gelir ki bu da devletleşme sürecinin temel kriterlerinden
biridir.
Öte
yandan Hz. Peygamber’in (as) karar alma süreçlerinde şûra mekanizmasını vazgeçilmez
bir prensip olarak işletmesi, keyfî yönetim anlayışının önüne geçen güçlü bir kurumsal
ilke olarak ortaya çıkar. İstişâre ilkesi kısa zaman zarfında yönetsel
meşruiyeti güçlendirmiş ve idareyi kişisel takdir alanından çıkararak ortak
akıl zeminine taşımıştır. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in (as) bürokrat kişiliği,
vahyn yanılmaz çerçevesini toplumsal gerçekliklerle uyumlu kurumsal yapılara
dönüştürme kapasitesiyle belirginleşmiştir.

0 yorum:
Yorum Gönder