Hz. Peygamber’in (as) Bürokratik Vizyonu- II
“Merkezden Taşraya Yönetim Ağı”
Prof. Dr. Cahit Külekçi
Hz. Peygamber’in (as) bürokrat kişiliğinin bir diğer boyutu da Medine’de merkezî otoriteyi tesis ederken yerel yönetim mekanizmalarını etkin biçimde kurgulamasıdır.
Medine
merkezli idare, çevre kabile ve bölgelere gönderilen valiler ve temsilciler
aracılığıyla kısa zamanda genişlemiş, böylece eskiden olduğu gibi Medine’de çok
katmanlı bir yönetim ağı oluşturulmaya çalışılmıştır. Hz. Peygamber’in (as) ve
sonrasında sahabenin bu uygulamaları modern siyasî anlamda delegasyon ve idari
desantralizasyon kavramlarıyla açıklanabilir.
İdari
desantralizasyon (yerinden yönetim), siyasî etkinin ve buna bağlı olarak
gelişen sorumluluğun bir kısmının merkezden alınarak yerel yönetimlere veya
özerk kurumlara dağıtılması sistemidir. Sistemin özünde ise merkezden atanan
bürokratlar bulunmaktadır ki Hz. Peygamber’in (as) bu konudaki
seçimleri/atamaları sonraki dönem Müslüman toplumlar için son derece değerli
veri sunmuştur. Nitekim yerel yönetimler zaman zaman gerektiği ölçüde
Medine’den bağımsız karar alma yetkisine sahipti ancak bu özerk yapı da tam bir
bağımsızlık anlamına gelmemekteydi. Bizzat Hz. Peygamber (as) tarafından
seçilmiş ve atanmış olsalar da yöneticiler merkezi yönetimin denetimi
altındadır.
Hz.
Peygamber (as) döneminde vali ve âmillerin atanması sürecinde liyakat,
güvenilirlik ve toplumsal kabul kriterleri gözetilmiştir. Hemen yukarıda da
temas ettiğimiz üzere Hz. Peygamber’in (as) yönetime dair yaklaşımları da
Müslüman idareciler için mutlak birer politik prensip olmuştur. Diğer bir
ifadeyle Hz. Peygamber (as) yaşamın her alanında olduğu gibi siyasî sahada da insanlara
örneklik teşkil etmiş, Kur’ân’ın teorik çerçevesini pratiğe dökerek uygulama
alanı oluşturmuştur.
Öte
yandan atanan görevlilere yazılı talimatlar verilmesi, görev tanımının
netleştirilmesi açısından önemlidir. Örneğin Yemen’e gönderilen Muâz b. Cebel’e
verilen talimatlarda, hüküm verme usulü ve referans kaynakları açıkça belirtilmiştir.
Dolayısıyla asr-ı saâdetten günümüze hukukî kararların kişisel kanaatle değil, vahy
çerçevesiyle uyumlu biçimde verilmesini hedefleyen bürokratik bir disiplin
anlayışı yansımıştır.
Modern
dönemlerin en hassas noktalarından olan hesap verebilirlik ilkesi de Hz.
Peygamber’in (as) yönetim pratiğinde somutlaşmıştır. Nitkeim zekât âmillerinin
topladıkları malları ayrıntılı biçimde raporlamaları istenmiş, kamu malına
ilişkin hassasiyet özellikle vurgulanmıştır.
Bir
kamu görevlisinin hediye kabul etmesi durumunda bunun kamu malı kapsamında
değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden tutumu, çıkar çatışması ve etik
ihlallere karşı net bir duruş sergiler. Bu yaklaşım, kamu yönetiminde etik
standartların İslam siyasî tarihinin erken dönem örneği olarak
değerlendirilebilir.
Merkez-taşra
ilişkilerinde otoriteyi sürdürürken aşırı müdahaleci olmaması da dikkat
çekicidir. Yerel yöneticilere belirli ölçüde takdir yetkisi tanınmış; ancak bu
yetki, ilkesel sınırlar içinde kalmıştır. Böylece hem merkezî denetim hem de
yerel inisiyatif dengelenmiştir. Bu denge, sürdürülebilir yönetim modelinin
temel unsurlarındandır.

0 yorum:
Yorum Gönder