25 Mayıs 2026 Pazartesi

Bir Hayvan Hakk(lar)ı İhlali: Kurban

Bir Hayvan Hakk(lar)ı İhlali: Kurban

Dr. Ramazan Yıldırım

Yazıyı okuyan kıymetli okurlar, lütfen değerli yorumlarınızı esirgemeyin ki daha iyi ve güzel yazılara sebep olasınız.

Zaman dön dolaş bugünlerde yine Kurban Bayramı’na geldik. Hep beraber göreceğiz; sağda solda birçok hayvan kesilerek kurban edilecek ve hayatlarına son verilecektir. Gerçekten içler acısı bir durum hayvanseverler açısından, dayanılacak gibi değil. Tabii, işin daha enteresan ve düşündürücü tarafı bu olayın yeni ortaya çıkmış olmaması, insanlık tarihi kadar eski olması. Bu durumun uzun süre devam ediyor olması, konudan ızdırap duyanların acı ve kederini de kat kat artırıyor. Malum, Âdem Peygamber’in iki çocuğu arasında çıkan ve bir tanesinin ölümüyle sonuçlanan tartışma, kurbanın kabul edilip edilmemesi üzerine çıkmış ve insanlık tarihinin ilk cinayeti işlenerek yeryüzünde ilk kan dökülmüştü.

İbrahim Peygamber dönemine gelince iş çok daha şiddetli boyutlara varmış ve bu yüce insan, yıllar sonra “evladım” diyerek baba olmanın zevkini kendisiyle tattığı, kendi öz be öz çocuğu/İsmail’i boğazlamakla imtihan olmuştur. İbrahim, hayatını hiçe sayarak, babasına her açıdan teslim olan ciğerparesi İsmail’i yere yatırmış ve hiç tereddüt etmeden keskin bıçağı boğazına dayamıştır. Ancak taşı, kayayı kesen bıçak, İsmail’in yumuşacık boğazını kes(e)memiş, aslında vazifesini ve kendisine emredileni yapmıştır çünkü o da emir ile hareket eden bir varlıktır sonuçta. Yani İbrahim, İsmail ve bıçak üçü de görevlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmiş ve bu ağır imtihanı geçmişlerdir. Sonunda İbrahim, Allah’ın kendisine verdiği bir hayvanı (koç) kurban olarak kesmiştir.

Son Peygamber Hz. Muhammed (sav) dönemine baktığımızda, O’nun da her Kurban Bayramı’nda kurban kestiğini ve ümmetine de kesmeyi emrettiğini görüyoruz. Hatta “Kim imkânı olduğu hâlde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın”[1] ve Âdemoğlu kurban günü Allah katında kurban kesmekten daha güzel bir amel işlemez[2] gibi hadisleriyle bu hayvan kesme işini teşvik etmiştir. Veda Haccı'nda yüz devenin altmış üç tanesini bizzat kendi elleriyle kesmiş, geri kalanlarının kesilmesi için de Sahabesine talimat vererek kestirmiştir. Hayvanları düşünen, onların hayatı ve hakları konusunda duyarlı olan insanlar açısından bu saydığım örnekler gerçekten dayanılacak gibi değil. Ve bu örneklere bakıldığında sanki dinler ve o dinlerin temsilcisi olan Peygamberler, hayvanları öldürme ve hayatlarına son verme konusunda birbirleriyle yarışmışlardır.

Peki durum gerçekten böyle midir?

Konuya başlamadan şunu belirtelim ki: Gerek bayramda ve gerekse sair zamanlarda kesilen hayvanlar konusunda hissiyatını ortaya koyup o hayvanlara haksızlık yapıldığını düşünen ve onlara acıyan insanların yaklaşımlarına yön veren saikler birden fazladır ve hepsini burada ele almak mümkün değildir. Bu yazının muhatabı daha çok “hayvanlara yapılan haksızlığın(!) sebebini dinî gerekçelere bağlayarak, bunun üzerinden” İslam’a saldıranlardır.

Başlayalım:

1.  Evren ve içindekiler, üzerinde yaşadığımız dünya ve biz insanlar dahil, kendimiz değil, başka bir kuvvet tarafından yaratılmış ve burada var edilmişiz. Bildiğimiz, iman ettiğimiz ama idrak sınırlarımızı aştığından dolayı mahiyetini tam olarak anlamaktan aciz olduğumuz bu Kuvvet, yoktan yaratarak bu dünyaya gönderdiği insanların rastgele, keyiflerine göre değil, O’nun talimatları doğrultusunda bir hayat yaşamalarını emretmiştir. Kendisinde birçok hikmet barındıran kurban kesme fiili de bu yüce Kuvvetin emri olan bir ibadet olup rastgele, keyfî bir muamele değildir.

2. Dünyaya gelirken kendisiyle beraber bir şey getirmeyen ve buradan giderken de yanına herhangi bir şey almaktan aciz olan insan bazen bu acziyetini unutarak buradaki şeylere sahiplik etmeye kalkışır. Bundan dolayı kendini (kesile/n/cek) olan hayvanların sahibi gibi gördüğünden, onlar hakkında da kendince hüküm verip kesilmelerinin doğru olmadığına karar vermektedir. Halbuki benimdir dediği saçına sakalına, nefesine, göz kapaklarına, tırnaklarına, bağırsaklarına, hasılı kendi öz vücuduna dahi söz geçirmekten aciz olan bir insan neyin sahipliğini dava ediyor veya edebilir? Ne kendisinin ve ne de bahse konu hayvanların yaratılmasında, hayatlarını devam ettirmesinde ve ölmelerinde hiçbir dahlî olmayan insanın bu şekilde sahiplenmesi haddi aşmaktır.

3. Kur’an, kendini eşyanın sahibi gibi görüp haddi aşanların feci akıbetlerini ve sahiplik iddia ettikleri şey(ler)i yanlarına almadan bu dünyadan gittiklerini bize anlatır.[3] Halbuki insan ve evrendeki bütün varlıklar arasındaki ilişki malikiyet/sahiplik değil, emanet ilişkisidir. Başta vücudu ve organları olmak üzere her şey insana emanettir ve emanet bir şeye istediği gibi hükmedip kullanamaz. Onu asıl sahibinin talimatları ve izni doğrultusunda kullanıp istifade edebilir; bu istifadenin sınırları da bellidir. Mesela, insan herhangi bir canlıya keyfî olarak hiçbir şekilde eziyet edemez, öldüremez. Ancak kurban ibadeti veya bazı ihtiyaçlarını deruhte etmek için, belli şartları taşıyan hayvanları kesebilir.

4. Bir hayvanı meşru bir sebepten kesecek olan insanın kesim öncesi, kesim esnasında ve sonrasında dikkat etmesi gereken hususlar vardır. Bunlardan en önemlisi besmele çekmektir ki bu, hayvanı kesmek için asıl sahibinden izin almak ve onun adına kesmektir. Yani kişi Besmele ile “Ya Rabbi, senin yarattığın ve benim gibi senin kulun olan bu koyun/keçi/ineğin hayatına son vermeye hiçbir şekilde gücüm, kuvvetim ve yetkim yoktur, onu kesmek için senden izin istiyor ve senin adına kesiyorum,” diyerek emanet bilinciyle hareket eder. Bundan dolayı, asıl sahibini unutmanın cezası olarak, besmeleyi bilerek ve kasten terk eden kişinin kestiği hayvanın eti leş hükmüne gelir ve yenilmesi caiz görülmemiştir.

5. Hayvanların enva-i türlü şeylerinden istifade ettiği halde hayvan kesimlerine karşı çıkan ve onları kesmeyi hayvan hakkı ihlali olarak kabul edenler gerçekten ciddi bir paradoks içindedirler. İçerisinde bulundukları durumu açıklayacak mantıklı bir izahları da yoktur. Halbuki İslam, hayvanlar dahil, evrendeki her şeyin insanlar için bir nimet olarak yaratıldığını ve bu nimetlerden istifade etme metotları kendisine öğretilen insanın bu metotlar doğrultusunda o nimetlerden istifade edebileceğini öğretmiştir. Tabii bütün bunlardan istifade eden insanın da Allah’a iman ve ibadetle mükellef/sorumlu olduğunu unutmamak gerekir.

Dolayısıyla İslam’ın bu konudaki yaklaşımı çok daha makul, insanî ve hayatın realitelerine uygundur. Hayvan haklarını savunan yeni yaklaşımlar, bu konuda İslam’daki yaklaşımın çok gerisinde olup onun eline su bile dökemezler. Bütün türleriyle, hayvanları biz insanlar gibi birer ümmet[4] olarak kabul eden İslam’ı, kurban ibadeti üzerinden problemli gibi göstermek ve hayvan haklarını ihlal ettiğini iddia ederek ona saldırmak ancak problemli akılların veya bu konuda detaylı bir araştırma yapmayanların işidir.[5]



[1] İbn Mâce, Edâhî 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321.

[2] Tirmizî, Edâhî, 1.

[3] Zuhruf, 51; Kasas, 78-82.

[4] En’am, 38.

[5] Konu hakkında detaylı ve etraflı bilgi için: Ramazan Yıldırım, Kur’an ve Hadislerde Hayvan Hakları, kitabına bakılabilir.

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar