Bir Hayvan Hakk(lar)ı İhlali: Kurban
Dr. Ramazan Yıldırım
Yazıyı okuyan kıymetli okurlar, lütfen değerli yorumlarınızı esirgemeyin ki daha iyi ve güzel yazılara sebep olasınız.
Zaman dön dolaş bugünlerde yine Kurban Bayramı’na geldik. Hep
beraber göreceğiz; sağda solda birçok hayvan kesilerek kurban edilecek ve
hayatlarına son verilecektir. Gerçekten içler acısı bir durum hayvanseverler
açısından, dayanılacak gibi değil. Tabii, işin daha enteresan ve düşündürücü
tarafı bu olayın yeni ortaya çıkmış olmaması, insanlık tarihi kadar eski
olması. Bu durumun uzun süre devam ediyor olması, konudan ızdırap duyanların
acı ve kederini de kat kat artırıyor. Malum, Âdem Peygamber’in iki çocuğu
arasında çıkan ve bir tanesinin ölümüyle sonuçlanan tartışma, kurbanın kabul
edilip edilmemesi üzerine çıkmış ve insanlık tarihinin ilk cinayeti işlenerek yeryüzünde
ilk kan dökülmüştü.
İbrahim Peygamber dönemine gelince iş çok daha şiddetli boyutlara
varmış ve bu yüce insan, yıllar sonra “evladım” diyerek baba olmanın zevkini kendisiyle
tattığı, kendi öz be öz çocuğu/İsmail’i boğazlamakla imtihan olmuştur. İbrahim,
hayatını hiçe sayarak, babasına her açıdan teslim olan ciğerparesi İsmail’i
yere yatırmış ve hiç tereddüt etmeden keskin bıçağı boğazına dayamıştır. Ancak
taşı, kayayı kesen bıçak, İsmail’in yumuşacık boğazını kes(e)memiş, aslında
vazifesini ve kendisine emredileni yapmıştır çünkü o da emir ile hareket eden
bir varlıktır sonuçta. Yani İbrahim, İsmail ve bıçak üçü de görevlerini
eksiksiz bir şekilde yerine getirmiş ve bu ağır imtihanı geçmişlerdir. Sonunda
İbrahim, Allah’ın kendisine verdiği bir hayvanı (koç) kurban olarak kesmiştir.
Son Peygamber Hz. Muhammed (sav) dönemine baktığımızda, O’nun da
her Kurban Bayramı’nda kurban kestiğini ve ümmetine de kesmeyi emrettiğini görüyoruz.
Hatta “Kim imkânı olduğu hâlde kurban kesmezse bizim mescidimize
yaklaşmasın”[1]
ve “Âdemoğlu kurban günü Allah katında kurban
kesmekten daha güzel bir amel işlemez”[2] gibi
hadisleriyle bu hayvan kesme işini teşvik etmiştir. Veda Haccı'nda yüz devenin
altmış üç tanesini bizzat kendi elleriyle kesmiş, geri kalanlarının kesilmesi
için de Sahabesine talimat vererek kestirmiştir. Hayvanları düşünen, onların
hayatı ve hakları konusunda duyarlı olan insanlar açısından bu saydığım
örnekler gerçekten dayanılacak gibi değil. Ve bu örneklere bakıldığında sanki
dinler ve o dinlerin temsilcisi olan Peygamberler, hayvanları öldürme ve
hayatlarına son verme konusunda birbirleriyle yarışmışlardır.
Peki durum gerçekten böyle midir?
Konuya başlamadan şunu belirtelim
ki: Gerek bayramda ve gerekse sair zamanlarda kesilen hayvanlar konusunda
hissiyatını ortaya koyup o hayvanlara haksızlık yapıldığını düşünen ve onlara
acıyan insanların yaklaşımlarına yön veren saikler birden fazladır ve hepsini
burada ele almak mümkün değildir. Bu yazının muhatabı daha çok “hayvanlara
yapılan haksızlığın(!) sebebini dinî gerekçelere bağlayarak, bunun üzerinden”
İslam’a saldıranlardır.
Başlayalım:
1.
Evren ve içindekiler, üzerinde yaşadığımız dünya ve biz insanlar dahil, kendimiz
değil, başka bir kuvvet tarafından yaratılmış ve burada var edilmişiz.
Bildiğimiz, iman ettiğimiz ama idrak sınırlarımızı aştığından dolayı mahiyetini
tam olarak anlamaktan aciz olduğumuz bu Kuvvet, yoktan yaratarak bu dünyaya gönderdiği
insanların rastgele, keyiflerine göre değil, O’nun talimatları doğrultusunda
bir hayat yaşamalarını emretmiştir. Kendisinde birçok hikmet barındıran kurban
kesme fiili de bu yüce Kuvvetin emri olan bir ibadet olup rastgele, keyfî bir
muamele değildir.
2. Dünyaya gelirken kendisiyle
beraber bir şey getirmeyen ve buradan giderken de yanına herhangi bir şey
almaktan aciz olan insan bazen bu acziyetini unutarak buradaki şeylere sahiplik
etmeye kalkışır. Bundan dolayı kendini (kesile/n/cek) olan hayvanların sahibi
gibi gördüğünden, onlar hakkında da kendince hüküm verip kesilmelerinin doğru
olmadığına karar vermektedir. Halbuki benimdir dediği saçına sakalına,
nefesine, göz kapaklarına, tırnaklarına, bağırsaklarına, hasılı kendi öz
vücuduna dahi söz geçirmekten aciz olan bir insan neyin sahipliğini dava
ediyor veya edebilir? Ne kendisinin ve ne de bahse konu hayvanların
yaratılmasında, hayatlarını devam ettirmesinde ve ölmelerinde hiçbir dahlî
olmayan insanın bu şekilde sahiplenmesi haddi aşmaktır.
3. Kur’an, kendini eşyanın sahibi
gibi görüp haddi aşanların feci akıbetlerini ve sahiplik iddia ettikleri
şey(ler)i yanlarına almadan bu dünyadan gittiklerini bize anlatır.[3]
Halbuki insan ve evrendeki bütün varlıklar arasındaki ilişki malikiyet/sahiplik
değil, emanet ilişkisidir. Başta vücudu ve organları olmak üzere her şey insana
emanettir ve emanet bir şeye istediği gibi hükmedip kullanamaz. Onu asıl
sahibinin talimatları ve izni doğrultusunda kullanıp istifade edebilir; bu
istifadenin sınırları da bellidir. Mesela, insan herhangi bir canlıya keyfî
olarak hiçbir şekilde eziyet edemez, öldüremez. Ancak kurban ibadeti veya bazı ihtiyaçlarını
deruhte etmek için, belli şartları taşıyan hayvanları kesebilir.
4. Bir hayvanı meşru bir sebepten
kesecek olan insanın kesim öncesi, kesim esnasında ve sonrasında dikkat etmesi
gereken hususlar vardır. Bunlardan en önemlisi besmele çekmektir ki bu, hayvanı
kesmek için asıl sahibinden izin almak ve onun adına kesmektir. Yani kişi
Besmele ile “Ya Rabbi, senin yarattığın ve benim gibi senin kulun olan bu
koyun/keçi/ineğin hayatına son vermeye hiçbir şekilde gücüm, kuvvetim ve yetkim
yoktur, onu kesmek için senden izin istiyor ve senin adına kesiyorum,”
diyerek emanet bilinciyle hareket eder. Bundan dolayı, asıl sahibini unutmanın
cezası olarak, besmeleyi bilerek ve kasten terk eden kişinin kestiği hayvanın
eti leş hükmüne gelir ve yenilmesi caiz görülmemiştir.
5. Hayvanların enva-i türlü
şeylerinden istifade ettiği halde hayvan kesimlerine karşı çıkan ve onları
kesmeyi hayvan hakkı ihlali olarak kabul edenler gerçekten ciddi bir paradoks
içindedirler. İçerisinde bulundukları durumu açıklayacak mantıklı bir izahları da
yoktur. Halbuki İslam, hayvanlar dahil, evrendeki her şeyin insanlar için bir
nimet olarak yaratıldığını ve bu nimetlerden istifade etme metotları kendisine
öğretilen insanın bu metotlar doğrultusunda o nimetlerden istifade
edebileceğini öğretmiştir. Tabii bütün bunlardan istifade eden insanın da Allah’a
iman ve ibadetle mükellef/sorumlu olduğunu unutmamak gerekir.
Dolayısıyla İslam’ın bu konudaki
yaklaşımı çok daha makul, insanî ve hayatın realitelerine uygundur. Hayvan
haklarını savunan yeni yaklaşımlar, bu konuda İslam’daki yaklaşımın çok
gerisinde olup onun eline su bile dökemezler. Bütün türleriyle, hayvanları biz
insanlar gibi birer ümmet[4]
olarak kabul eden İslam’ı, kurban ibadeti üzerinden problemli gibi göstermek ve
hayvan haklarını ihlal ettiğini iddia ederek ona saldırmak ancak problemli
akılların veya bu konuda detaylı bir araştırma yapmayanların işidir.[5]

0 yorum:
Yorum Gönder