'Doğumunun 1500. Yılında Âlemlere
Rahmet Hz. Muhammed (s.a.s.)' başlıklı Uluslararası Mevlid-i Nebi Sempozyumu Değerlendirmesi
Ahmet Celal Şener - Samed Başyeşil
25-27 Eylül 2026 tarihlerinde Diyanet İşleri Başkanlığı himayesinde düzenlenen 'Doğumunun 1500. Yılında Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.s.)' başlıklı Uluslararası Mevlid-i Nebi Sempozyumu; akademik çevreler ve İslam tarihi araştırmacıları için son derece verimli tartışmalara zemin hazırlamıştır. Düzenleme ve bilim kurullarının titiz çalışmalarıyla hazırlanan organizasyon, kapsamı ve ele aldığı konuların zenginliği bakımından takdire şayandır.
Sempozyumun en dikkat çekici yönü; Hz. Peygamber’i
(s.a.s.) yalnızca ahlak, ibadet ya da aile hayatı gibi alışılagelmiş temalarla
sınırlamayıp hayatın farklı veçhelerini kuşatan kapsamlı ve güncel bir bakış
açısıyla ele almasıydı.
'İslam Kültür ve Medeniyetinde Hz. Peygamber' başlıklı ilk oturumda, Hz.
Peygamber’in medeniyet inşasındaki kurucu rolü birbirini tamamlayan üç tebliğ
çerçevesinde işlendi. İlk tebliğde Prof. Dr. Adnan Demircan; vahyin insanlığı
aydınlatan rehberliğini ve bu rehberliğin hicretle birlikte Medine’de somut bir
medeniyet inşasına nasıl dönüştüğünü ele aldı. 'Sünnetin İslam Medeniyetini
Şekillendirmesindeki Rolü' başlıklı ikinci tebliğde Prof. Dr. Mehmet
Özşenel, nesilden nesile aktarılan sünnetin ahlak, ilim, adalet ve gündelik
hayat alanlarındaki kurucu ve belirleyici işlevine dikkat çekti. Oturumun son
tebliğinde ise Prof. Dr. Yaşar Yiğit, 'Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Adalet
Modelliğinin İslam Medeniyetindeki Yeri' başlığı altında, siyasi, sosyal ve
askerî pratiklerde somutlaşan adalet anlayışının İslam medeniyetinin hukuk ve
yönetim geleneğini nasıl şekillendirdiğini ortaya koydu.
Medeniyet, sünnet ve adalet ekseninde örülen bu açılış
oturumu, sempozyumun Hz. Peygamber’i hayatın bütün alanlarını kuşatan bir
perspektifle ele alma hedefini daha ilk andan itibaren somut bir biçimde
hissettirdi.
Programın bütününe bakıldığında bu geniş perspektifin,
siyerin geleneksel konularını dışarıda bırakmadığı da açıkça görülüyordu.
Bilhassa V. Oturumda ele alınan 'Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Eğitim' ile
VIII. Oturumun konusu olan 'Aile Hayatında Hz. Peygamber (s.a.s.)' başlıklarında
klasik temalar, günümüzün meseleleriyle harmanlanarak yeniden yorumlandı. Bu
oturumlarda dile getirilen tespitler, çağımızın beraberinde getirdiği yeni kriz
alanlarına ve güncel tartışmalara Nebevî ilkeler ışığında yaklaşabilmenin
imkânını gösterdi.
Söz konusu vizyonun en somut yansımalarından biri,
XIV. Oturumda yer alan 'Sanal Medya ve Yapay Zekâda Hz. Peygamber' başlığı
altında, dijital oyunlardan yapay zekâ etiğine kadar uzanan geniş bir
yelpazenin tartışmaya açılmasıydı. Benzer şekilde, XV. Oturumda 'Çağdaş
Sorunlara Nebevî Çözümler' aranırken çevre ve tabiat tasavvurundan modern
iktisadi tıkanıklıklara ve insan hakları ihlallerine uzanan meselelerin masaya
yatırılması, İslam tarihi araştırmalarının salt bir geçmiş anlatısı olmadığını,
bugüne de güçlü bir istikamet çizebileceğini ortaya koydu. Ayrıca XI. Oturumda
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) savaş ahlakının Myanmar, Doğu Türkistan ve Gazze gibi
günümüzün kanayan yarası olan mazlum coğrafyalar ekseninde tartışılması, XII.
Oturumda ise Batı dünyasındaki peygamber tasavvurunun Alman oryantalizmini de
kuşatacak şekilde çok boyutlu incelenmesi sempozyuma küresel ve çağdaş bir
vizyon kattı. Diğer taraftan, erken dönem İslam toplumunun siyasi teşekkülü
üzerine çalışan araştırmacılar açısından Hz. Peygamber’in devlet başkanı ve
ordu komutanı vasıflarının III. Oturumda müstakil olarak ele alınması da bu
geniş yelpazeyi tamamlayan son derece yerinde bir tercihti. Bununla birlikte,
böylesi geniş çaplı bir ilmî organizasyonun eleştiriye açık yönlerine temas
etmek de akademik değerlendirmenin bir gereğidir. Gözlemlediğimiz kadarıyla
bazı oturumlarda sunulan tebliğler, başlıklarının vaat ettiği özgüllüğü ve
derinliği yeterince karşılayamadı. Oldukça spesifik ve heyecan verici başlıklar
taşıyan kimi bildiriler ne yazık ki genel bir çerçevede kaldı, konunun özüne
nüfuz edilemeden ve başlığın altı tam anlamıyla doldurulamadan tebliğler
tamamlandı.
Organizasyonun akademik işleyişini zorlayan bir diğer
temel mesele ise zaman yönetimiydi. Bazı oturumlarda tebliğcilerin kendilerine
ayrılan sürelere riayet etmemesi ve oturum başkanlarının süreyi dengeleme
noktasında yeterince inisiyatif almaması akışı olumsuz etkiledi. Öyle ki,
kendilerine tanınan sürenin neredeyse iki katına ulaşan sunumlar,
dinleyicilerin odağını korumasını bir hayli güçleştirdi.
Bütüncül bir çerçeveden bakıldığında Uluslararası
Mevlid-i Nebi Sempozyumu; İslam tarihi disiplinine sunduğu zengin konu
çeşitliliği ve Hz. Peygamber’in evrensel mesajını çağımızın disiplinlerarası
meseleleriyle buluşturma gayretiyle literatüre ve akademiye ufuk açıcı bir
katkı sağlamıştır.

0 yorum:
Yorum Gönder