Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA
Herkes canhıraş bir şekilde koşuşuyordu. Nasılsa, kendimi de aralarında buldum. Her biri ayrı bir dilde konuşuyordu ki, cehaletimden olacak, çoğunu anlamıyordum. Ama herkes ağlıyor ve ağlama sesleri aynıydı. Yaşlıların “yaşlı sesleri/inlemeleri; kadınların feryad u figanları; erkeklerin, dövünerek ağlamaları; anne-babalarını kaybetmiş çocukların çığlıkları birbirine karışmış ağlıyor, koşuyorlardı. Arada bir düşen olduğunda da bakan olmuyor, çiğneyip koşmaya devam ediyorlardı. Herkes kendi derdine düşmüştü. Neden kaçıyor, nereye koşuyorlardı? Sanki her birinin arkasına en güçlü ve vahşi bir aslan düşmüş bir an önce yemek için kovalıyordu. Başlarına kaçınılmaz bir felaket gelmiş olacak ki, herkes kendi derdine düşmüştü. Nasıl olduysa, birden, şu ayetleri hatırladım:








