9 Haziran 2019 Pazar

Eski Bir “makasçı”yla Yolculuk

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Siirt’ten İstanbul’a geliyordum. Benim geleceğimi bilen bir arkadaşım, “Hocam İstanbul Hava Alanı şehre çok uzak; müsaade edersen, o gün benim kardeşim hava alanına gelip seni arabasıyla alsın” dedi. Ben de, “Teşekkür ederim. Bu iyiliğinizi de yapmış gibi kabul ediyorum. Ancak, hava alanında hem otobüsler var hem de ticari taksiler. Allah’a şükür onlara verecek kadar param da var! Onun için kardeşin zahmet edip gelmesin; ben yine de size medyun-u şükran olayım” dedim. Arkadaşım yine üsteledi: Hocam sen İstanbul Hava Alanına inince, bir zahmet kardeşime alo de, o gelip seni alsın! Ben de hayır olmaz, dedim; ve ayrıldık.

29 Mayıs 2019 Çarşamba

Âlim


Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Âlimin ölümü âlemin ölümüdür” denilmiş. Doğrudur. Çünkü âlim, toplumların hafızası ve zihnidir. Hafıza ve zihin gittiğinde kalan şey boşlukta sallanan ceset hükmünde. Âlimlerini yok sayan veya yok edenler, kafalarına kurşun sıkan bebbahtlara benzer. Ha toplum hafızasına kurşun sıkmışın, ha âlimi öldürmüşün... Peygamberlerini öldürenleri Rabbim nasıl da kınıyor Kitabında... Âlimin öldürülmesini buna kıyas et!

10 Mayıs 2019 Cuma

Bir Arı Masalı

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Dünya gezegeninin bir köşesinde, dünyanın diğer arıları gibi yaşamlarını sürdüren bir “Arı Devleti” varmış. Bu arı devletinin yöneticileri, tıpkı insanlar gibi, ama onlardan daha arı, daha reel, daha samimi ve daha hukukîbir düzenle idare ediyorlarmış… Onların oldukça tavizsiz “toplum kuralları/kanunları” varmış. Bu arı toplumu içerisinde, her birey arı kendi hukukunu bilir, o hukukun dışına çıkmazmış/çıkamazmış! Kazara bu arı toplumundan bir arı çıkıp, “arıların Yaratıcı tarafından konulmuş olan düzenine/haklarına aykırı bir harekette bulunsa, bütün arı toplumu tarafından cezalandırılır; hatta arı toplumundan öylesine uzaklaştırılırdı ki, “nesyen mensiya” olurdu. Arı devletinin yapısı/kanunları ve idarecileri öylesine ciddiydi ki, ilȃhîKudretin onlar için yazmış olduğu bu kanunlar sayesinde herkesin hak-hukuku belli, hiç kimse bir diğerinin hukukuna tecavüz etmezdi/edemezdi.  Kanun ve nizamı da, arı toplumunun mümeyyiz vasıflı bireylerinin birkaç senede bir seçtikleri “Arı Beyi” idare ederdi. Ne var ki Arı Beyi de kendi başına “lȃ yus’el” değildi. Onun etrafında, kendisini sürekli bir şekilde denetleyen, hata yaptığında korkmadan ikaz eden, adları hiçbir şaibeye karışmamış olan “dȃnȃ heyeti” varmış. Faraza toplumun düşmanı olan birileri Arı Beyi’ni idlȃl etmek için ona yanaşsa, Dȃnȃ Heyetidevreye girer, kendi kişisel çıkarları için arı toplumunun huzurunu bozmaya çalışan bu mikrop arıya/arılara ve onun/onların münȃfıkça olan girişimlerine mani olurlardı. Fakat Arı Beyi de, neticede bir arı olduğundan, kazara bu gibilerin riyakâr görüşlerine bir kanadını, ya da ayaklarındaki koruyuculardan bir kısmını kaptırsa, artık Arı Beyi o mikrop arının desiseleri doğrultusunda yol almaya ve Dȃnȃ Heyeti’ni kȃle almamaya başlar. Ve Arı Beyi bu şekilde kendisini “münȃfık arılar”ın havasına kaptırınca, münȃfık arılar, artık kendileri gibi olan münȃfık arılardan yeni bir “Dȃnȃ Heyeti” seçer ve Arı Beyi’nin devleti, bu yeni teşkil edilen menfaat çetelerinin arzuları doğrultusunda akmaya başlarmış…

5 Mayıs 2019 Pazar

Şeyh

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Yeni dönmüştüm memlekete. Hatırımda kaldığı kadarıyla bir yaz günüydü. Gündüz sıcaklığının tavan yaptığı günlerdi. Akşamların serinliği dışarı çıkmanın cazibesini de artırıyordu. Böyleydi Anadolu bozkır havası. Gündüz kavurur, akşam savururdu. Hele gençler, akşam oldu mu, evde duramaz bir yerlere savrulurdu. Eee, ne diyelim serde gençlik var. Böyle günlerde evlerin dışı içinden cazip olurdu. Evde olanlar bile evin içinde değil, dışında otururdu. Her evin küçük de olsa bir bahçesi veya hayatdenilen bir dış yaşam alanı vardı o zamanlar.

29 Nisan 2019 Pazartesi

Ahır Dağı’nın Zirvesinde Bir Cauchemar/Kâbus


Ahır Dağı’nın zirvesinde bir cauchemar/kâbus[1]

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Yaşlı tarihçi uçaktan inip, Kahramanmaraş merkezindeki oteline yetişir yetişmez, çantasını otele bırakıp, hiç kimseye görünmeden, bir taksi çevirdi ve “kardeşim, beni Ahır Dağının zirvesinde nereye kadar gidebilirsen, oraya götür” dedi ve zaman kaybetmeden taksiye bindi. Taksi şoförü gidebildiği yere varınca, tarihçi parasını vererek, zirveye doğru tırmanmaya başladı. Öyle bir yere vardı ki Kahramanmaraş’ı kucağına almış olan Ahır Dağı’nda, henüz yaprakları bitmemiş, hatta dallarının ucunda bir iki tane sarı alıcın da bulunduğu ağacın gövdesine sırtını dayayarak oturdu ve önünde uzanan uçsuz bucaksız ovanın bilinmez gizemlerindeki derin tarihi düşünmeye başladı…

11 Nisan 2019 Perşembe

Dertli


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Geldiğinde bir hayli endişeliydi. Gözlerinden ve yüz mimiklerinden fark ediliyordu endişesi. Havadan sudan konuşmaya başladık. Ama hiç rahat değildi. Bir derdi olduğunu anlamıştım ama onun açmasını bekliyordum. Derdi açmak da kolay değildir hani. Birinden borç para istemek gibi bir şeydir bu. Kıvrandırır insanı. Sonunda söylenir ama bir delik olsa da yerin dibine girsem gibi bir duygu bütün bedeni kaplar. Onun için üstüne gitmeyi de doğru bulmadım. Açmasını bekledim derdini. Açtı da sonunda. Aslında büyük bir dert değildi. Fakat onun için büyüktü. Gören ve bir şekilde duyan herkes olayı büyütmüş, bir endişe yumağı haline getirmişti. Yumağın ucu kaçmış, bütün ipler birbirine dolaşmıştı.

16 Mart 2019 Cumartesi

Müslümanın Merhamet ve Adaleti Gâvurun Kini ve Nefreti


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ 
En son Yeni Zelanda denen uzak bir ülkede ortaya çıktı kin ve nefret… Ne derinmiş gâvurun kini! Şimdilik altı yüz yıl geçmişten başlamış. Bir devr-i sabık canavarı. Kin böyledir, insanı geçmişe mıhlar. Bir türlü paçasını kurtaramaz geçmişin kökleşmiş kazığından… Bakar ha bire, bir kör kuyunun dibine… Baktıkça derinleşir, derinlik içine doğru kıvrılır, gözü kör, kulağı sağır, kalbi kaskatı kesilir. Karanlık içine çeker, göz kararır, gönül kararır her şey kapkara olur. Sonuçta karanlığın içinde fenayı bulur. Hem de ne fena!

15 Mart 2019 Cuma

İslam’da İlk Ambargo ve Öğrettikleri: “Şi’b-i Ebi Talib”

Tercüme: Adem VARICI
Doktora Öğrencisi: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 
İslam Tarihi ve Sanatları Ana Bilim Dalı. 
Hz. Muhammed’in peygamberliğini ilan etmesinin üzerinden yedi yıl geçmiş, her geçen gün vahy-i ilahî’ye tabi olanların sayısı artmaya devam ediyordu. Müşrikler cephesinin önde gelenlerinin sabrını taşıran olay ise, Mekke’nin önde gelenlerinden Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in Müslümanların safına geçtiği haberi oldu. 
Kureyş müşrikleri, Kinane oğullarının yaşadığı bölge olan Muhassab vadisinde toplanarak, 'Muhammed'i kendilerine teslim edecekleri ana kadar; 

4 Mart 2019 Pazartesi

Evde Seçim Heyecanı


Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Baharın müjdesi yağmurlar, yavaş yavaş yeşeren tabiat, çiçek açan ağaçlar… Mart, iki mevsimin iç içe geçtiği bir ay… O yüzden eskiler “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır” demişler. Bahar geldi sevinci, aniden inen karın getirdiği soğukla bir anda tersine döner, kazma kürek yakma noktasına getirir insanı. Yine de bizim coğrafyamızda günler bu ayda bir hayli uzamış olduğundan, güneşin çıkmasıyla bahar havası hemen hissettirir kendini. Bu yüzden bu ayda, kışın bitişinin rahatlığı ile bahara girişin telaşı aynı anda yaşanır, …

23 Şubat 2019 Cumartesi

Endülüs’e Ağıt

Öğr. Gör. Cuma KARAN
            Ahh Endülüs! Vaah Endülüs!
            Hüznüm, gamım ve kederim o kadar beni kuşatmış ki sana yakışacak bir ağıtım, ayrılışına dayanacak bir takatim yok,  hüznümü ifade edecek kelimeler boğazımda düğümleniyor, sadrımdaki satırları yazmaya elim titriyor. Ne olur ağıtımı da böyle kusurlu halimle kabul et ey Endülüs!

Yazarlar