Hz. Peygamber’in (a.s.) Bürokratik
Mirası - I
Prof. Dr. Cahit Külekçi
Önceki yazılarımızda temas ettiğimiz üzere Hz. Peygamber (as) Mekke’de temellerini attığı İslâm toplumunun medenî yapısını Yesrib hicretinden sonra çok daha geniş biçimde uygulamaya dönüştürmüştür. Bu pratiklerin tamamını toplumun temelleriyle de ilişkilendirmiş, sosyolojik yapıyı yeniden şekillendirirken Mekke’nin genetik kodlarını stratejik biçimde yeniden inşâ sürecine dâhil etmiştir.
Hz. Peygamber’in (as) atalarından
devraldığı mirasın İslâm’ın temel prensipleriyle reformu neticesinde ortaya
çıkan mekanizmanın dönemin şartları içerisinde son derece eşsiz bir yapıya
dönüştüğü çok açıktır. Öyle ki bu yapının zaman zaman sahabe tarafından dahi
anlaşılamadığı ve değişime uyumda zorlanan kimi sahabenin birtakım sorunlara
sebep olduğu aktarılmaktadır. Hz. Peygamber’in (as) vefatından önce mutlak
şekilde çözüme kavuşturulan söz konusu sorunlar esasında sonraki dönemler için
de rehber olmuştur. Diğer bir ifadeyle, ilk dönemlerde sorun olarak nitelenen
hususlar Müslüman idareciler için çözüm önerileri haline gelmiştir.
Sözün burasında şunu da açıklıkla
ifade etmeliyiz ki Hz. Peygamber’in Medine döneminde yürürlüğe koyduğu idarî
pratikler ilk halifeler devrinde sistemli bir mekanizmaya dönüşen bürokratik
yapının genetik kodlarını da oluşturmuştur. Hz. Peygamber’in (as) vefatıyla
başlayan ve yaklaşık otuz yıl sürecek olan bu dönemin öne çıkan en dikkat
çekici özelliğinin kurumsal bir süreklilik arz etmesidir. Zira bu dönemdeki
bürokratik tekâmül mevcut olmayan bir yapının hiç yoktan inşası değil, nebevî
nüvelerin genişleyen coğrafi ve demografik şartlara adaptasyonu sürecidir ki
temelde sahabenin uyumda zorlandığı konuların başında da bu durum gelmektedir.
Hatta öyle ki kanaatimize göre Hz. Ömer’in de Hz. Osman’ın da şehit edilmesi bu
yüzdendir. Şu da var ki Hz. Peygamber’in (as) Medine’de gerçekleştirmeye çalıştığı
reformların sadece sosyolojik unsurları bulunmamaktaydı. Sosyo-kültürel öğelerin
yanı sıra malî yapı da mezkûr yenileşmenin o günkü topluma en yabancı yüzünü
oluşturuyordu.
Öte yandan Hz. Peygamber’in (as) sonraki
döneme etkisinin en bariz tezahürlerinden birisi de siyasî otoritenin meşruiyet
zemininde görülebilmektedir. Vahyin hemen başlangıcından itibaren Hz.
Peygamber’in (as) kâtibi tayin etmesi, devletler arası yazışmalarda mühür ve
bazı kalıplarda standart ifadeler kullanmaya başlaması, halifeler dönemindeki yazı
işleri (kitâbet) kurumunun ve arşivcilik (mühür dosyası) anlayışının teknik
temelini atmıştır. Ayrıca Hz. Ebubekir ve özellikle Hz. Ömer döneminde devletin
gelir-gider kayıtlarının tutulması bu yazılı kültür mirasının bir üst aşamaya
taşınmasıdır.
Yönetim usûlü açısından Hz.
Peygamber’in (as) istişâre (danışma) prensibini sıkı bir şekilde karar alma
mekanizması olarak uygulaması ve bunu mutlak bir prensip olarak Müslüman
yöneticilere talimat vermesi, halifeler döneminde bürokrasinin keyfiyetten
uzak, geniş katılımlı bir karakter kazanmasını sağlamıştır. Dolayısıyla bu
durum halifelerin danışmadan karar alan tek otorite figürleri olmaktan ziyade
kolektif bir aklın yürütücüleri olarak konumlanmalarına yol açmıştır. Gerçi bu
durum sonraki süreçte toplumun tek bir merkezden yönetilmesini netice vererek
uzak beldelerdeki sükûnetin sağlanması konusunda idarecileri hayli zora
sokmuştur. Nitekim Hz. Ali’nin yaşadığı siyasî sorunların temelinde de bu husus
bulunmaktadır.
Merkezî yönetimde durum böyleyken taşra
idaresinde Hz. Peygamber’in (as) Yemen veya Necran gibi bölgelere gönderdiği bürokratlara/âmillere
tanıdığı sınırlı özerklik ve onlara verdiği kolaylaştırınız,
zorlaştırmayınız, güzel bir dille çağırınız, nefret ettirmeyiz, sevdiriniz
şeklindeki idarî davranış tarzına dair talimatlar halifeler dönemindeki mülkî
idare sisteminin ana belirleyicileri olmuştur. Özellikle Hz. Ömer’in önde gelen
sahabîlerden de olsa valilerini sıkı bir denetime tabi tutması, belirli aralıklara
onlardan mal beyanı istemesi Hz. Peygamber’in (as) kamu malının
dokunulmazlığına dair yerleştirdiği normların bürokratik bir denetim
mekanizmasına dönüşmesinden ibarettir ki bunun en bariz örneği Muhammed b.
Mesleme’nin merkezî idareye verdiği raporlardır. Bu ve benzeri raporlar
doğrultusunda Sa’d b. Ebî Vakkas’ın görevden alınması da normların halifeler
üzerindeki etkisini göstermesi açısından önemlidir.
Beytü’l-mâlin Hz. Peygamber (as)
döneminde ihdas edildiği bilinmektedir. Ayrıca beytü’l-mâl başta olmak üzere
malî alanın neredeyse tüm birimlerinde Hz. Peygamber’in zekât ve ganimetlerin
taksimi için belirlediği adil dağıtım ilkeleri halifeler döneminde hazinenin
kurumsallaşmasıyla sistemli bir mali bürokrasiye dönüşmüştür. Bu süreçte nebevî
mirasın en kritik etkisi bürokrasiyi kabilelerin bir imtiyaz alanı olmaktan
çıkarıp liyakat esaslı bir hizmet alanına dönüştürmesidir.
Adlî bürokrasi noktasında ise Hz.
Peygamber’in yargı yetkisini ehil kişilere devretme sünneti halifeler döneminde
kadılık müessesesinin siyasî iktidardan bağımsızlaşarak profesyonel bir yapıya
bürünmesinin önünü açmıştır. Emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münkerle görevli
muhtesipler de dâhil olmak üzere İslâm adliye teşkilatı halifeler döneminde
nebevî mirasın ışığında yapısallaşmıştır. Netice itibarıyla nebevî mirasın
şekillendirdiği halifeler dönemi bürokrasisinin şekil itibarıyla Rum veya Sâsânî
etkilerini taşıdığı iddia edilse de İslam medeniyetinin bürokratik ruhu,
işleyişi ve nihai gayesi bakımından tamamen öncelikle Hz. Peygamber’in (as)
uygulanmasını emrettiği hukuk ve ahlak ilkeleri tarafından organize edilmiş bir
yapıdır. Bir sonraki yazımızda bu yapıya etki eden diğer medeniyetlere temas
edeceğiz.

0 yorum:
Yorum Gönder