Fetihlerle Genişleyen Tarih Yazım Kültürü - II
Prof. Dr. Cahit
Külekçi
Fetihler sadece bir toplumun siyasî sınırlarını genişleten faaliyetler bütünü değildir. Zira bu genişlemeler neticesinde korunması gereken bilgiler çoğalmış, mahiyeti de farklılaşmıştır. Yayılmanın hangi sebeple başlatıldığı, bir şehrin hangi şartlarda teslim olduğu, yapılan anlaşmanın kimleri kapsadığı ve arazinin nasıl kullanılacağı yönetim açısından önem taşıyordu.
Vergi, nüfus, demografik yapı, yerleşim ve mülkiyet meseleleri geçmişte
alınan kararların hatırlanmasını gerektirmekteydi. Aynı olay asker için bir
zafer, yerli halk için bir yönetim değişikliği ve hukukçu için hakların
belirlenmesine yardımcı olacak bir örnek anlamına gelebilirdi. Bu yüzden fetih
haberleri zamanla savaş meydanlarının dışına taşan bir içerik kazandı.
İçerik ve mahiyet değişimiyle tarihçinin anlatısına yollar, yerleşimler ve
topluluklar da girmişti. Geçmişi öğrenmek ile ülkeyi yönetmek arasındaki bağ
güçlendikçe kayıt tutmanın değeri artmıştı fakat burada Müslümanları Hz.
Peygamber’in (as) sünneti de önem arz etmekteydi. Dolayısıyla fütûh
literatürünün gelişmesini bu ihtiyaçlar içinde değerlendirmek, eserlerin
medeniyet tarihine sunduğu malzemeyi daha iyi fark etmeyi sağlayan araç
olacaktır.
Konuyla ilgili açık bir örnek vermek gerekirse Belazürî'nin Fütûhu'l-Buldân'ı
bu genişleyen ilgi ve bilginin belirgin kayıtlarından birisidir. Fetihleri
bölge ve şehirler üzerinden ele alan eser, askerî ilerleyişle birlikte yerleşim
ve imar faaliyetlerine dair bilgiler de sunar ve böyle bir anlatıda mekânın
kendisi tarihî incelemenin konusu hâline gelir. Bir ülkeye hâkim olunmasıyla o
ülkenin toplumsal düzeninin nasıl değiştiği arasındaki ilişki görünürlük
kazanır. Bu tercih fetihleri medeniyetin oluşum süreci içinde okumaya elverişlidir.
Belazurî'nin farklı ilim çevrelerinden beslenmesi de haberlerin tek bir
merkezde üretilmediğini hatırlatsa da müelliflerin yaşadıkları döneme muhalif
yargıda bulunamaması dikkat çekicidir. Belki de o dönemlerde bir tarih yazarı,
geniş coğrafyaya dağılmış bilgileri bir araya getirirken onları bir kitap
düzeni içinde yeniden kurmakla iktifa etmektedir. Dolayısıyla fetih,
anlatılacak olayların yanı sıra araştırmanın coğrafyasını belirlemiş, coğrafya
da fethe dair yazılanların içeriğini şekillendirmiştir.
Yazım hususunda vahyin talimatlarıyla birlikte bir diğer konu da Hz. Ömer
döneminde fethedilen Bilâdü’ş-Şâm, Müslümanları Rumların yönetim tecrübesi ve
bölgedeki Hristiyan toplulukların kültürel hafızasıyla buluşturmasıdır. Burada Bilâdü’ş-Şâm
adıyla kastedilen alan, Dımaşk şehrinin çevresini aşan kadîm bir tarihî
coğrafyadır.
Öncelikle şunu ifade etmeliyiz ki Emevî yönetiminin merkezinin bu bölgede
bulunması, iktidarın geçmişini anlatmaya yönelik ilgiyi beslemiştir.
Halifelerin faaliyetleri, kaotik siyasî mücadeleler ve hanedanın tartışmalı
konumu zamanla tarihî rivayetlerin başlıca konuları arasına girdi. Yerli
görevliler ve farklı dillerde sürdürülen kayıt alışkanlıkları da yeni yönetimin
karşılaştığı tecrübenin parçalarıydı ancak bu temasın bütün ayrıntılarını tek
bir aktarım çizgisine yerleştirmek güçtür. Yine de bölgenin tarihçilik
açısından taşıdığı değer açıktır. Nitekim Müslümanlar burada şehir hayatının,
devlet idaresinin ve çok dinli toplum yapısının geçmişi koruma biçimlerini
yakından tanıma fırsatı buldular ve farklı bir kültürel yönde daha gelişim
sağladılar.
Bir başka husus da Şam çevresindeki karşılaşmayı, hazır kitapların bir
dilden diğerine çevrilmesiyle sınırlı düşünmenin yetersiz kaldığıdır. Nitekim
bilgi, insanların meslekleri ve gündelik faaliyetleri aracılığıyla da
aktarılır. Bir kâtibin belgeyi düzenleme biçimi, bir din adamının cemaatinin
geçmişini anlatması ya da bir ailenin eski yöneticilere dair hatırladıkları bu
dolaşıma katılabilir. Burada öne sürülen değerlendirme, kültürel temasın
toplumsal niteliğine dayanır. Fetihlerden sonra devam eden beraberlik,
tarafların birbirlerinin tecrübelerini öğrenebilecekleri ortamlar
oluşturmuştur. Böylece geçmişe ilişkin sorular da değişir. Yeni hâkimler
kendilerinden önceki düzeni anlamaya çalışırken yerli topluluklar yaşadıkları
dönüşümü kendi hafızalarına yerleştirir. Aynı coğrafya üzerinde gelişen farklı
anlatılar, tarihçinin önüne karşılaştırılması gereken daha zengin bir malzeme
çıkarır.

0 yorum:
Yorum Gönder