17 Ekim 2026 Cumartesi

Yazmaya devam et…

 


Adnan Demircan

Hatırat ve nehir söyleşi kitapları ilgi duyduğum türlerden biri… Bir dönem özellikle hocalar tuttukları notları yayınlama hususunda çok ketum davranıyorlardı. Elbette çevrelerindeki insanları kırmama kaygısı taşıyanları vardı. Ancak önemli bir kısmı fincancı katırlarını ürkütmek istemiyorlar, başlarına iş açmaktan çekiniyorlardı.



Bilindiği gibi son iki asra yakın siyasî serencamımız sebebiyle birçok insan ciddi baskılara maruz kaldı. Muhakkak bu satırları okuyanlardan bazı kişiler bizzat bu baskıların bazılarına maruz kalmışlardır. Ancak geçmişte maruz kalınan baskının bir boyutu da psikolojik…

Daha önce birçok aydının “Hocazadeler ve hoca olanlar yazmalı ki, ülkemizin yakın geçmişinde yaşananları ve eğitim serüveninin zorluklarını öğrenelim ve gelecek nesillere aktarabilelim.” çerçevesinde temennilerini dile getirdiklerini hatırlıyorum. Öte yandan yazmayanlar ve konuşmayanlar sebebiyle hatırat ve son dönemlerde popüler olan nehir söyleşi kitaplarından mahrum oluşumuz sebebiyle kaynaklık değeri tartışılması gereken, ancak doğru bir yöntemle önemli bilgilerin elde edileceği bir kaynağı da kaybetmiş oluyoruz.

Son dönemlerde zikredilenlere benzer kaygılar taşıdıkları için mi bilinmez, birçok hocanın hatırat ve nehir söyleşi kitapları yayınlandı.

Ayrıca hocalara ithafen armağan kitapları yayınlandı, yayınlanıyor. Armağan kitapları, hocanın akademik hayatının takdir edilmesinin bir ifadesi olarak öğrencileri ve arkadaşları tarafından yayınlanan kitaplar… Bunların bir kısmı hatırat ve nehir söyleşi bölümlerini de ihtiva edebiliyor. Böylece birkaç türün birleştirildiği kitaplarla da karşılaşıyoruz.

 Hocaların ve özellikle ilahiyat hocalarının hatıratlarından ve onlarla yapılan nehir söyleşi kitaplarından ulaşabildiklerimi okumaya çalışıyorum. Üniversite öğrencilik hayatım YÖK kanununun kabul edildiği dönemde başladığı için yazılanların bir kısmının şahidiyim ya da bilgi sahibiyim. Kanaat ve kısmen bilgi sahibi olduğum bazı konularda hocaların kanaatlerini ve deneyimlerini okumak elbette zevkli… Bazı kitaplar takdiri ve emek verenlere teşekkürü hak ediyor. Ancak itiraf etmeliyim ki okuduğum bazı metinler beni ciddi anlamda hayal kırıklığına uğratıyor.

Yıllarca akademide ders anlatmış her hocanın hayatı çok renkli olmayabilir. Kırk elli yılını evle fakültedeki bürosu arasında gidip gelerek ve ders anlatarak geçiren bir hocanın yaşadıkları ilgi çekmeyebilir. Bazı hocaların bu sürede evleri ve hatta fakülteye gidip gelirken kullandıkları yol bile değişmeyebiliyor. Dahası hocaların hayatları arasında ciddi benzerlikler görebiliriz. Bunları bir yere kadar anlıyorum. Ama kendini ifade edememe, edebi kaygı taşımayan bir anlatım okuyucuyu mutlu etmez. Bu sebeple bazı metin yazarlarına şaşırdığımı da söylemeden geçemeyeceğim. Tabii bu arada söz konusu kitapların yayınlanması sürecinde yayınevlerinin ciddi bir editörlük hizmeti vermedikleri de bir gerçek. Zira kitapların büyük bir kısmı satmayacak nitelikte… Bu sebeple maliyet açısından fazladan bir harcama yapmayı göze alamıyorlar.

Yukarıda söylediklerimi birkaç cümleyle açmak istiyorum. Bazen bir hoca hatıratından kendisinden bahsederken üçüncü tekil şahıs olarak bahsedebiliyor. Bazen de ismiyle ve lakabıyla kendinden bahsediyor. Örneğin “Adnan oku gitti, Adnan olanlar sebebiyle üzüldü.” diyor. Hoca hayatını yazarken bile ürkek ve çekingen davranıyor. Belki bunu tevazu sebebiyle yaptığını düşünüyor, ama yaşadıklarına sahip çık[a]mıyor gibi bir izlenim veriyor. Hâlbuki “li-külli maḳâmin maḳâl” [her durum ve yerde söylenecek söz vardır -veya tersinden- her sözün söylenecek bir yeri vardır] sözü fehvasınca söyleneceklerin bağlama, yere, bahsettiğimiz metin olduğuna göre metne uygunluğunu gözetmek gerekir. Ayrıca yayın kararından önce hatırat ve nehir söyleşi türü nitelikli metinler okumak da yararlı olabilir…

İşin edebi yönü bir tarafa hatıratların okuyucuyu bıktıracak kadar uzun olmasından da kaçınmak gerekir. Belki söylenecekler uzun bir metni gerektiriyordur.

Anlatılanlar, anlatılması gerektiği kadar anlatılmalı… Bir durum sebebiyle sözü uzayacaksa da müsamaha ile karşılanır. Ancak birbirinin tekrarı olan veya insanın hayatında önemi tartışmalı, okuyucuya bir şey vermeyen anlatılardan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum. Örneğin bir hatırat kitabında şiirsel değeri edebiyat eleştirmenleriyle tartışılmayan veya onlardan geçmesi mümkün olmayan, ortaokulda ya da lisede yazılan bir şiiri okuyucuya takdim etmek ne kadar isabetli bir tercihtir, kuşkuluyum.

Aslında şimdiye kadar okuduğum hatıratlarla ilgili daha uzun soluklu yazılar yazmam mümkün, ama burada amacım bu değil… Okuduğum metinlerin bende bıraktığı etkiye gelmek istiyorum. Zamanla okuduğum metinler, benim de tuttuğum ve şu anda yaşadıklarımın az bir kısmını oluşturan yaklaşık üç yüz sayfalık notlar konusunda hevesimi ve cesaretimi kırdı. Elbette bu metinler yayınlanacaksa çok ciddi kritikten geçmesi lazım. Ancak şu andaki kararım buna teşebbüs etmemek… Çünkü bakıyorum, hocaların birçoğunun yaşadıkları ilginç bir şekilde birbirine benziyor. Maddi sıkıntılar, dinî eğitim sürecinde yaşanan zorluklar, gösterilen fedakârlıklar… Bunların hepsi yaşayan açısından önemlidir. Buna itiraz edecek değilim. Ancak bunlar anlatılacaksa kişiye ait olanın muhataba en uygun şekilde takdim edilmesi için çaba harcanması gerekir.

Karamsar bir tablo çizdikten sonra dün okuduğum ve beni bu yazıyı yazmaya cesaretlendiren bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Prof. Dr. Şaban Öz kardeşim, merhum babası Mehmet Salih Öz Amca ile yaşadıklarının bir kısmını kaleme aldığı kitabının dizgi nüshasını göndermiş. Bu satırlar yayınlandığında muhtemelen kitap henüz yayınlanmamış ya da yeni yayınlanmış olacak.

Kitapla ilgili peşinen şunu söyleyeyim:

Bıktıracak kadar uzun değil, hatta ilgiyi devam ettirecek kadar kısa…

Tadında bir hatırat…

Edebi kaygı taşıyan birisinin kaleminden çıktığı için kendisini okutuyor…

Sadece baba ile oğul arasındaki ilişkiyi anlatmıyor, bir döneme ve unutulmaya yüz tutmuş bir kültüre ve değerlere dikkat çekiyor.

Şaban Hoca’nın hatıralarından birkaçını kendisinden şifahi olarak da dinlediğim için görmediğim babasını ve çevresini biraz biliyorum. Hayatında önemli bir yeri olan babasının “Bir gün daha kal.” sözünü kitabın başlığı olarak seçmiş. Hakikaten isabetli bir tercih olmuş. Şaban Hoca’nın hayatında iz bırakan, ancak kendisinin cebrî anlayışıyla bakarsak sonucu değiştirilmeyecek bir söz… Sözün bağlamını merak edenler kitaptan okurlar.

Okuduğum yazarlar ve kitapların kahramanları hakkında herkes gibi ben de bir yargı oluşturuyorum. Şaban Hoca kardeşim için yargımı şimdilik yayınlamayı düşünmediğim hatıratıma bırakayım. Ancak buradaki kelam bağlamında şunu söylemeden de geçemeyeceğim. Şaban Hoca babasıyla ilişkilerini anlatırken kendisini de başarılı bir şekilde anlatmış. Karakterini, hedeflerini, yaşanmışlıklara karşı görüş ve duruşunu anlıyorsunuz.

Burada Şaban Hoca’dan değil, babasından biraz bahsetmek istiyorum. Bazı insanlar temiz bir fıtrata sahipler… Varlığı, çevresindeki insanlara değer katar. Salih Amca böyle bir insan… Fıtraten temiz… Dinî eğitimi yok belki ama dini bütün bir Müslüman. Bunu riya için yapmıyor. Ahlaklı, dürüst… Dürüstlüğe çok önem veriyor. İnsanları kandırmıyor, kendisine inananlara ihanet etmiyor. Bu zamanda böyle insanları ne kadar özlemişiz! Dahası insanların gözüne sokmadan çevresine maddî-manevî katkıda bulunuyor. Mekânı cennet olsun.

Kitaba gelirsek, Şaban Hoca, elbette babasıyla yaşadıklarının hepsini bu kitapta tüketmemiş, bazı hatıraları kendisine saklamış. Bunu hem kitapta ifade ediyor hem de metnin kurgu ve akışından bunu çıkarıyorsunuz. Bu da onun hakkı…

Peki, kitap bize ne anlatıyor?

Çocukların babalarına çok benzedikleri… Uzun zamandır kalıtım dikkatimi çeken bir konu… Kanaatimce insanın kalıtım haritası birçok bileşkeden meydana geliyor. Bununla birlikte kalıtıma etki eden faktörler eşit değil.

Kitapta mizah da var, duygusallık da…

Zaman zaman gözleriniz yaşarırsa sorumluluk kabul etmem.

İlginçtir, neredeyse birebir yaşadığım birkaç anı da çıktı karşıma… Söylemem o ki, bazen kendinizi kitapta görürseniz şaşırmayın.

Bu kitap, Şaban Hoca ile paylaştığım sebeplerden dolayı devamını da getirecek gibi…

En azından anneyle ilgili de bir kitap bekliyoruz.

Salih Amca’nın kitabın başlığı olarak seçilen sözünden mülhem olarak temennimi ve beklentimi buraya not ediyorum:

Yazmaya devam et…

Yüreğine sağlık kardeşim…

1 yorum:

  1. Kaleminize zihninize sağlık hocam. Lütfetmişsiniz, tüm geçmişlerimizin ruhları şad olsun. Allah cem-i cümlesini rahmetiyle kuşatsın.

    YanıtlaSil

Yazarlar