13 Ekim 2026 Salı

1.000 (Yazıyla Bin)

1.000 (Yazıyla Bin)

Prof. Dr. Şaban Öz

Aslında böyle bir yazıya başarı hikayelerinden biriyle başlamak gerekirdi; efendim falan resmini astırmış demiş ki, “hatasını bulun” herkes çiziktirmiş, bir gün sonra “doğrusunu yapın” deyince kimse dönüp bakmamış… Efendim, “Evrenin bütün karanlıkları bir araya gelse bir mumun ışığını söndüremez”miş… vs. vs. Efendim, “Yeni bir asır başladı ve bu asırda açık söyleyeyim tek kural var: “Boş yapma ne ürettin onu söyle!” İster bilgi çağı ister yapay zekâ ister süper zekâ çağı deyin. Ne derseniz deyin, ürettiğiniz kadar var değilsiniz, bilakis ürettiğinizin ta kendisisiniz.

   

Geçenlerde bir toplantıda İSAM başkan yardımcısı Doç. Dr. Yaşar Çolak’a “Artık ansiklopedi devrinin bittiğini düşündüğümü” söylediğimde ilginç ve son derece haklı bir itirazda bulunarak, “Tam tersine, asıl şimdi daha fazla sağlam bilgi üretmek, yapay zekâ araçlarına İslam’a dair güvenilir metinler sağlamak zorundayız” demişti. Kesinlikle haklıydı ve önünde duramayacağımız bu yeni çağa başlarken bilginin inşasındaki yükümlülüklerimizi hatırlatmıştı. Sadece ansiklopedi değil, çevirilerden görselliğe haritalardan sözlüklere ve hatta dijital oyunlara kadar…

islamtarihi.net’in kuruluş günlerini hatırlıyorum. Adnan Hocam ya bizzat kendisi mesaj yazmış ya da ekip arkadaşlarına tek tek aratmış, e-posta göndermiş, mesaj atmış; destek istemişti… Hatırladığım bazı hocaların tepkilerini haliyle burada paylaşmayacağım. O yüzden sadece sırça köşklerine tıklatılmaktan rahatsız olan “ulu” akademisyenlerimizin karton evrenlerine dokunmamak gerektiğini bir kere daha düşünmüştüm.

Konudan bağımsız olarak bir paragraf açmam gerekiyor sanırım “ulularımıza” dair. Eleştirilmenin, tenkidin, dedikodulara malzeme olmanın ve açıkçası pek de hazzedilmemenin tek bir sebebi var: “Bir şeyler yapmak” Problemin özü de sorunun temeli de bu: Üretmek! Diyelim ki, boşluğunuza geldi bir kitap yazdınız: “Efendim adı bu olmalıydı”, “Efendim bakın şunu yapmamış”, “Bunu yazmak ona mı kaldı?”, “Benim kitabımı görmemiş anlaşılan” … İmdi cümleyi düzeltelim: “Boş bulunup bir kitap yazmadınız!” Tepkiler:  ….! Veya daha da boş bulunup sempozyum, çalıştay ve bir yaraya merhem olan bir proje yaptınız: “Benim özetim ne oldu?”, “Bensiz çalıştay mı olurmuş!”, “Toplanmış üç beş kişi takılıyorlar” … Cümlemizi bir daha düzeltelim: “Daha da boş bulunup bunları yapmadınız!” Tepkiler: …!  Gördünüz mü; “ululuğun” kaynağını! 

Bazen projelerde karşılaştığımız sorunları tartışırken Adnan Hocamın kullandığı bir ifade var; “Bize huzur lazım!” Ben de gaza geliyorum: “Vallaha doğru diyorsunuz, huzur lazım!” Sonra uzun uzun huzurdan söz ediyoruz… Artık karar almışızdır, mevcut projeleri bitirecek ve kendi yazı işlerimize döneceğizdir… Hatta biraz daha coşuversek benim “Alucun dibindeki ev” projesine kadar gideceğiz. Ne var ki… Ne hikmetse… O huzura dair aldığımız amansız karardan bir iki gün geçiyor geçmiyor, “Kardeş aklıma ne geldi…” veya “Hocam şöyle bir şey yapsak?” … Sonuçlarını görüyorsunuz, sağ olsunlar “hiç yok” demeyen çok değerli dostlarla, arkadaşlarla, kardeşlerle çok güzel işler ortaya çıktı, çıkıyor ve inşallah çıkacak… Allah ömür verdikçe de devam edecek… Allah’ın Elçisini doğru anlama ve anlatma yolunda nefesimizin yettiği yere kadar… Adnan hocamın dediği gibi, “bize huzur lazım!”

Ne anlatıyorduk? islamtarihi.net müthiş bir başarı hikayesi. Düşünebiliyor musunuz, 1 Şubat 2017’de Adnan Demircan’ın “Bismillah…” [https://www.islamtarihi.net/p/hakkmzda.html] diyerek başladığı yolculuk üzerinden neredeyse 10 yıl geçmiş ve 1.000 (bin) yazı (kaba bir hesapla iki üç bin sayfalık) devasa bir arşiv oluşmuş! Kimseye sen yazma denilmemiş, kimseye sen uzak dur denilmemiş kimsenin yazısı geri çevrilmemiş; bilakis kim ne göndermişse yayımlanmış… Çok yazanlar, az yazanlar, bir defa yazanlar… Ama bir gerçek var ki, hepsi bir araya gelince bir bilgi kaynağı inşa edilmiş… Bilginin pazara düştüğü bir zamanda bilgiyi inşa etmek… Şu an dünyanın her tarafından aylık yüzbinlerce girişe ulaşılan bir site haline gelmiş olması ise hikâyenin sonuç kısmı… 

Netice-i kelam, görmesi ve bilmesinin tek ve nihai amaç olduğu Hâlık’ın selamı işini hakkıyla yapanların üzerine olsun… (âmin, âmin, âmin)


 

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar