17 Ocak 2023 Salı

Tevhid Hakikati

TEVHİD HAKİKATİ

Cağfer KARADAŞ

Tevhid Yüce Allah’ın birliğinin ve yegâneliğinin ifadesidir. Bunun anlamı O’ndan başka ezelî ve ebedî bir varlık yoktur, yegâne yaratan ve hükmeden O’dur. Kelam düşüncesinde bu iki vasıf, “kadîm ve hâlık” olarak Yüce Allah’ın en özel sıfatı kabul edilmiştir. Bunun anlamı Yüce Allah yegâne tek, ezelî, ebedî, kendi kendine var olandır, kendisi dışındaki bütün varlıkları ilmi, iradesi ve kudretiyle yaratan ve yönetendir. Cennet ve cehennem de ebedîdir ama bu, kendiliğinden ve özünden değil, Yüce Allah’ın va’di gereği sürekli yaratmasıyla gerçekleşecek olan bir ebediliktir. “Allah’ın dışında başka bir tanrıya dua etme. Zira O’ndan başka tanrı yoktur. O’nun zatı dışında her varlık yok olma özelliğine sahiptir. Hüküm yalnızca O’nundur ve siz O’nun huzuruna getirileceksiniz” (Kasas 28/88).

Tarih boyunca tevhid hakikatiyle uyuşmakta zorlanan iki anlayış söz konusu olmuştur: Birincisi kökenci, ırkçı ve dışlayıcı üstünlük iddiası; ikincisi ise evrene ve unsurlarına parçacı yaklaşım. Zira üstünlük iddiası Firavun’da olduğu gibi tanrılık iddiasına kadar gitmekte; parçacı yaklaşım ise Mecûsîler’de olduğu gibi ikili tanrı anlayışına yol açmaktadır. Nitekim üstünlükten yola çıkarak putperestler göğün yerden üstün olduğunu; gökteki gezegen, yıldız ve burçların yeryüzüne ve insanın karakterine etki eden, ebedî tanrısal varlıklar oldukları inancına kapılmışlardır. Nitekim bu tür putperestlerden bir gruba karşı Hz. İbrahim, hem göklerin ve yerin mülkünün Yüce Allah’a ait olduğunu göstermek hem de yıldız, ay ve güneşten tanrı olmayacağını akla ve duyulara hitap ederek anlatmak üzere görevlendirilmiştir. Ama onlar ne göğe yönelik batıl inançlarından ne Hz. İbrahim’in müdahalesi karşısında kendilerini dahi korumayan putlarından vazgeçmişlerdir. (En’âm 6774-81; Enbiyâ 21/51-71) Kur’an’ın birçok yerinde geçen ifadeyle onlar, “gözlerini ve kulaklarını hakikate kapatanlar, akıllarını kullanmayanlardır.” (Bakara 2/18,171; A’raf 7/179; Enfâl 8/22; Hac 22/46).

Hz. Peygamber (sav) zamanındaki müşriklerde de benzer tavrı görmek mümkündür. Onların temel inancı atalarının dininin üstün olduğu şeklindeydi. Onlar her ne kadar gökleri ve yeri yaratanın Allah olduğunu kabul etseler de kendi yaptıkları taştan, tunçtan veya ağaçtan putların O’nun yanında güç ve iktidar sahipleri olduklarına inanıyorlardı. Bu iddia ve inançlarını da akılla ispat edemedikleri için sürekli hakikati inkâr ve yalanlama yoluyla ayakta tutmaya çalışıyorlardı. Buna karşılık ataları olan Hz. İbrahim gibi peygamberler örnek gösterilerek yanlışlıkları açıkça ortaya konmuş; ahireti inkârlarına karşın da ilk yaratılışa işaret edilmiş ve baharla birlikte tabiatta gerçekleşen muazzam dirilişe dikkat çekilmiştir.  

 Putperestlerin göğe yönelik bu batıl inançları, bir kısım felsefecinin elinde felsefi izaha dönüşmüş, temelsiz bir biçimde evreni “fizik ve metafizik” kısımlara ayırmışlardır. Bu ayrıma göre gökyüzü ulvî, ruhanî, nuranî, ebedî ve tanrısal alan olarak tanımlanmış ve fizik yolla göğe ulaşmanın imkânsızlığı iddia edilmiştir. Yeryüzü ise süflî ve yap-boz alanı olarak görülmüştür.

Şeytanın ateşten kökenine bakarak kendisini üstün sayması ve topraktan yaratılan Hz. Âdem’i hakir görmesiyle bu anlayış arasında ciddi paralellik söz konusudur. Çünkü bu anlayışa göre toprak olan yeryüzü ve içindekiler süflîdir yani değersizdir; nuranî olduğunu iddia ettikleri gökyüzü ve orada bulunanlar ulvîdir yani yüce varlıklardır.

Zamanla bu parçacı yaklaşım Batınîlerce Kur’an’dan yanlış bir yorumla aldıkları kelimelerle “âlem-i emir ve âlem-i halk” şeklinde isimlendirilmiş; böylece dinî bir kisveye büründürülmüş ve meşruiyet kazandırılmaya çalışılmıştır. Ne yazık ki, bazı kesimler bu yaklaşımdan etkilenmişler, bunun bir gerçeklik olduğu düşüncesine kapılmışlar; buradan yola çıkarak ay ve ayın üstünün nur olduğu, oraya ulaşılamayacağı, hatta Hz. Peygamber’in cisminin değil, sadece ruhunun Miraca çıktığı iddiasında bulunmuşlardır. Çünkü Batınîlerin iddiasına göre melek, cin ve ruh gibi duyulur olmayan varlıklar gökseldir ve nuranîdir; ahiretteki hayat ruhanî olacaktır. Hâlbuki başta İmam Mâtürîdî olmak üzere kelamcıların neredeyse tamamı meleklerin de ruhun da diğer varlıklar gibi yaratılmış, cismanî ve görünmeyen varlıklar olduklarını açıkça dile getirmişlerdir. Kur’an ve Sünnette belirtildiği gibi Allah’ın yarattığı âlem bir bütündür her noktasında Allah’ın kanunları aynı şekilde geçerlidir. Gökte ayrı kanun, yerde ayrı kanun yoktur; hepsi Allah’ın mülkü kapsamındadır, bu yüzden âleme yönelik metafizik ya da fizik, ulvî ya da süflî, emir ya da halk şeklinde parçacı yaklaşım temelsiz ve geçersizdir. (Bk. Cağfer Karadaş, Kelam Düşüncesinde Allah ve Alem Anlayışları, Ankara: Anadolu Ay Yayınları 2022, s. 107-108).

Sonuç olarak Yüce Allah tek olduğu gibi yarattığı evren de tektir. Çünkü evren Yüce Allah’ın yarattığı varlıkların toplamından ibarettir. Bunu İslam âlimleri “alem, Yüce Allah’ın dışındaki her şeydir” (العالم ما سوى الله تعالي) şeklinde ifade etmişlerdir.

24 Cemaziyelahir 1444 / 16 Ocak 2023


 

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN