29 Ekim 2026 Perşembe

Kartlar Yeniden Dağıtılırken

 

Kartlar Yeniden Dağıtılırken

Ebû Ömer b. Dâvud

Lisede okuduğum yetmişlerin sonu ile seksenlerin başında milli görüşün siyasette yüzdelik oranlarıyla iktidara gelmesinin mümkün olmadığı, söz sahibi olmak için koalisyon ortağı olmanın farklı yollarının denendiği günlerden geçiyorduk.

(Fotoğraf için https://pixabay.com/tr/ sitesine teşekkürler)

12 Eylül ihtilalinden önce milli görüş partilerinin tartışılmaz liderinin sağ partilerin en büyüğünün kurduğu hükümeti dışarıdan desteklediği, kadayıfın altının kızarıp kızarmadığını gazetecilere gösterdiği günler…

Gelişmeler, Mardin’in bir kasaba büyüklüğündeki ilçesinden parti yöneticilerinin arz-ı endam ettikleri Ankara’dan, durdukları yerden elbette farklı okunuyordu. Ömerli’de iki elin parmaklarını az geçen bir oya sahip partinin destekçileri, biz ve onlar olarak kodladıkları partilerle koalisyon kurmasını veya dışarıdan da olsa partilerinin Batı kulübünün uşaklarından olan başka bir partinin liderliğinde kurulan hükümete destek olmasını akidevî kabulleriyle uzlaştırmada zorlanıyorlardı.

O günlerde gelecek beklentisini ve ümmetin kurtuluşunu siyasete bağlayan –sonradan merhum- bir ağabey, bir yakınımla sohbet ederken durduğu yerin ehemmiyetini vurgulamak için milli görüşün yarı resmi mevkutesini alıp okumanın Kur’an okumaktan daha mühim olduğunu söylemişti. Zaman zaman da adında cumhuriyet ve halk kelimelerinin geçtiği partiye oy vermenin akidevî açıdan insanı müminler güruhundan farklı bir yere savurabileceğini dinî kavramlarla söyleyerek anlatıyordu. Nereden bakarsanız tartışılması gereken sözler… Namaza gittiğinde muhtemelen önünde, arkasında, yanında söz konusu parti ve aynı kategoride değerlendirdiği birileriyle cemaat olup namazlarını eda ediyorlardı.

O ağabey, hayatta olsaydı sonradan meydana gelen gelişmeleri nasıl yorumlardı, bilmiyorum. Ama başka bir şey biliyorum. İnsanoğlu zamanın ruhuna uygun olarak görüşlerini revize edip, istikamet ve istikrardan bahsetme yeteneğine sahiptir. Belki o da birçok kişi gibi eski dönemi koşullara ve hatta dünyayı okuma biçimindeki zihinsel darlığa bağlayarak Yeni Türkiye’de durduğu yerine en doğru yer olduğunu söyleyecekti. Bilemiyoruz… Çok sayıda ihtimal var. Hangisini tercih edersek edelim olacakları ifade etmek için yetersiz kalacak.

Takip eden yıllarda ihtilaller, krizler, Özallı yıllar yaşadık. Biz ve onlar kategorizasyonunu savunan birçok nutuk atıldı.

Birkaç yıl sonra mahallede yetişen gençler iktidara geldiğinde onları daha önce eleştirilen grupların oyununa gelmekle ve çıkarlarına hizmet etmekle itham eden lider de rahmete kavuştu.

Liderin irtihalinin üzerinden çok geçmemişti ki onun yanında durarak istikameti koruduğunu söyleyip yeni oluşuma katılanları ihanetle suçlayanlar, Eski Türkiye’de bir araya gelmeleri hayal edilemeyecek partilerle ittifak kurmakta beis görmediler. Elbette bu tercihleri sebebiyle karşısında durdukları parti ve mensuplarınca eleştirildiler. Bazı parti sözcüleri kendileri dışındakilere oy vermenin sorumluluk gerektirdiğini söylemeye devam ettiler. Ancak bu söylevler her mahallinin dur durak bilmeyen hatipleri tarafından dillendirildi.

-Bize oy vermeseniz hainlere oy vermiş olursunuz…

Yeni durumlar ve tecrübelere şahitlik yapmaya, yeni şeyler görmeye devam edecektik. Seçimler yapıldığında kendilerine oy vermemiz halinde ülkenin âli menfaatlerine zarar vereceğimiz söylenen kişiler fevç fevç mahallelerinden ayrılıp bizim mahalleye taşınmaya başladılar. Dün onlara oy verildiğinde kopacak olan kıyamet, bugün aynı insanların siyasete en ağır eleştirileri yaptıkları partinin ambleminin altında poz vererek devam ettiğinde büyük bir mutluluk vermeye başladı. İnsanlar aynı insanlardı, ama amblemler değişmişti. Gelinen noktada birkaç yıl önce kime oy verdiğinizin bir önemi kalmamıştı.

Yukarıda bahsettiğim merhumun uçlarda dolaşan görüşlere sahip olduğu zamandan bugüne, durduğumuz yerde kendimizi konumlandırma ve dünyayı okuma biçimimizde bir sorun var gibi… Aynı şeyi diğer mahallelerin sakinleri için de düşünmek yanlış değil.

Bütün bu savrulmalar yaşanırken bir şey daha öğrendik; bizim değer zannettiğimiz, bizi biz yapan sabitelerin altının oyulmuş olduğuna şahit olduk. Karşı mahallenin adamlarına hırsızlık damgası vuranların bir kısmının bizim mahallede hırsızlık yapmalarına diyecek bir şey kalmamış, kelimeler tükenmişti.

Sabite zannettiklerimizin gözümüzün önünde yıkılıp gittiğini yaşamaya devam edeceğiz sanırım. Bunu yaşarken de birçoğumuz her şeyin olması gerektiği gibi devam ettiğini düşünecek. Ama bazılarımız bu ağır yükü kaldıracak gücü kendisinde bulmakta zorlanacak.

Akıbetimiz hayr olsun.

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar