Kartlar Yeniden
Dağıtılırken
Ebû Ömer b. Dâvud
Lisede okuduğum yetmişlerin sonu ile seksenlerin başında milli
görüşün siyasette yüzdelik oranlarıyla iktidara gelmesinin mümkün olmadığı, söz
sahibi olmak için koalisyon ortağı olmanın farklı yollarının denendiği günlerden
geçiyorduk.
12 Eylül ihtilalinden önce milli görüş partilerinin tartışılmaz liderinin sağ partilerin en büyüğünün kurduğu hükümeti dışarıdan desteklediği, kadayıfın altının kızarıp kızarmadığını gazetecilere gösterdiği günler…
Gelişmeler, Mardin’in bir kasaba büyüklüğündeki ilçesinden parti
yöneticilerinin arz-ı endam ettikleri Ankara’dan, durdukları yerden elbette
farklı okunuyordu. Ömerli’de iki elin parmaklarını az geçen bir oya sahip
partinin destekçileri, biz ve onlar olarak kodladıkları partilerle koalisyon
kurmasını veya dışarıdan da olsa partilerinin Batı kulübünün uşaklarından olan başka
bir partinin liderliğinde kurulan hükümete destek olmasını akidevî kabulleriyle
uzlaştırmada zorlanıyorlardı.
O günlerde gelecek beklentisini ve ümmetin kurtuluşunu
siyasete bağlayan –sonradan merhum- bir ağabey, bir yakınımla sohbet ederken durduğu
yerin ehemmiyetini vurgulamak için milli görüşün yarı resmi mevkutesini alıp
okumanın Kur’an okumaktan daha mühim olduğunu söylemişti. Zaman zaman da adında
cumhuriyet ve halk kelimelerinin geçtiği partiye oy vermenin akidevî açıdan
insanı müminler güruhundan farklı bir yere savurabileceğini dinî kavramlarla
söyleyerek anlatıyordu. Nereden bakarsanız tartışılması gereken sözler… Namaza
gittiğinde muhtemelen önünde, arkasında, yanında söz konusu parti ve aynı
kategoride değerlendirdiği birileriyle cemaat olup namazlarını eda ediyorlardı.
O ağabey, hayatta olsaydı sonradan meydana gelen gelişmeleri
nasıl yorumlardı, bilmiyorum. Ama başka bir şey biliyorum. İnsanoğlu zamanın
ruhuna uygun olarak görüşlerini revize edip, istikamet ve istikrardan bahsetme
yeteneğine sahiptir. Belki o da birçok kişi gibi eski dönemi koşullara ve hatta
dünyayı okuma biçimindeki zihinsel darlığa bağlayarak Yeni Türkiye’de durduğu
yerine en doğru yer olduğunu söyleyecekti. Bilemiyoruz… Çok sayıda ihtimal var.
Hangisini tercih edersek edelim olacakları ifade etmek için yetersiz kalacak.
Takip eden yıllarda ihtilaller, krizler, Özallı yıllar
yaşadık. Biz ve onlar kategorizasyonunu savunan birçok nutuk atıldı.
Birkaç yıl sonra mahallede yetişen gençler iktidara geldiğinde
onları daha önce eleştirilen grupların oyununa gelmekle ve çıkarlarına hizmet
etmekle itham eden lider de rahmete kavuştu.
Liderin irtihalinin üzerinden çok geçmemişti ki onun yanında
durarak istikameti koruduğunu söyleyip yeni oluşuma katılanları ihanetle
suçlayanlar, Eski Türkiye’de bir araya gelmeleri hayal edilemeyecek partilerle
ittifak kurmakta beis görmediler. Elbette bu tercihleri sebebiyle karşısında
durdukları parti ve mensuplarınca eleştirildiler. Bazı parti sözcüleri
kendileri dışındakilere oy vermenin sorumluluk gerektirdiğini söylemeye devam
ettiler. Ancak bu söylevler her mahallinin dur durak bilmeyen hatipleri
tarafından dillendirildi.
-Bize oy vermeseniz hainlere oy vermiş olursunuz…
Yeni durumlar ve tecrübelere şahitlik yapmaya, yeni şeyler
görmeye devam edecektik. Seçimler yapıldığında kendilerine oy vermemiz halinde
ülkenin âli menfaatlerine zarar vereceğimiz söylenen kişiler fevç fevç
mahallelerinden ayrılıp bizim mahalleye taşınmaya başladılar. Dün onlara oy verildiğinde
kopacak olan kıyamet, bugün aynı insanların siyasete en ağır eleştirileri
yaptıkları partinin ambleminin altında poz vererek devam ettiğinde büyük bir
mutluluk vermeye başladı. İnsanlar aynı insanlardı, ama amblemler değişmişti. Gelinen
noktada birkaç yıl önce kime oy verdiğinizin bir önemi kalmamıştı.
Yukarıda bahsettiğim merhumun uçlarda dolaşan görüşlere
sahip olduğu zamandan bugüne, durduğumuz yerde kendimizi konumlandırma ve
dünyayı okuma biçimimizde bir sorun var gibi… Aynı şeyi diğer mahallelerin
sakinleri için de düşünmek yanlış değil.
Bütün bu savrulmalar yaşanırken bir şey daha öğrendik; bizim
değer zannettiğimiz, bizi biz yapan sabitelerin altının oyulmuş olduğuna şahit
olduk. Karşı mahallenin adamlarına hırsızlık damgası vuranların bir kısmının
bizim mahallede hırsızlık yapmalarına diyecek bir şey kalmamış, kelimeler
tükenmişti.
Sabite zannettiklerimizin gözümüzün önünde yıkılıp gittiğini
yaşamaya devam edeceğiz sanırım. Bunu yaşarken de birçoğumuz her şeyin olması
gerektiği gibi devam ettiğini düşünecek. Ama bazılarımız bu ağır yükü
kaldıracak gücü kendisinde bulmakta zorlanacak.
Akıbetimiz hayr olsun.
0 yorum:
Yorum Gönder