19 Şubat 2020 Çarşamba

Ehl-i Beyt Sevgisinin Siyasallaştırılması - Bir Ayetin Düşündürdükleri

                                                                                  
Dr. Celal EMANET
            Ehl-i Beyt (Ehlü’l-Beyt) kavramı, hem lisânî delâlet hem de mezhebî siyaset cihetiyle öteden beri Şîa ile Ehl-i sünnet arasndaki önemli ihtilaf konularından biri olagelmiştir. Tarihsel süreçteki siyasî-mezhebî istismar boyutuna paralel olarak hâlen de Şiî-Sünni-Alevî üçgeninde yer yer polemik konusu yaplagelen Ehl-i Beyt’in kavramsallaşmasında umumiyetle ideolojik önyargılar belirleyici olmuştur. Daha açıkçası, Kur’ân’da İslâm öncesi Arapların lisânî örfüne uygun bir anlam çerçevesi içinde kullanlan bu kavram, İslâmî terminolojideki hilafet, imamet, ismet, ulu’l-emr vb. birçok kavramlara farklı içerikler yüklenerek Şîa ve Ehl-i sünnet arasındaki kadîm çekişmenin tezahürü olarak siyasî bir nitelik kazanmıştır.[1]

            “De ki sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim ancak yakınlarıma sevgidir ve kim güzel ve iyi iş yaparsa onun güzelim mükafatını artırırız; şüphe yok ki Allah, bağışlayandır, iyiliğe mükafatla karşılık verendir.”[2]
            “Akrabalıkta sevgiden başka” buyruğu ile ilgili olarak ez-Zeccac şöyle de­mektedir: “Sevgiden başka” anlamındaki buyruk, birincisinin (müstesna minh’in) türünden olmayan bir istisnadır. Yani ben sizden sadece akrabalık bağım dolayısıyla bana sevgi beslemenizi ve böylelikle beni korumanızı is­tiyorum. Buyrukta hitab özel olarak Kureyş’edir. Bu açıklamayı İbn Abbas, İkrime, Mücahid, Ebu Malik, eş-Şa’bî ve başkaları yapmıştır.
            eş-Şa’bî dedi ki: Bu ayet-i kerime hakkında insanlar bize çokça soru sor­maya başlayınca biz de âyet hakkında soru sormak üzene İbn Abbas’a mektup yazdık. O da bize şunu yazdı: Rasûlullah (sav) bütün insanlar arasında Kureyş ile akrabalık bağı en çok olan idi. Onların bütün kolları ile mutlaka neseben bir akrabalığı vardı. Allah Tealâ kendisine: “De ki: Ben sizden bu­na karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem” buyruğunu indir­di. Yani ben sizden sizinle olan akrabalığım dolayısı ile bana gerekli sevgi­yi göstermenizi istiyorum. Bu da: Benimle sizin aranızdaki bu bağlara gere­ği gibi riayet ederek beni tasdik etmenizi istiyorum, demektir. Buna göre buradaki “akrabalık” neseb akrabalığıdır. Sanki onlara şöyle demiş gibidir: Eğer Peygamber olduğum için bana uymuyor iseniz, hiç olmaz­sa akrabalığım dolayısıyla bana uyunuz.
            İkrime dedi ki: Kureyşliler akrabalık bağlarını gözeten bir kabile idi. Rasûlullah (sav) Peygamber olarak gönderilince bu akrabalık bağını kopar­dılar. Peygamber de onlara: “Önceden yaptığınız gibi, benim akrabalık ba­ğımı gözetin” dedi. Buna göre anlam şöyle olur: “De ki: Ben buna karşılık siz­den herhangi bir ücret istemiyorum, fakat sizlere -birincisinden olmayan bir istisna olarak- akrabalık bağımı hatırlatıyorum.” Bu açıklamayı en-Nehhas zik­retmiştir.
            Buharî’de de Tavus'tan, onun İbn Abbas’tan rivayetine göre İbn Abbas’a: “Akrabalıkta sevgiden başka” ayeti hakkında soru sorul­muştu. Bunun üzerine Said b. Cübeyr dedi ki: Akrabalık Muhammed (sav)’ın âlî midir? İbn Abbas şöyle dedi: Biraz acele etti. Peygamber (sav)’ın akraba­lık bağı bulunmayan Kureyş kollarından hiçbir kol yoktur. O dedi ki: Ancak ben sizin kendi aranızdaki akrabalık bağını gözetmenizi ve bunun gereğini yerine getirmenizi istiyorum, demiş oldu.[3]
            Bir diğer görüşe göre akrabalardan kasıt, Rasûlullah (sav)’ın yakın akra­balarıdır. Yani ben sizden yakın akrabalarımı ve Ehl-i Beyt’imi sevmenizden başka herhangi bir ücret istemiyorum. Tıpkı yakın akrabalarını tazim etme­lerini emrettiği gibi. Bu da Ali b. Hüseyin, Amr b. Şuayb ve es-Süddî'nin gö­rüşüdür.
            Said b. Cübeyr'in, İbn Abbas’tan rivayetine göre yüce Allah: “De ki: Ben sizden buna karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem” buyru­ğunu indirince, ey Allah’ın Rasûlü dediler. Bizim kendilerini seveceğimiz bu kişiler kimlerdir? diye sordular. Peygamber (sav) de: “Ali, Fatıma ve çocuk­larıdır” diye buyurdu. Ayrıca Hz. Ali’den söylediği rivayet edilen şu sözü de buna delil teşkil etmektedir: Peygamber (sav)’e insanların beni kıskandıklarından ötürü şika­yette bulundum. Şöyle buyurdu: “Sen cennete ilk girecek dört kişinin dör­düncüsü olmaya razı değil misin? Ben, sen, Hasan ve Hüseyin. Eşlerimiz ise sağlarımızda ve sollarımızda olacaklar, soyumuzdan gelenler ise eşlerimizin arkasında bulunacaktır.”[4]
            İbn Kesîr, Hz. Peygamber’in akrabasndan Ali, Fâtma ve evladnn sevilmesi gerektiği bilgisini içeren İbn Abbas-Said b. Cübeyr hadisinin isnad yönünden zayıf olduğunu, senetteki Hüseyin el-Ekâr adl cahil bir Şiî’nin naklettiği rivayetle ihticac edilemeyeceğini belirtmiştir. Bunun ardndan çok daha önemli bir noktaya işaretle, söz konusu ayetin Mekke’de nazil olduğunu, o dönemde ise Hz. Ali ile Fâtma’nn henüz evlenmediğini -ki bu evlilik hicretin ikinci yılını müteakiben Bedir savaşından sonra gerçeklemiştir- dolayısıyla Hasan ve Hüseyin’in henüz
dünyaya gelmediklerini ifade etmiştir.[5]
            Diğer taraftan, Şiî müfessirlerin diğer ayetlerde olduğu gibi bu ayeti istidlal biçimlerinde ciddi sorunlar mevcuttur. Yukarıda zikredilen Şurâ Suresi 42/23. ayetin Veda haccndan dönüşte
nâzil olduğunu ileri sürmek ve buradan hareketle Hz. Peygamber’in İslam’a davet ettiği insanlardan bu hizmet karşılığında sadece Ali, Fâtma ve onların evladını sevmelerini istediğinden söz etmek, kelimenin tam anlamyla bir anakronizmdir. Çünkü Şûrâ Suresi Mekke döneminde nâzil olmuştur. Hz. Ali ile Fâtma’nn evliliği ise Medine döneminde vuku bulmuştur.
            el-Hasen ve Katade de ayet hakkında şöyle demişlerdir: Yani Allah Teala’ya karşı sevgi bes­lemeleri ve O’na itaat etmek suretiyle O’na yakınlaşmaya çalışmalarından baş­ka...(sini istemiyorum), demektir. Bu açıklamaya göre “akrabalık”tan maksat, Allah’a yakınlık (kurbet) demektir. Bundan dolayı; ile aynı an­lamda olmak üzere yakınlık, yakınlaşmak (akrabalık), anlamındadır. Kazea b. Suveyd, İbn Ebi Necih’ten, o da Mücahid’den, o da İbn Abbas’tan, o da Peygamber (sav)’den şöyle dediği rivayet edilmektedir: “De ki: Ben sizden size getirdiklerimin karşılığında (Allah için) birbirinizi sevmenizden ve O’na itaat ile yakınlaşmanızdan başka bir ücret istemiyorum.[6]
            Tarih boyunca Ehl-i beyt üzerinden nemalanmaya çalışan Şiî fırkalar, meveddet, ismet, masumiyet ve imamet kavramlarına büyük önem vermişlerdir. Özellikle İmamîler, imâmet düşüncelerini Ehl-i Beyt’e mensup olanlar üzerinden üretmişlerdir. Sönmez Kutlu, bu gerçeği şu ifadelerle dile getirir: “Tarih boyunca Ehl-i Beyt üzerinden siyaset yapmış olan Şîa’nın inanç sisteminin temelini imamet nazariyesi, yani Ehl-i Beyt imamlarına itaat oluşturmaktadır. Çünkü İmamiyye Şîa’sı, Ehl-i Beyt’i oluşturan on iki imama itaati bir inanç esası haline getirerek, siyasal iktidarı ele geçirmenin ve meşruiyetin kaynağı olarak görmektedir.”[7]Diğer taraftan Ehl-i Beyt’in ismet ve masumiyetine gelince, Sünni müfessirlere göre Ehl-i Beyt mensuplarnın Hz. Peygamber’in neslinden gelme gibi çok büyük bir şerefi haiz olduklarında şüphe yoktur. Ancak onlar da hata ve nisyan ile malül birer beşer olup günahtan masum değildirler. Kald ki ismet sıfatı sadece peygamberlere mahsustur. Ehl-i Beyt’in mânen temizlenmesinden söz eden ayet, onlarIn
masum olduklarn değil; ilâhî emir ve yasaklara uydukları takdirde günahlardan arınacaklarını belirtmektedir. Diğer bir deyişle, bu ayette Allah’ın Ehl-i Beyt’le ilgili iradesinin şarta bağlı olarak tahakkuk edeceği, yani emir ve yasaklarna riayet edildiği takdirde onlar manevî kirlerden arındracağı ifade edilmektedir.
            Ehl-i sünnet alimleri eserlerinde Hz.Peygamberi sevmenin ve ona itaat etmenin dini bir görev olduğunu ayet ve hadislerle delillendirdikten sonra onun hane halkını ashabını sevmenin gereğini ve onların faziletlerini anlatmaktadırlar. Ehl-i beyt ve Ehl-i beyt'in fazilet ve üstünlüğüne dair doğrudan veya delaylı olarak temas eden ayetler de vardır.[8]Bir çok hadiste de onlara sevgi beslenmesi istenmiş ve bu husus Hz. Peygamber’i sevmenin bir gereği kabul edilmiştir. Bu sebeple Hz. Peygamber’in aile ve yakın akrabası Müslümanların nazarında müstesna bir mevkie sahip olmuştur. İmam-ı Şafi'nin Ehl-i Beyt sevgisinin farz olduğunu bariz bir şekilde ortaya koyduğu şu sözleri bizim için yeterlidir: "Ey Rasûlullah'ın Ehl-i Beyti! Sizi sevmek bize farzdır. Allah indirdiği Kur'an'da böyle emretmiştir. Size salât okumadan namaz kılanın namazının kabul olmaması, sizin için en büyük bir övünç kaynağıdır ve bu size kâfidir."[9]




[1]Mustafa Öztürk, Şii ve Sünni Müfessirlere Göre Ehl-i Beyt Kavramı”, Marife, yıl 4, s. 3, Kış 2004, s. 37.
[2](Kur'an-ı Kerim, 42/23)
[3]Buhari, III, 1289, IV, 1819; Tirmizi, V, 377.
[4]Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, IX, 131, (ravilerinden bazılarının zayıf olduğu kaydıyla).
[5]İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân, IV, 112.
[6]Deylemi, Firdevs. V, 142-143; Taberani, Kebir, XI. 90; Müsned, I, 26 «: Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, VII, 103'te İmam Ahmed'in Musned’indeki rivayetin ravilerinden birisinin zayıf olduğunu belirtmektedir.
[7]Sönmez Kutlu, “Ehl-i Beyt Sembolik Kapitalinin Tarihî Süreç İçinde Semerelendirilmesi”, İslâmiyât, c.III, s.III, Ankara 2000, s.100.
[8]Kur'an-ı Kerim, 3/61; 33/6, 28-34, 53.
[9]Muhammed b. İdris eş-ŞafiîDivânu İmam eş-Şâfii, Beyrut, 1392, s.72.

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar