31 Ağustos 2018 Cuma

İnsanın Anlamı ve Anlamlandırma Serüveni

Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca 
ز جمادی مُردم و نامی شدم وز نما مُردم به حیوان برزدم
 مُردم از حیوانی و آدم شدم پس چه ترسم کی ز مردن کم شدم؟
 حملهٔ دیگر بمیرم از بشر تا برآرم از ملائک بال و پر
 وز ملک هم بایدم جستن ز جو کل شیء هالک الا وجهه
 بار دیگر از ملک پران شوم آنچ اندر وهم ناید آن شوم
 پس عدم گردم عدم چون ارغنون گویدم که انا الیه راجعون‎ 
Toprak iken öldüm de bitki oldum
Bitki iken öldüm de hayvan oldum
Hayvan iken öldüm de insan oldum
O halde eksileceğim diye ölümden neden korkayım ki? 
Yine insanken ölürsem kolu kanadı olan meleklerden olurum
Melek iken “Allah’ın zatı dışında her şey yok olacak” emrine uyarım
Uçabilen melek olduktan sonra hiç akla gelmeyen bir şey olurum
En sonunda yok olurum yok ve erganun sazı gibi “Biz O’na dönücüleriz” derim
(Mevlana Celaledin er-Rumi)

29 Ağustos 2018 Çarşamba

Müridin Rüyası

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Bir ara uzaktan görmüştü. Bir sohbetine kısa süreliğine şahit olmuştu. Yüzünü hayal meyal hatırlıyordu. Anlat deseler hiçbir şey söyleyemezdi. Bir gün arkadaşının ısrarı üzerine “haydi gidelim” dedi.  
Gitti, edeple oturdu herkes gibi bir köşeye. Dinledi dinledi… Dinledikçe içi ısındı. Sevdi vallahi… Çıkışta arkadaşı “Nasıl buldun?” diye sordu. “Çok iyi, içim ısındı” diyebildi. Daha fazla üstelese söyleyecek bir şeyi yoktu. “Gel katıl bize” dedi arkadaşı. “Katıl, sen de burada yerini al.” Bu sözler de sıcak geldi. “Olur” dedi. Düşünmedi, arkadaşıyla birlikte daldı içeri. Önüne birlikte oturdular. Arkadaşı, “Efendim, bu kardeşimiz sizden ders almak arzusundalar” diye takdim etti. İçinde bir kopma, bir kıpırdama bir dalgalanma oldu ama aldırış etmedi. 

21 Ağustos 2018 Salı

Tebrik

Kurban Bayramınızı tebrik eder bu bayramın tüm İslam alemine hayırlar getirmesini temenni ederiz.
www.islamtarihi.info

14 Ağustos 2018 Salı

Ev Halkına Teyakkuz Çağrısı Bu Son Çağrıdır

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Batı tarafında havalar fena halde bozuldu ev halkım! O bozukluğun bize yansımaları da fena! Üzerimize üzerimize geliyor bütün fenalar ve fenalıklar…  Rabbimize dayanıyoruz, halkımıza güveniyoruz, gönlümüz mutmain ama tedbiri elden de bırakmamak lazım. Azimli olmak, kararlı durmak ve sadece Ulu Allah’a dayanmak lazım… 
Bu hava bozukluğu diğerlerine pek benzemiyor. Düşman gemi azıya almış, bütün araç ve gereçleriyle üstümüze geliyor. Aman pencereye, kapıya, tavandaki açığa dikkat! Bahçeyi de kollamayı unutmayın. Bahçeye bir daldılar mı evin güvenliği kalmaz mazallah. Bugünlerde duvarın her taşı, tahtanın her çivisi, çatının her kiremidi; evin sıvası, duvarın badanası, odanın kapısı hasılı her şey çok önemli… En önemlisi de düşmana alçak tarafımızı göstermemek. Bu yüzden içimizdeki alçaklara dikkat etmek lazım…

İnadına Hz. Musa ve Gözler

Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca





 Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi. (Araf Suresi, 143)

3 Ağustos 2018 Cuma

Sen Ne Ara Bu Hale Geldin


Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Nasıl anlatsam, nereden başlasam? İlk defa evde böyle bir olay yaşıyoruz sanki. Vay başımıza gelenler! Kimseler duymasın dedim ama, duyulmayacak gibi değil. Adam en üst perdeden ifşaatta bulunmuş. Evin en yüksek yerine çıkmış, avazı çıktığı kadar bağırmış…
Ah dostlar! Elimi yüzüme kapadım, gözlerimi kaçırdım, kulaklarımı tıkadım… Ne ara sen bu hale geldin? Yoksa sen hep böyle miydin? Biz mi çok gafilmişiz; bu kadar mı kör, bu kadar mı sağır mışız? Firaset kanallarımız hepten mi tıkanmış? Eyvahlar olsun ki, ne vahlar!

31 Temmuz 2018 Salı

Edep Yahu!


Edep Yahu!
Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Eskiden toplumumuzda “edep yahu” diye bir ahlâk kanunu vardı! Müslüman toplumunun yüzde doksan dokuzu da buna uyar edeplerinden taviz vermezlerdi. Yani edepsizlik yapmaz, insan gibi yaşarlardı! Eskilerimiz belki fakirdiler amma, gönülleri sevgi ve samimiyetle taşardı. Yani gönülleri, henüz modernizm zehiri ile zehirlenmemişti. Çünkü Allah korkusu diye bir şey vardı. “Re’su’l-hikmeti mehafetullah” diye bir umdeleri vardı Müslümanların! Müslüman, Müslümana iftira atmaz, kendi hevâlarına göre hareket etmezlerdi. Müslümanlar ahlâk diye bir şeye inanırlardı. Yani ahlâksız değillerdi! Başkasının söylemediğini, ona izafe edilmesinin ahlâksızlık olduğunu bilir, inanır ve ona göre hareket ederlerdi. Şimdi ise o “Allah korkusuna dayalı ahlâk sistemi” terk edilip, onun yerine “tango ve entel Müslümanlar” çıktı ortaya. Bunlar Resûlullah’ı bilmez, kendi ırklarından olmadığı için onu sevmez, onun Sünneti’ni kendisine rehber edinmez, İslâm’ın ne olduğundan habersiz, Kur’an ayetlerini bile kâle almayan, “whatsapçı İslâmcılar”dır ki; bunlar, kahve köşelerinde oturur, nargile çeker, onu-bunu çekiştirir ve kendi isimlerini ortaya çıkarmaktan korkan(çünkü kendi isimlerini verirlerse, hiçbir şey olmadıkları ortaya çıkar) ve tek sermayeleri slogan olan müfterilerdir! Kur’an-ı Kerim’e inanmadıkları için, Allah’ın, “size bir haber geldi mi, onu araştırınız” ayet-i kerimesine inanmadıklarından, ya da cehaletlerinden dolayı bilmediklerinden, araştırmadan, birilerine bir şeyler izafe ederler; daha doğrusu iftira ederler!. Bu taife-i cahiliye, asla kitap okumadıklarından, sadece internetten beslenirler. Özellikle yalan haberlere bayılırlar. Sansasyon yapmak için, zîrlerindekini açıklamaktan korktuklarından, hezeyanlarını, başkalarına söyletmeye çalışırlar! Oysa o başkalarının, bu haber hırsızı müfterilerin mekrinden haberi bile yoktur!

29 Temmuz 2018 Pazar

Emir’le Muhammed Ali Clay

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Paris’teki öğrencilik yıllarımdaydı. Bazen doktora dersleri için Collège de France’taki derslerime, bazen de kütüphaneye gidiyordum. Kütüphaneye gittiğim bir gün, İranlı bir âlimle tanıştım. Adı Mohammad Mukrî idi. O da, o zamanki “şahlık diktatoryası”na dayanamamış, Fransa’ya iltica etmiş İran’ın Kirmanşah bölgesinden bir Kürt âlimdi. Bir gün, kahve molası sırasında bana, “İhsan Bey, sen Türkiye’den burslu musun, yoksa baban mı seni okutuyor? diye sordu. Ben de, “babam beni Fransa’da okutacak kadar zengin değil, Türkiye’de burs sınavını kazandım; öyle okuyorum” dedim. “Peki, istediğin kitapları satın alabiliyor musun?” diye sordu. Ben de, “hayır” dedim. Bana, “biraz para kazanmak ister misin?” diye sordu. Ben de “evet” dedim. “Bak! dedi. Benim ilkokula giden bir oğlum var. Biliyorsun Perşembe günleri okul tatildir. Sen Perşembe günleri sabah öğlene kadar bizim eve gel ve bu çocuğa İslâm’a dair ne biliyorsan anlat; Hristiyan olmasın! Ben de onun karşılığında, kitap alabilecek kadar para veririm” dedi. Ben de kabul ettim ve Perşembe sabahları Mukrî Bey’in evine gitmeye başladım. 

27 Temmuz 2018 Cuma

Müslüman Yorgunluğu Ya da Müslümanın Müslümanla İmtihanı


Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca

Bugün dün olduğu gibi bütün ulusal ve uluslararası hesaplaşmalar, yönlendirme ve provakasyonlar bir tarafa bırakılırsa Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Pakistan’da, Türkiye’de, İran’da, Suudi Arabistan’da ve diğer tüm Müslüman ülkelerde istisnai zamanlar ve dönemler hariç tutulursa Müslümanlar, yine kendileri gibi Müslümanlarla genel manada bir arada huzur ve kardeşlik içinde yaşayamamakta, çatışmakta ve bazen birbirlerini karşı çok acımasızca davranmaktadırlar. Nitekim bugüne değin İslam Tarihine ve Müslümanların yaşamış oldukları coğrafyalara bakıldığında, Müslümanların hem birey hem de toplum olarak en büyük direkt veya dolaylı, çetin mi çetin imtihanlarını yine kendileri gibi Müslüman olanlar bağlamında verdikleri görülebilir.  Hatta maalesef Müslümanların birey veya topluluk olarak Müslüman kardeşlerine diğer herkesten daha kötü davranabilmesi neredeyse Müslümanların karakteristik özelliği haline gelmiş durumda. Örneğin Ortaçağda herhangi bir Müslüman memleketinde herhangi bir Müslümanın bir gayr-ı Müslime yaklaşımı, tutum ve davranışı kendi kardeşi olan bir Müslümana yaklaşımından, tutum ve davranışlarından daha çok insancıl ve olumluydu. Hem bu olumlu ve hoşgörülü tutum aynı dönemde Müslüman olmayan bir ülkede Müslüman olmayanın birisinin herhangi bir Müslümana yönelik tutum ve davranışları ile kıyas bile edilemezdi. Bugün de bu durum geçerlidir. Son dönemlerde şahit olunduğu üzere Suriye ve Irak’ta savaşan, Müslüman veya Müslüman olmayan ülkelerin de kendi çıkarları için kullandıkları Şii veya Sünni mezheplerine bağlı olduklarını dillendiren bazı radikal örgütler, kendi dinlerinden olan bir Müslüman’ı esir aldıklarında onun ölümden kurtulma şansı neredeyse yoktu, ancak başka bir dine mensup olanların çoğu onların esaretinden kurtulabildikleri gibi o örgüt elemanlarının misafirperverliklerine ve onlara yönelik sevgi ve sitayiş gösterilerine de şahit olabiliyorlardı.  

22 Temmuz 2018 Pazar

Evin Son Halini Arzımdır

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Sesler kulağımda uğultuya dönüşmüştü. Okunan kelimeleri duyuyordum ama anlamlar zihnimden kayıp gidiyordu. Bir tını gibi gelmeye başlamıştı kelimelerin peş peşe yeknesak kulağıma çarpışları… Birden irkildim. Bu öncekilerden farklı tonda bir sesti. “Ahanda haber geldi!” dedi… Ne haberi gelmişti, nerden gelmişti, kimden gelmişti? Bütün sorular bir anda zihnime üşüştü. Tane tane anlatmaya başladı. İki sayfadır bitmeyen cümlenin sonu şimdi bağlanmıştı. İki sayfalık uzun cümlenin haberini bulmuştu da ne çok sevinmişti. Hay Allah iyiliğini versin be hocam! Aklıma neler geldi…

Yazarlar