6 Ekim 2017 Cuma

Peygamber Efendimizi (Sav) Niçin Tanımamız Gerekir?

 Prof. Dr. Âdem APAK
Yüce Allah, insanoğlunu varlıkların en mükemmeli olarak yaratmıştır. Fakat bu mükemmelliğine rağmen insan, ilahî hitaba doğrudan muhatap olacak yapıya da sahip değildir. Bu sebeple Allah, insanların arasından seçtiği peygamberleri kendisiyle kulları arasındaki irtibatı kurmak ve emirlerini açıklamakla görevlendirmiştir.
Bütün peygamberler, Allah'ın emir ve nehiylerini O'nun kullarına ulaştırmak ve onlara doğru yolu göstermekle görevlendirilmiş hidayet elçileridir. Son peygamber Hz. Muhammed (sav) de, ümmetine Allah’ın istediği şekilde yaşamaları için gerekli bilgileri uygulamalı olarak aktarmıştır. Çünkü her peygamber gibi onun da iki temel görevi vardı: Tebliğ ve beyan (duyurma ve açıklama).
"Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun".(Mâide, 5/67).

4 Ekim 2017 Çarşamba

Dinozorlar ve Maymunlar

Evrim hayatın akışıdır. Evrim kelimesi sizi rahatsız ediyorsa buna "gelişim" de diyebiliriz. Değişim ise varlığın özündeki devinimden, gelişimden kaynaklanan bu gelişime bizim verdiğimiz tepkidir.

Evrim yasasında iki kadim hayvan ön plana çıkar: Dinozorlar ve maymunlar...

Dinozor kime denir? Çok eski olan, değişmeyi kabullenmeyen, köhne anlayıştaki ve inatçı kişiye dinozor denir. O zaman şöyle demek mümkün. Dinozorlar yeniliği değişimi ve evrimi kabullenemedikleri için yok oldular. Çünkü tabiatın yaşamın özünde bir değişim ve devinim sürekliliği vardır. Kendilerini yenileyemeyen anlayışlar zaman içinde köhneleşir ve hükmen yok olur.

Ancak maymun bu konuda dinozorun tam tersidir. Maymun iştahlılık, her değişimin her yeniliğin üzerine atlamak demektir. Değişimin ve evrimin, değişenin bünyesi ve yapısı ile uyumlu olması gerekir. Uyumlu ve gerekli olmayan her değişim bir bozulma ve yozlaşmadır. Bu yüzden maymun, bozukluğu ve yozlaşmışlığı temsil eder.

Dini, sosyal ve kültürel yaşamda da hayatın akışına göre bir evrim vardır.

Bir tarafta hurafeci bir gelenekçilik her türlü değişimi reddediyor. Manayı kaybetmiş, sembolleri manaların yerine ikame etmiştir. Kadim putperestlik de tam olarak böyledir. Öteki tarafta ise ilkesiz bir yenilikçilik tüm temel değerlerde savrulacak düzeyde bir yozlaşma yaşıyor.

Ancak dengede durabilen insandır. İnsan olmak dinozorun köhneliğinden ve maymunun yozlaşmacılığından uzak durmayı, dengeyi sağlamayı gerektirir.



3 Ekim 2017 Salı

Kerbelâ Hadisesi’nin İslâm Tarihindeki Yeri ve Neticeleri Üzerine Mülahazalar

Prof. Dr. Adem APAK*
Özet:
Kerbelâ hadisesi sadece siyasî neticeler doğurmamış, politik nitelikli başlayan Şia hareketi ideolojisini belirleyen en önemli âmil olarak kabul edilmiştir. Şiilik bundan sonra sadece Ali taraftarı olma boyutunu aşmış, ona bağlı olanları, Müslümanları yönetmeyi Hz. Ali evladının devredilmez hakkı olduğu inancını bir dini hüküm olarak kabul eden bir grup haline getirmiştir. Şiiler, Emevîlerin veraset yoluyla iktidarın devri anlayışına tepki olarak, hilâfetin sadece Hz. Ali soyundan gelenlerin hakkı olduğu tezini savunmaya, hatta bunu bir akîde olarak benimsemeye başlamışlardır. Nitekim daha sonraki süreçte Ehl-i Beyt adına atılan bütün siyasî adımların ve fikrî temellendirmelerin referans noktası Kerbelâ hadisesi olmuştur. Sonuçta Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi Şia mezhebinin siyasî hayat kaynağı, adeta doğum tarihi olarak telakki edilmiştir. Nitekim Şiiliğin temel şahsiyeti ve hareket noktası resmiyette Hz. Ali olmakla birlikte, bu olay sebebiyle Hz. Hüseyin’in adı daha öne çıkmıştır.
Anahtar Kelimeler: Kerbela, Ali, Kûfe, Şiilik, Hüseyin, Ubeydullah b. Ziyad

1 Ekim 2017 Pazar

Müslümanlardaki “Milliyetçi Tamtamlar” Beni Delirtti! Ya Sizleri?

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Kur’an’ı ve Sünnet’i önüme koyup, Müslümanların günümüzde içine düştükleri bu çirkef ve kanlı “tezebzüb”e bakıyorum da çıldırıyorum âdeta! Ne çıldırması? Tımarhanelik bir deli oluyorum! Sokakta görenlerin “akıllı” saydıkları bir deli! Ve çok az kalmış olan aklıselimimle Rabb’e yalvarıyorum: “Ya Rabbi aklımı geri ver!”

28 Eylül 2017 Perşembe

Hz. Âişe'nin Hayatı ve Şahsiyeti

Yrd. Doç. Dr. Ömer SABUNCU*

Hz. Âişe’nin Kabilesi ve Nesebi

Hz. Âişe, Teym kabilesine mensuptur. Teym kabilesi, Araplar’ın dört ana kolundan biri olan Mudar’ın en önemli kabilesi olarak kabul edilen Kureyş’in bir koludur. Bu kabile İslâm öncesi ve sonrası dönemde siyâsî ve sosyal olarak aktif durumdaydı. Keza Teym b. Mürre’nin, İslâm’dan önce Mekkeli Arapların yaptığı anlaşmalara (hilf) katılması ve Mekke’de haksızlığa uğrayanlara yardım amacıyla oluşturulan, Hz. Muhammed’in de (sas) katıldığı Hilfü’l-fudûl’un, cömertliğiyle meşhur Teymli Abdullah b. Cüd‘ân’ın ev sahipliğinde kurulması bunun en güzel örneklerini teşkil etmektedir. İslâmiyet’ten önce cömertliği ile meşhur Abdullah b. Cüdʻân ile bilinen kabile, İslâmiyet’le birlikte Talha b. Ubeydullah ve Hz. Ebû Bekir gibi önemli şahsiyetlerle şöhretini devam ettirmiştir.
Çalışmamızın asıl konusu olan ve bu kabileye mensubiyeti herkesçe malum olan Ümmü’l Mü’minin Hz. Âişe’nin nesebi Âişe bt. Ebû Bekir es-Sıddîk Abdullah Atîk b. Ebû Kuhâfe Osman[1] b. Âmir b. ‘Amr b. Kaʻb b. Saʻd b. Teym b. Mürre b. Kaʻb b. Lüeyy[2] b. Fihr b. Mâlik b. Kinâne el-Kureşî et-Teymî’dir.[3]

SEMPOZYUM BİLDİRİ ÇAĞRISI (Osmanlı Dönemi Kıbrıs’taki Eğitim-Öğretim Kurumları)


Osmanlı Dönemi Kıbrıs’taki Eğitim-Öğretim Kurumları

Sempozyum ile ilgili Önemli Tarihler
 

Sempozyum Tarihi: 26-27 Nisan 2018
Son Başlık ve Özet Gönderme:  5 Kasım 2017
Özetlerin Kabulü: 15 Kasım 2017
Bildirilerin Son Teslim Tarihi:  1 Mart 2018
Özet ve Bildirilerin Gönderileceği Adres: osmanlikibris@hotmail.comosmanlikibris@gmail.com

26 Eylül 2017 Salı

Vahdetten Yoksun İslam Dünyası ve Müslümanlar

Dr. Celal Emanet
Artık ey millet-i merhume, sabah oldu uyan!
Sana az geldi ezanlar diye ötsün mü bu çan?
Ne Araplık, ne Türklük kalacak, aç gözünü!
Dinle peygamber-i Zişan’ın ilahi sözünü
Türk Arabsız yaşayamaz. Kim ki “yaşar” der, delidir!
Arab’ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir
Değil mi ki cephemizin sinesinde iman bir
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir
Değil mi ki koşan Çerkez’in, Laz’ın, Türk’ün
Arab’la, Kürt ile bakidir ittihadı bugün

22 Eylül 2017 Cuma

Siyere Giydirilen Harici Portresi-II

Prof. Dr. Mehmet Azimli

Karşı Rivayet
İncelemekte olduğumuz rivayet, gerek Kur’an’ın korunması adına gerekse de Abdullah b. Sad b. Ebi Serh’i kötülemek adına, bir rivayetten esinlenerek uydurulmuş olabilir. Muhtemelen o dönemde bu gerekçelerle de kullanılmış olmalıdır. Ancak mesele bununla da kalmamıştır. Toprağın bir mürtedi kabullenmemesi olayı sonraki yıllarda maalesef Haricilere -özellikle Ezarika fırkasına- karşı siyasi olarak kullanılan bir delil haline getirilmiştir.[1]

20 Eylül 2017 Çarşamba

Siyere Giydirilen Harici Portresi-I

Prof. Dr. Mehmet Azimli 

İslam’ın ilk yıllarında Hz. Peygamber’e ve onun getirdiği din olan İslam’a en fazla kim düşmanlık yapmıştır? şeklindeki bir soruya verilecek cevap herhalde Ebu Cehil olacaktır. Tabii ki bunun yanında Ukbe b. Ebi Muayd, Nadr b. Haris, Utbe b. Rebia gibi isimler de sayılabilir. Ayrıca düşmanlıkları Kur’an’da açıklanan Velid b. Muğire ve Ebu Leheb’i de unutmamak gerekir.

19 Eylül 2017 Salı

Modern Dünya ve Mutluluk Krizi

Dr. Celal Emanet
Allah’ın yarattığı ve dünyadaki yaptıklarıyla sorumlu tuttuğu insanoğlu, Kur'ân'a göre cüzî (sınırlı) bir iradeye sahiptir. İnsan bu sınırlı irade çerçevesinde kendi hareketlerinin hâkimidir. Bundan dolayı kişi hareketlerinden ve sahip olduğu yetenekleri iyi veya kötü yönde kullanmasından sorumludur. İnsan kendi arzu ve isteklerine göre yapmış olduğu amellere göre içinde bulunduğu hayat yolculuğunda ya yücelir ya da alçalır. İnsanoğlunun hiçbir hareketi zorunluluk altında değildir. Yani hiçbir insan Cennetlik veya Cehennemlik olmak üzere yaratılmamıştır. Bilakis her insanın amelleri, akıbeti hakkında etkileyicidir. İşte İslâm'ın, Allah'ın mutlak hâkimiyeti ve insan iradesinin özgürlüğü hakkındaki temel öğretileri bu merkezdedir.

Yazarlar