25 Şubat 2024 Pazar

İslam’ın “Müslümanla” Krizi


İSLAM’IN “MÜSLÜMANLA” KRİZİ

Doç. Dr. Cuma KARAN

Olan ile kendisini temsil eden, asıl ile ona vekil olan örtüşmedikleri zaman kriz kapıda demektir. Tıpkı İslam ile günümüz Müslüman’ı gibi. Bu iki kelimeyi kısaca tanımlamak gerekirse; İslam son semavi dinin ismi, Müslüman ise bu dini kabul edip inananlara verilen isimdir. Bazı Batı dillerinde bu din için “der Mohammedanismus” “Muhamedilik” isimleri kullanılır ki bu şekilde bir tanımlama konumuz açısından dikkat çekicidir. Zira Müslüman demek; “Hz. Muhammed’e ve onun getirdiklerine iman etmiş yani yaşantısıyla bulunduğu yerde ve yaşadığı dönemde Hz. Peygamber’i temsil eden, onun gibi yaşayan” demektir. Her zaman model, tarz ve temsil, söylemden daha değerlidir yani eylem söylemden daha öncelikli ve tesirlidir. Eskimez ifadesiyle; lisan-ı hal, lisan-ı kal’den daha tesirlidir. İslam tüm evrensel değerlerin zirvesi iken ona tabi olan Müslümanların günümüzde; şahsi, siyasi, ahlaki, anlamda fikir, düşünce ve vizyon noktasında adeta o zirvenin çok uzağında olmaları ancak “İslam’ın Müslümanla krizi” olarak tanımlanabilir. “Hani yiğit ve mert bir adamın pısırık ve çapsız bir evladı olur ya; insanlar, “şu yiğit babaya bak bir de bu evlada bak” şeklinde hayretlerini dile dökerler ya, aslında tam da anlatmak istediğimiz durumdur bu. Yaşadığımız hayatın ahir ve akıbetini hayırla bitirme garantisine hiçbirimiz sahip değiliz. Hz. Ömer’in ifadesiyle “حَاسِبُوا اَنْفُسَكُمْ قَبْلَ اَنْ تُحَاسَبُوا /Hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekin.”[1] Hz. Ömer’i adil yapan da bu hassasiyet olmalıdır. Nefis taşıyan bizler her an ayakların kayabildiği bir imtihan zeminindeyiz. Bugün dönüş fırsatı varken kendi yanlışlarımızla yüzleşmezsek yarın çok geç olacaktır. Onun için kendimi dışarıda tutmadığım bir nefis muhasebesiyle “eğri oturup doğru konuşma” babında “İslam’ın Müslümanla krizini”, ve “hali pür-melalimizi” birkaç örnekle şöyle önümüze indirelim:

1.     İslam’ın kelime anlamı barış iken bugün Müslüman coğrafyası kan-revan içinde savaş alanıdır. Hâlbuki 15 asır önce “Ey iman edenler! Hep birden barışa girin”[2] ayetinin emrine rağmen Müslümanların kutsadıkları menfaatleri ile özü “barış” olan ilahi emir Müslümanın dünyasında makes bulamamaktadır.

2.     Daru’l İslam olan Müslüman coğrafyası “daru’s selam” olması gerekirken bugün buradan kaçma fırsatı bulanlar, Hıristiyan Avrupa dünyasının merhametine sığınmak için yollara çıkmakta ve yolculukları çoğu zaman maalesef deniz diplerinde, trajedi ile son bulmaktadır.

3.     İslam; “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” derken, Müslümanlar bugün sessiz ve suskundur bütün katliamlara ve bütün haksızlıklara ve bütün zalimlere…

4.     İslam, “Fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın; fakat vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur,”[3] açık emrine rağmen Müslümanlar dinin ikamesi ve hâkimiyeti yerine kendi milli veya mezhebi menfaatleri uğruna Müslüman kardeşini gözü kırpmadan öldürebilmekte ve dini de buna alet ederek menfaat çatışmasını dini bir çatışma olarak sunmakta ve bunu sorgulama yerine dini argümanlar ile kendilerini teselli edebilmektedirler.

5.     İslam “Aziz” iken Müslümanlar bugün zelil durumdadırlar. Hâlbuki ayet; Allah ve Resulü ile “Müslümanların da aziz olduğunu söyler. Demek ki bugün zelil olan Müslümanlar bu krizin merkezindeler.[4] İki milyar Müslümana rağmen bir avuç Yahudi’nin Gazze katliamına pervasızca devam etmesi bunun delilidir.

6.     Hz. Peygamber “Muhammedu’l-Emin” iken bugün Müslümanların “emniyet” konusunda düştüğü ahlaki sorunun derinliğini tahmin etmek zor değil.

7.     “İman” ve “emniyet” aynı kökten gelirken, İman ile İslam’a giren Müslümanların coğrafyalarında “emniyet” gün geçtikçe azalmakta, hatta ölümcül bir durumdadır.

8.     İslam “insanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır” ilkesini ortaya koyarken bugün biz Müslümanlar, insanlık ve dünyaya karşı bu ilkenin neresindeyiz?

9.     Ahlak noktasında İslam; “İçinizde en iyi Müslüman, dinde irfan sahibi olmak şartıyla en güzel ahlaka sahip olanınızdır”[5] derken bugün Müslümanın coğrafyasında kriz konularının başında neden ahlak gelmektedir?

10.  Hz. Peygamber (s.a.s.) hicretle birlikte Medine’ye adımını atar atmaz ashabına; “Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz.”[6] derken Müslüman dünyada bu değerlerin etkisi gözle görülür şekilde azalmaktadır.

11.  “Sizin en hayırlınız ailesi için en hayırlı olanınızdır,” İslami emrinin aksine Müslüman ailesinde ciddi rahatsızlıkların feryadı duyulmaktadır.

12.  En üstün İmanı, Hz. peygamber; “kendin için istediğini, kardeşin için de istemen, kendin için istemediğini insanlar için de istememendir,”[7] diye tarif ederken bugün niye her alanda, “bizden olmayanı” yok sayma noktasındayız?  “Öteki” tonlamaların Müslüman coğrafyasında çok olması normal mı?

13.  İslam Müslümanları; “Allah’ı bir, Peygamber’i bir, Ezanı bir, Kitabı bir, Kıblesi bir” gibi binlerce “birlik” ile birbirine bağlarken Müslümanlar bugün maalesef bu birlikler yerine; “kan bağı veya mezhep yâ da cemaat” birliğini hayatın merkezine almaları ne acı bir durumdur! Belki de bütün acıların da temeli bu değil midir?

14.  “Sizin en iyiniz iyiliği umulan ve kötülüğünden emin olunan kimsedir. En kötünüz ise iyiliği umulmayan ve kötülüğünden emin olunmayan kimsedir,”[8] nebevi tanıma rağmen niye Müslümanlar birbirine emn u emniyet vermeyen bir durumdadır.

15. “İslam, Müslüman “yalan konuşmaz ve yalan yere şahitlik etmez” derken günlük hayatlarında bu kavramın sıradanlaşması Müslümanlar için bir facia değil midir?

16.  İslam, medeniyet üreten ilkelerle tarihte kendini ispatladığı gibi gelecek adına da medeniyet kuracak ilkeler içererek ümidin kaynağı olmaya seza iken Müslümanların bugünkü durumu geçmişin ihtişamını ve geleceğin medeniyet ümidini yerle bir etmektedir.

17.  İslam, yaşamayı ve yaşatmayı emredip; “bir insanı yaşatmak bütün insanları yaşatmakla eşdeğerdir”[9] ilkesini koyarken bugün Müslümanlar birbirlerini öldürme ile güya cennet kapılarını aralamaktadırlar. İslam yaşatmayı öncelerken Müslümanlar “ölüm” peşinde koşmakta ve Müslümanın dünyasında “ölüm” rağbet görmektedir. Yani “senin için yaşarım” anlayışına bedel “senin için ölürüm, öldürürüm” ifadesi daha cazip gelmektedir.

18.  “İslam, tevazu ve sade yaşamı emrederken Müslüman toplum israf ve ihtişamlı bir yaşamın üst sınırında cirit atmakta.

19.  İslam’ın insanlığa en büyük armağanı “kula kul olmaktan kurtarması, sadece ve sadece Allah’a kul ederek özgürleştirmesidir. Cahiliyye dönemini asr-ı saadete dönüştüren en büyük değişim de bu noktadan oldu. Ancak günümüz Müslümanı, özgürlüğünü kaybetti, birçok noktaya farklı tonlarda da olsa kul olmaya, emirlerine ram olmaya mahkûm oldu.

20.  İslam, halkın genelinin refah ve saadeti noktasında bütün şartları zorlarken Müslüman coğrafyada bir avuç muktedir azınlığın refahı ve saadeti öncelenmektedir.

21.  İslam, vahyin ilkelerini öncelerken Müslümanlar şahısları merkeze almıştır.

22.  İslam, ilim ve bilim üretmeyi emrederken Müslüman toplum bugün sadece tüketici konumundadır.

23.  İslam, erkek ile aynı özden yaratılan kadına saygın bir konum verirken, Müslüman coğrafyada kadına yönelik şiddet bütün şiddetiyle devam etmektedir.

24.  Hak-hukuk, adalet Allah’ın “hak ve adl” isimlerinin tecellisi iken Müslüman mahallesinde bunlar en ücra köşelere ve varoşlara terk edilmiştir. Düne kadar “yanlış karar Bağdat’tan dönerken” bugün ise insan hakları mahkemesi ile “Brüksel’den, Strazburg’dan” dönmektedir.

25.  İslam, “kendin için istediğini kardeşi için istemedikçe iman etmiş olamaz” evrensel ilkesini ortaya koyarken Müslümanlar, birbirlerine bile Allah’ın kullarına tanıdığı en doğal ve fıtri hakları yasaklayabilmekteler.

26.  İslam, “ümit ve imkânın” kapılarını ardına kadar açarak her günü “şafak” gibi görürken Müslümanın dünyasında “gün batımıdır.” Kısacası İslam “tulu’, doğuş” iken maalesef Müslümanın dünyası ise “gurup, batış” durumundadır.

27.  İslam’da haklı olan en güçlü iken Müslüman dünyasında adamı, parası ve çevresi olan güçlüdür. Gücün kaynağı hak yerin, haklılığın kaynağı güç olarak yer değiştirmiştir.

28.  İslam gıybeti “ölmüş kardeşinin etini yeme”[10] şeklinde tanımlarken Müslümanlarda bu durum birbirlerini “çekişme” ile adeta sanata(!) dönüşmüştür. Bu durum Müslümanın bireysel hayatından, toplumsal, siyasal hayatına kadar farklı tonlarıyla en güçlü şekilde kendini ortaya koymuştur. Hatta “kirli çamaşırlarını ortaya koyma “şeklinde darbı mesele bile konu olmuştur. Hâlbuki temiz, tahir olan İslam kardeşinin “kirli çamaşırı ortaya koyma” yerine onu gizleyerek bir an evvel temizleme yoluna gitmeyi önceler.

29.  İslam, şirkin her türlüsünü yasaklarken Müslüman dünyası cahiliye dönemi “putlarla dolu Kâbe’den farksızdır. Hatta kurtarıcıların bolluğundan gerçek kurtarıcı olan Allah’ın ismi unutulmaya yüz tutmuştur.

30.  İslam, “hak ve liyakati” esas alırken Müslüman dünyasında bugün yakınlık, menfaat ve başka öncüller yerini almıştır.

31. İslam, Müslümanları bir vücudun azalarına benzeterek; “bir organın acısıyla bütün bedenin uykusuz kaldığından” bahsederken maalesef bugün giderek acılara lakayt kalınmakta.

Sonuç

Hristiyanlığın asra cevap vermeyen, tahrif edilmiş esaslarından dolayı insanlar bundan soğuduğu gibi Müslümanların İslam’la örtüşmeyen yaşantıları sebebiyle de yeni nesil İslam’dan soğuyor. Dini mekânların artışına rağmen azalan dindarlığın bir sebebi de İslam ile örtüşmeyen Müslümanlığımız olsa gerek. İslam bugünkü Müslümanlardan beridir. Bugün biz Müslümanlar İslam’dan özür dileyerek bizi affetmesinin yollarını aramamız lazımdır. Kötü ahlakımızla, İslam’ı kendimizden küstürdük. Bizden küsen İslam ise bizi terk etti. S. Nursi (ö.1960) bu durumu bir asır önce şu cümlelerle dile getiriyor: “Hem de gördüm ki, medeniyet-i hakikiyeyi teşkil eyleyen İslâmiyet, maddî cihetinde medeniyet-i hâzıradan geri kalmış; güya İslâmiyet sû-i ahlâkımızdan darılmış, mâzi tarafına dönüp gidiyor. Zaman-ı Saadete bizi şikâyet edecektir.”[11]

İslam şairi Muhammed İkbal'in (ö. 1938); Müslümanlardan kaç, İslam'a sığın” sözü ile Mehmet Akif'in (ö. 1936); “Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile!” ifadesi aynı hakikati ifade eder. Müslümanların sorunlarına çözüm arayan Said Halim Paşa (ö.1921) da, teşhis ve değerlendirmelerinin sonunda Müslümanların geçmişte akla dayanarak muazzam ve parlak bir medeniyet kurduklarını bundan sonra da İslâm’ın esaslarını iyi anlayıp bilinçli ve faziletli bir şekilde uygulamaya geçtiklerinde bu çökme ve gerilemede kurtulup şimdiki medeniyetin çok üstünde yeni parlak bir medeniyet gerçekleştireceklerini insanlar arasında adalet, şefkat ve eşitliği esas alan bir medeniyeti yeniden insanlığı bahşedeceğini ifade eder.[12]

Müslümanlar açısından asrımızın belki de en büyük problemi Müslümanların İslam’a uymayan yaşam şeklidir. Yani İman noktasında İslam’a tam teslim olmamalarıdır. Nitekim bu durum Hz. Peygamber döneminde bedevi Araplarda görününce onlara hitaben; “Bedevîler, “iman ettik” dediler. Şunu söyle: “Henüz iman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sadece boyun eğdiniz,”[13] ifadesi bugün de Müslüman coğrafyada karşılık bulmuştur. Şu ilahi emrin de muhatabı yine biz Müslümanlarız;

“Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin…”[14]

İslam’ın sahibi Allah’tır, o hiçbir dönemin Müslümanlarına muhtaç değildir. Hele şu andaki Müslümanlara hiç muhtaç değildir.

O dilerse sizi yok eder ve yerinize yenilerini yaratır. Bu, Allah için güç de değildir.”[15]

“Eğer Allah’ın dinine yardım edersek Allah bize yardım eder.”[16] Yoksa Allah bizi alır yerine başka bir topluluğu bu dine hizmetle şereflendirir. Peygamber’in diliyle şu ilahi uyarıya dikkat:

“Eğer sırt çevirirseniz bilin ki size ulaştırmakla görevli olduğum şeyi size bildirdim. Rabbim yerinize başka bir kavmi getirebilir. Siz O’na hiçbir engel çıkaramazsınız. Şüphesiz rabbim her şeyi gözetendir.”[17]

İşte ilahi uyarı ve Allah’ın istediği Müslüman topluluk:

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir.”[18]

Kıssadan Hisse

Olayımız İngiltere'de bir ilahiyat fakültesinde geçmiştir. Son sınıf öğrencileri bütün bir yıl boyunca “İsa’nın Hayatı” başlıklı bir ders anlatılmış ve senenin sonunda öğrenciler final sınavına gelmişler. Ancak sınava geldiklerinde sınıfın kapısında; “Final sınavının kampüsün ucundaki diğer amfide” yapılacağı notunu görmüşler. Bu duyuruyu gören öğrenciler sınava geç kalmamak için koşa koşa yeni sınav yerine koşmuşlar. Ancak yeni sınav yeri olan amfinin girişinde, fakir, üstü başı dağınık bir dilenci; “Allah rızası için üç gündür ağzıma bir şey almadım”, diyerek geçen öğrencilerden yardım istiyordu. Ancak öğrencilerden hiçbiri buna bakmadı. Herkes sınavda yerini alıp hocayı beklerken hoca içeri girer ve “sınava gerek kalmadı, hepiniz kaldınız, seneye görüşme üzere” diyerek dışarı çıkar. Meğer amfinin girişindeki dilenci kılıklı kişi hocanın kendisiymiş; “öğrencilerin İsa’nın erdemlerinden pay alıp almadığını” ölçmüş.[19]

 



[1] Aḥmed b. Ḥanbel, ez-Zuhd, s. 230.

[2] Bakara, 2/208.

[3] Bakara, 2/193.

[4] Bkz. Munafikun, 63/8.

[5] İbn Hanbel, Müsned, II, 467, 469, 481.

[6] Tirmizî, “Kıyâmet” 42.,

[7] İbn Hanbel, Müsned, 5/247.

[8] Tirmizî, “Fiten” 76.

[9] Maide, 5/32.

[10] Hucurât, 49/12

[11] Divan-ı Harb-i Örfî, s. 54

[12] Said Halim Paşa, İnhitat-ı İslam Hakkında Bir Tecrübe-i Kalemiye, s. 31.

[13] Hucurât, 49/14.

[14] Nisa 3/136.

[15] Fatır, 35/16-17.

[16] Muhammed, 47/7.

[17] Hud, 11/57.

[18] Maide, 5/54.

[19] Cuma Karan, NLP Tekniği ile Vaiz ve İmamlar İçin Cemaatle Etkili İletişim, s.107.




 

4 yorum:

  1. M.Zeki SERDAROĞLU25 Şubat 2024 11:43

    Dikkati calip hususları barındıran, bütün bir ümmet coğrafyası olarak bizleri iç muhasebeye davet eden sade ve yalın bir yazı. Allah şahit ki hepsi doğru ve hakikat. Uzun yılların ana teması olacak bu başlığı bütün platformlara taşımalıyız. Gayretimiz ve emeğimiz istiğfar, tövbe ve bağışlanma olsun. Eline sağlık Kıymetli Hocam.

    YanıtlaSil
  2. Kaleminize sağlık hocam.

    YanıtlaSil
  3. Kaleminize sağlık Cuma Hoca, ancak sizin gibi doçent bir öğretim üyesinin İbn Hanbel'i, Hanbel şeklinde kısaltılmasını yeni gördüm. Bu bilinçli bir tercih mi yoksa sehven mi olmuştur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevhen, gözden kaçmış olmalı, teşekkür ediyorum

      Sil

Yazarlar