12 Kasım 2023 Pazar

Siyerin Öncüleri: Mûsâ b. Ukbe (ö. 141/758)


SİYERİN ÖNCÜLERİ: MÛSÂ B. UKBE (ö. 141/758)

Prof. Dr. Adem Apak

    GİRİŞ

    İslâm tarihçiliğinin ilk örneklerini meğâzî ve siyer kitapları teşkil eder. Başka bir ifadeyle İslâm tarihinin hadis disiplininden bağımsızlığını kazanmaya başlamasının ilk sonuçları meğâzî ve siyer eserleridir, denilebilir. Kaynaklarda meğâzî kelimesi “arzu, istek, savaşmak, savaş yeri” manalarına gelen “meğzâ” kelimesinin cem’i olup, bundan türeyen “gazve” ise “savaş” karşılığında kullanılmaktadır. Meğâzî “gâzîlerin savaş menkıbeleri” anlamında olduğu gibi, gazveler manasındaki “meğzât” kelimesinin çoğulu şeklinde de kullanılmıştır. Teknik anlamıyla meğâzî “Hz. Peygamber’in (sav) her türlü askerî faaliyetleri” veya “bu faaliyetleri konu edinen kitaplar” demektir.[1] Siyer ise kelime anlamıyla “sîre”nin çoğulu olup “yönelmek, seyahat etmek” anlamlarına gelir. Istılahî olarak ise siyer “Hz. Peygamber’in (sav) bütün hayatını ele alan hâl tercemesi” demektir.[2] Tarifinde de ifade edildiği gibi siyerin alanı meğâzîye göre daha şümullüdür. Buna göre siyer, meğâzîyi de içine almaktadır. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in (sav) bütün hayatını konu alan rivayetleri bir araya toplayan risâle ve kitaplara siyer veya sîre adı verilmiştir.

    İlk siyer ve meğâzî çalışmaları esas olarak sahâbe nesliyle başlar. Fakat onlar bu konuda müstakil kitap yazmamışlar, sadece ulaştıkları bilgileri bir taraftan düzensiz bir şekilde kaydederken diğer taraftan da kendilerinde olanı sonraki kuşağa şifahî olarak nakletmişlerdir. Bu sebeple siyer ve meğâzîye ait ilk eserleri yazmak Müslümanların ikinci nesli olan Tâbiûna nasip olmuştur.[3] Nitekim onlar da Hz. Peygamber (sav) dönemine ait bazı yazılı vesikalar yanında ashâbdan kendilerine sözlü gelenekle intikal eden haberleri hem nakletmeye hem de kronolojik esasa göre kaydetmeye başlamışlardır. Bu tür telif faaliyeti hicretin birinci asrında süratli bir gelişme göstermiş, netice olarak bilhassa Emevîlerin sonu ile Abbâsîlerin başlangıç dönemlerinde ilk büyük siyer ve meğâzî eserleri ortaya çıkmaya başlamıştır.[4] Zikri geçen dönemin en mühim simaları ise İbn Şihâb ez-Zührî (ö.124/M.742) ile yazdığı Kitâbu’l-Meğâzî isimli eseri günümüze kadar ulaşan İbn İshâk‘tır (ö.150/.767).

    Siyer telifinin aşamalarını Başlangıç Risaleler ve Telif dönemi olarak isimlendirmek mümkündür. Başlangıç döneminin öncü temsilcileri Ka’bu’l-Ahbâr (ö.32/652), Abdullah b. Selâm (ö.43/663), Vehb b. Münebbih (ö.114/732); Risâleler döneminin temsilcileri Urve b. Zübeyr ö.(94/713), Şurahbil b. Sa’d (ö.123/740), Âsım b. Ömer (ö.120/737), Abdullah b. Ebî Bekir (ö.135/752) ve Ebân b. Osman (ö.105/732) olarak tespit etmek mümkündür. Cem döneminin tek temsilcisi ise İbn Şihâb ez-Zürî’dir. (ö.124/741).[5] Bu aşamada temel kaynaklarını temin eden siyer ve meğazî yazımı tasnif ve telif dönemine geçmiştir. Bu dönemde siyer yazımının metodolojisi geliştirilmiş, müellifler arasında farklı siyer ve meğâzî telifleri ortaya konulmaya başlamıştır. Siyer yazımında tasnif ve telif döneminin en önemli temsilcileri ise Mûsa b. Ukbe (ö.141/758), İbn İshâk (ö.151/768), Ma’mer b. Râşid (ö.153/770), Ebû Ma’şer es-Sindî (ö.170/787) ve Vâkıdî (ö.207/822) kabul edilir. Bu çalışmada biz özellikle hocası ve cem döneminin tek temsilcisi olan Zührî’nin metod ve muhteva açısında takipçiliğini ve dönemindeki temsilciliğini îfâ eden Mûsâ b. Ukbe’nin hayatı şahsiyeti ve siyer ilmine katkılarını ele alacağız.

    1. KİMLİĞİ VE İLMİ KİŞİLİĞİ

    Tarih kaynaklarında Mûsâ b. Ukbe’nin künyesi Mûsâ b. Ukbe b. Ayyâş b. Ebu’l-Ayyâş el-Kuraşî el-Esedî olarak verilip künyesi Ebû Muhammed’dir. Onun doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte kaynaklarda yaklaşık olarak hicretin 60 (679), 68 (688) yıllarında doğmuş olabileceğine dair bilgiler bulunmaktadır. Kendisinin Kureyş’in güçlü kabilelerinden Benû Esed’e nisbet edildiği bilinmekte olup vefat tarihi hakkında kabul edilen tarih ise hicretin 141. yılıdır. (M.758).[6]

Mûsâ b. Ukbe’nin kişiliği ve ilmi yönü hakkında pek çok alim olumlu veya olumsuz görüş bildirmiştir. Nitekim Ahmed b. Hanbel (ö.241/855), Yahyâ b. Maîn (ö.233/848), Nesaî (ö.303/915) onun hakkında sika tabirini kullanırlarken, Ebû Hâtim (ö.345/965) onun aynı zamanda salih bir kişi olduğuna şahitlik etmiştir. Buna mukabil az da olsa kendisinde zayıflığın bulunduğunu ifade edem alimler de bulunmaktadır. Onun kişiliği hakkında Zehebî (ö.748/1347) sair ulemanın da görüşlerini verdikten sonra değerlendirmesini şu cümleler ile tamamlamıştır: “…Allah’a şükürler olsun ki, o sikadır”.[7]

    2.   KAYNAKLARI VE RAVİLERİ

    Mûsâ b. Ukbe’nin eserini telifinde istifade ettiği şahıslar Abbâd b. Temîm el-Mâzinî, Abdullah b. Dînâr, Abdullah b. Fadl, Abdülvâhid, Alkame b. Vakkâs el-Leysî, Atâ b. Ebû Mervân, Bişr b. Saîd, Dahhâk b. Halîfe, Ebû Alkame, Ebû Habîbe, Ebî Seleme b. Abdurrahman, Ebu’z-Zübeyr, Hişâm b. Urve, İbn Ebû Habîbe, İbn Lehîa, İbn Muhayyiriz, İsâ b. Ma’kıl, İshâk b. Yahyâ, İsmail b. Ebû Hâlid, Kureyb b. Ebû Müslim, Mâlik b. Ebû Âmir, Mücemmi’ b. Yezîd b. Hârise, Muhammed b. Münkedir, Muhammed b. Müslim b. Şihâb ez-Zührî, Muhammed b. Yahyâ, Münzir b. el-Cehm, Sa’d b. İbrahim, Safvân İbnü’s-Selîm, Sâlim b. Abdullah, Sâlim b. Ebu’n-Nadr, Süheyl b. Ebû Sâlih, Urve b. ez-Zübeyr, Ümmü Hâlid bint Hâlid b. Sâid b. el-Âs. Onun ravileri ise Abdullah b. Mus’ab, Abdülazîz b. Ebû Hâzim, Abdülazîz b. Muhammed, Abdullah el-Mübârek, Abdullah b. Recâ el-Mekkî, Abdülmelik b. Cüreyc, Abdurrahman b. Ebû Bekre, Abdurrahman b. Ebu’z-Zinâd, Ebû Bedr Şüca’ b. el-Velîd, Ebû Bekr b. Abdullah b. Ebû Sebre, Ebû Damre Enes b. İyâd, Ebû İshâk İbrahim b. Muhammed el-Fezârî, Ebû Kurre Mûsâ b. Târık ez-Zübeydî, Ebû Ma’şer, Fudeyl b. Süleyman en-Numeyrî, Hafs b. Meysere, İbrahim b. Tehmân, İsmail b. Ayyâş, İsmail b. İbrahim b. Ukbe, Mâlik b. Enes, Muhammed b. Ca’fr b. Ebû Kesîr, Muğîre b. Abdurrahman el-Mahzûmî, Muhammed b. Müslim, Muhammed b. Füleyh b. Süleyman, Münzir b. Abdullah el-Hızâmî, Süfyân b. Uyeyne, Süfyân es-Sevrî, Şu’be b. el-Haccâc, Vehb b. Osman el-Mahzûmî, Vüheyb b. Hâlid, Ya’kûb b. Abdurrahman el-Kârî, Yahyâ b. Abdullah b. Sâlim, Yahyâ b. Saîd el-Ensârî, Züheyr b. Muâviye’dir. [8]


    3.   ESERİ VE ESER MUHTEVASI

   Mûsâ b. Ukbe’nin eserinin adın Kitâbü’l-Meğâzî’dir. Birçok alim onun kitabının en sahih meğâzî kitaplarından olduğunu iddia etmişlerdir. Nitekim Mâlik b. Enes (ö.179/795) siyerin Mûsâ b. Ukbe’den alınması gerektiğini ifade etmiş, buna gerekçe olarak da Mûsâ’nın sika bir ravi olduğunu beyan etmiştir. Onun hakkında ayrıca “O salih bir adamdır, onun meğâzîsi en doğru meğâzîdir. Size onun kitabını tavsiye ederim. O sika bir adamdır ve ilerlemiş yaşına rağmen Rasülüllah (sav) ile savaşlara katılmış olanların tespiti için çalışmıştır. Aynı zamanda bazılarının yaptıkları gibi onların sayılarını çoğaltmamıştır”.[9]

    Mûsâ b. Ukbe’nin eserine aldığı ve başta İbn Kesîr (ö.744/1372), İbn Hacer (ö.852/1448), Zehebî (ö.748/1347) gibi meşhur alimlerin eserlerinde yer verdikleri siyer rivayetlerini aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür:

    Zeyd b. Amr b. Nüfeyl’in haberi,

    Ka’be’nin yeniden inşası,

    İlk vahyin gelişi,

    Habeşistan Hicreti ve Habeş Necâşî’sinin kral oluşu,

    Boykot ve Sahifenin haberi,

    Taif Yolculuğu,

    Kabilelelere arz,

    Akabe,

    Akabe sonrası Medine’ye İslam’ı öğretmek amacıyla öğretmen gönderilmesi,

    Mus’ab b. Umeyr’in Medine’deki faaliyetleri,

    İsrâ, Medine’ye hicret,

    Hz. Peygamber (sav) ve Hz. Ebu Bekir’in hicreti,

    Abdullah b. Übey’in Hz. Peygamber’e (sav) karşı tavrı,

    Mescid’in inşası,

    Müslümanların iskanı,

    Hz. Hamza Seriyyesi,

    Abdullah b. Cahş’ın Nahle Seriyyesi,

    Kıble’nin değişmesi,

    Bedir Savaşı,

    Âtike’nin rüyası,

    Kuyuya atılan müşrik cesetleri,

    Ka’b. b. Eşref’in öldürülmesi,

    Zeyd b. Hârise’nin Karade seriyyesi,

    Uhud Savaşı,

    Bi’ru Maune hadisesi,

    Reci Vak’ası, Hübeyb’in öldürülmesi,

    Benî Nadir hurmalıklarının kesilmesi,

    Hz. Peygamber’in Ümmü Seleme ile evliliği,

    Bedrü’s-Suğrâ,

    Benû Mustalik Gazvesi,

    Hz. Peygamber’in Cüveyriye ile evliliği,

    İfk hadisesi,

    Hendek Savaşı,

    Benû Kureyza kuşatması,

    Sellam b. Ebu’l-Hukayk’ın öldürülmesi,

    Ebû Basîr hadisesi,

    Hayber’in Fethi,

    Hz. Peygamber’in (sav)zehirlenmesi,

    Kaza umresi,

    Mûte Gazvesi,

    Ka’b. b. Umeyr seriyyesi,

    Mekke’nin Fethi,

    Hz. Peygamber’in (sav) Mekke’ye girmesi,

    Kabe’deki resimlerin silinmesi,

    İkrime’nin geri çağrılması,

    Bir kısım Mekkelinin Müslüman olması,

    Hevâzin seferi,

    Huneyn ganimetlerinin dağıtılması,

    Urve b. Mes’ûd’un Hz. Peygamber’e (sav) gelmesi,

    Sakîf heyetinin Müslüman olması,

    Halid b. Velid’in Dûmetü’l-Cendel seferi,

    Veda haccı,

    Üsâme Seriyyesi,

    Hz. Peygamber’in (sav) vefatı,

  Zikredilen muhtevaya bakıldığında Mûsâ b. Ukbe’nin naklettiği bilgilerin Hz. Peygamber’in (sav) sadece savaş haberleriyle sınırlı olmadığı, daha ziyade siyer konularını içine aldığı görülür. Bu sebeple Mûsâ b. Ukbe’nin eserini aynı isimle tanınan Vâkıdî’nin eserinden ayırmak gerekir. Zira Vâkıdî’de sadece Hz. Peygamber’in (sav) askeri faaliyetleri (gazve, seriyye vs.) söz konusu iken Mûsâ b. Ukbe’nin kitabında onun savaşları dışındaki faaliyetleri de ele alınmıştır. Bu haliyle çalışmayı yine meğâzî ismiyle meşhur olan İbn İshâk’ın Kitâbü’l-Meğâzî’siyle kıyaslamak doğru olacaktır. Kaldı ki başlangıç dönemlerinde meğâzî ve siyer isimlerinin birbirleri yerine kullanıldığı da vakidir. Bu sebeple pekâla sadece meğâzîyi konu edinen çalışmalara siyer denildiği gibi, meğâzî sınırlarını aşıp esas itibariyle siyer olarak anılması gereken kitaplar da meğâzî olarak isimlendirilmiştir.[10] Nitekim Muhammed Hamidullah, İbn İshâk’ın Kitabü’l-Meğâzî olarak meşhur olan ilk siyer/meğâzi kitabını muhtevasının siyere yakın olması sebebiyle Sîretü İbn İshâk olarak tahkik etmiş olması da bu hususu açıkça ortaya koymaktadır.[11]

    Mûsâ b. Ukbe’nin eserini büyük oranda Zührî’ye dayandırdığı, pek çok rivayet ondan aldığı anlaşılmaktadır. Onun en önemli ravisi ise Muhammed b. Füleyh kabul edilir. Daha sonraki dönemlerde pek çok müellif gerek İbn Füleyh aracılığıyla veya başka raviler vasıtasıyla Mûsâ b. Ukbe’nin rivayetlerinden istifade etmişlerdir ki onların başında İbn Sa’d (ö.230/845), İbn Abdülberr (ö.463/1071), İbn Kesîr (ö.774/1372), Zehebî (ö.748/1347), Kâdı İyâd (ö.544/1149) ve İbn Hacer (ö. 852/1449) gelir.

  Mûsâ b. Ukbe’nin nakilleri arasında kendisinden sonraki kaynaklar arasında zikredilmeyen veya en azından meşhur olmayan (nevâdir) türünden bilgiler bulunmaktadır ki bunların en meşhuru ilk vahyin gelmesiyle ilgili rivayettir: Zührî-Said b. Müseyyeb kanalıyla gelen rivayet şu şekildedir: “Allah Rasûlü (Cebrail) beni üstünde yakut ve mercanların olduğu bir sergiye oturttu. Ardından “Oku” dedi. Allah Rasulü ‘nasıl okuyayım” deyince, “Oku yaratan Rabbi’nin adıyla oku. İnsana bilmediğini öğretti…”. İnsanlar ‘Yâ eyyühel’l-müddessir’in ona inen ilk ayet olduğunu iddia ederler. Allah en iyisini bilir... Allah Rasulü, Rabbi’nin risaletini kabul etti. Evine doğru dönerken hangi ağaç ve taşa uğrasa, ona selam verdiler. Ailesine mutlu ve kani olmuş şekilde döndü. Sonra Hatice yerinden kalkarak Utbe b. Rebia b. Abdüşşems’in Ninova ehlinden kendisine Addâs danilen kölesinin yanına gitti ve ona ‘Ey Addâs, Allah adına bana cevap ver. Yanında Cibrîl’den bir haber var mı?’ dedi. O da “Kuddüs, kuddüs, halkı putperest bu topraklarda…”. Bunun üzerine Hatice onun yanından Varaka b. Nevfel’in yanına gitti. Ona Nebi’nin başına gelenleri anlattı. Varaka ona “Ey kardeşimizin kızı, bilmiyorum, belki eşin ehl-i kitabın beklediği nebidir. Ki onu yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buluyorlar. Allah’a yemin ederim ki..”[12] Mûsâ’nın Necâşî ile ilgili rivayeti de farkıdır. O Necâşî’nin huzurunda konuşanın Cafer olmadığını, Müslümanların doğrudan kral ile konuştuklarını iddia eder.[13]

    Mûsâ b. Ukbe meğâzîsinde Hz. Peygamber’in (sav) Münzîr b. Sâve’ye gönderdiği mektubu vesika olarak kullanılmıştır. Rivayete göre Alâ b. Hadramî’nin elçi olarak gittiği Bahreyn meliki Münzir b. Sâve el-Abdî de diğer Umân kralları gibi Müslümanlığını ilan etmiş, üstelik Hz. Peygamber’e (sav) yazdığı mektupta komşuları olan Hecerlilere de daveti duyurduğunu, onlardan bir kısmının Müslüman olduğunu, bir kısmının ise tebliği reddettiğini bildirmiş, ayrıca ülkesinde bulunan Mecûsî ve Yahûdîlere nasıl muamele yapması gerektiğini sormuştur. Bunun üzerine Allah Rasûlü (sav), gönderdiği emirnamede kendisini görevinde bıraktığını, ülkesinde yaşayıp da eski dinlerinde kalmak isteyenlerden cizye alması gerektiğini bildirmiştir.

    “Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın adıyla!

    Allah’ın Elçisi Muhammed’den Münzir b. Sâve’ye:

  Selam senin üzerine olsun! O halde ben, kendisinden başka tapınılacak bir tanrı bulunmayan Allah’ın hamd ve senasını iletir ve beyan ve ikrar ederim ki, Allah’tan başka tanrı yoktur. Muhammed onun Kulu ve Elçisidir. Ayrıca sana sonsuz güç ve kudret sahibi olan yüce Allah’ı hatırlatırım. Zira iyi ve güzel bir öğüdü tutan kişi kendi menfaatine çalışmış olur. Benim gönderdiğim elçilere itaat eden ve onların emirlerine uygun hareket eden kimse de bana itaat etmiş olur. Ayrıca kim onlara saygı ve ilgi gösterirse, bizzat bana saygı ve ilgi göstermiş olur. Gerçekten gönderdiğim elçiler senden bana övgüyle söz ettiler. Ben de halkının nazarında sana şefaatçi olmayı kabul ettim. O halde sen de İslâmiyet’e girdikleri sırada Müslümanların sahip olduğu malları onların elinde bırak. Ben suçluları bağışlayan bir kimseyim. Öyleyse sen de (onların af isteklerini) kabul et. Sen iyi ve güzel davrandığın sürece biz de seni üstlendiğin görevlerinden alıkoymayız. Aksine, kim Yahûdîliğinde ya da Mecûsîliğinde ısrar ederse bu durumda cizye ödemeye tabi tutulur”.[14]

    Mûsâ b. Ukbe sınırlı olarak eserinde şiire yer vermiş, az sayıda beyitle hadiseleri açıklamaya çalışmıştır. Hassân b. Sâbit’in Hz. Peygamber’in (sav) Benî Nadîr hurmalıklarını yakması ile ilgili olarak okuduğu beyti[15] buna örnek verilebilir.

    Mûsâ b. Ukbe’nin Meğâzî’sinin diğer bir orijinal yanı ise pek çok hadisede adı geçenlerin isim listelerinin verilmiş olmasıdır. Her ne kadar bu listeler tenkit edilmiş, bazı isimlerin bu listelerde bulunması veya bulunmaması gerektiğine dair kanaatler ortaya konulmuş olsa da bu listeler daha sonraki tabakât kitapları için vazgeçilmez kaynak olma özelliğini kaybetmemiştir. Nitekim onun listelerinden istifa eden İbn Sa’d, eserinde Mûsâ b. Ukbe’nin verdiği listeleri İbn İshâk, Ebû Ma’şer ve Vâkıdî’nin listeleriyle sürekli olarak karşılaştırmış, hatalı yönleri düzeltmek suretiyle eserinde daha sağlıklı listeler ortaya koymaya çalışmıştır.

    Mûsa b. Ukbe’nin zikrettiği listeler ise şu şekilde sıralanabilir:

    İlk Müslümanların isimleri,

    Habeş hicretine katılanların isimleri,

    Akabe Biatleri’ne katılanlar,

    Abdullah b. Cahş Seriyye’sine katılanlar,

    Bedir Savaşı’na katılanlar,

    Bi’ru Maûne’de şehit olanlar,

    Mekke Fethi’nde Müslüman olan ve beyat eden kadınlar,

    Huneyn’de şehit olanlar,

    Taif’te şehit olanlar,

    Mûte’de şehit olanlar,

    Yemâme’ye katılanlar,

    Ecnâdîn’de şehit olanlar,

    Yevmu Cisr’e katılanlar,

    Meğâzi ve Seriyye’lerin isimleri.


    SONUÇ

   Mûsâ b. Ukbe siyer ve meğâzî telifi açısından tasnif ve telif döneminin en önemli müelliflerinden birisi olarak kabul edilir. Rivayetlerinde büyük oranda İbn Şihâb ez-Zührî’nin metodunu takip etmiş, zaman zaman neredeyse onun birebir aynısı rivayetleri aktarmıştır. Siyasi olarak yönetime uzak kalması, üstelik muhalif kanadı temsil eden Zübeyrî hanenadına nispet edilmesi sebebiyle onun rivayetlerinin sonraki siyer ve meğâzî müellifleri tarafından yeterli ilgi ve alakayı görmediği, hatta yönetimle çok yakın ilişkileri bulunan İbn İshâk gibi siyer ve meğâzî müelliflerinin kendisini özellikle dikkate almadıkları ifade edilebilir. Bunda aynı dönemlerde yaşayan müelliflerin gerek siyasî tercih gerekse metod açısından birbirlerine karşı duyarsız kalmalarının da mutlaka etkisi vardır. Bütün bu değerlendirmelerle birlikte Mûsâ b. Ukbe’nin siyer ve meğâzî alanındaki etkisi ve katkısı tartışılmaz niteliktedir. Bilhassa hadiselere dahil olan şahısların isimlerinin yer aldığı listeleri vermiş olması, onun rivayetlerinin ehemmiyetini daha da artırmaktadır. Bu listelerde gerek müellifin hatası gerek müstensihlerin hatalı kayıtları sebebiyle bir kısım isim ve künye yanlışlarının bulunması mümkündür. Nitekim müellif bu konuda siyer alimlerince tenkit de edilmiştir. Ancak bu kusurlar Mûsâ b. Ukbe’nin eserinin ve rivayetlerinin değerini hiçbir şekilde azaltmaz. Nitekim daha sonra siyer telif edenler mutlaka onun listelerini başka rivayetlerle karşılaştırmak suretiyle daha güvenilir hale getirmişler, varsa eksikliklerini gidermişler ve yanlışlıklarını düzeltmişlerdir. Şüphesiz aynı durum günümüz siyer araştırmacıları için de geçerlidir.

 

        KAYNAKÇA

·     Belâzürî Ahmed b. Yahyâ b. Câbir, Futûhu’l-buldân, thk. Abdullah Üneys et-Tıbâ-Ömer Üneys et-Tıbâ, Beyrut:1987.

·     Fayda, Mustafa, “Siyer Sahasındaki İlk Telif Çalışmaları”, Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu, İzmir: 1985.

·     Horovitz, Josef, İslami Tarihçiliğin Doğuşu, trc. Ramazan Özmen-Ramazan Altınay, Ankara: 2019.

·     İbn Manzûr Ebu’l-Fadl Cemalüddin Muhammed b. Mükrim, Lisânü’l-Arab, Beyrut: Dâru’s-Sâdır, ?

·     İbn İshâk Ebû Bekir b. Muhammed, Sîretü İbn İshâk, thk. Muhammed Hamidullah), Konya: 1981.

·     İbn Kesîr Ebu’l-Fidâ İsmail, el-Bidâye ve’n-nihâye, Beyrut:1401.

·     İbn Sa’d Ebû Abdullah Muhammed, et-Tabakâtü’l-kübrâ, thk.İhsân Abbâs, Beyrut: Dâru Sâdır

·     Öz, Şaban, İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri, İstanbul: 2008.

·     Şeşen, Ramazan, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, İstanbul: 1998.

·     Zebîdî Seyyid Muhammed Murtaza, Tâcü’l-arûs, Beyrut: Dâru’s-Sâdır, ?

·     Zehebî Şemsüddin Muhammed b. Ahmen b. Osman, Siyeru A’lâm, thk. Şuayb Arnavud, Beyrut:1985.

 



[1] İbn Manzûr Ebu’l-Fadl Cemalüddin Muhammed b. Mükrim, Lisânü’l-Arab, Beyrut: Dâru’s-Sâdır, ?), 15: 124-125; Zebîdî Seyyid Muhammed Murtaza, Tâcü’l-arûs, Beyrut: Dâru’s-Sâdır, ?), 10:265.

[2] İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, 4: 389; Zebîdî, Tâcü’l-Arûs, 3:287-288.

[8] Öz, İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri, 201-203.

[9] Zehebî, Siyeru A’lâm, 6:115.

[10] Öz, İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri, 207-210.

[13] İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye, 3: 80.[14] İbn Sa’d Ebû Abdullah Muhammed, et-Tabakâtü’l-kübrâ, thk.İhsân Abbâs, (Beyrut: Dâru Sâdır), 1: 263; Belâzürî Ahmed b. Yahyâ b. Câbir, Futûhu’l-buldân, thk. Abdullah Üneys et-Tıbâ-Ömer Üneys et-Tıbâ, (Beyrut:1987), 107-109.[15] “Buveyrâ’da yükselip yayılan yangın, Lüey oğullarının ileri gelenleri için önemsiz bir şey gibi geldi”. Belâzürî, Futûhu’l-buldân 29.


 

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar