Paris’teki öğrencilik yıllarımdaydı. Bazen doktora dersleri için Collège de France’taki derslerime, bazen de kütüphaneye gidiyordum. Kütüphaneye gittiğim bir gün, İranlı bir âlimle tanıştım. Adı Mohammad Mukrî idi. O da, o zamanki “şahlık diktatoryası”na dayanamamış, Fransa’ya iltica etmiş İran’ın Kirmanşah bölgesinden bir Kürt âlimdi. Bir gün, kahve molası sırasında bana, “İhsan Bey, sen Türkiye’den burslu musun, yoksa baban mı seni okutuyor? diye sordu. Ben de, “babam beni Fransa’da okutacak kadar zengin değil, Türkiye’de burs sınavını kazandım; öyle okuyorum” dedim. “Peki, istediğin kitapları satın alabiliyor musun?” diye sordu. Ben de, “hayır” dedim. Bana, “biraz para kazanmak ister misin?” diye sordu. Ben de “evet” dedim. “Bak! dedi. Benim ilkokula giden bir oğlum var. Biliyorsun Perşembe günleri okul tatildir. Sen Perşembe günleri sabah öğlene kadar bizim eve gel ve bu çocuğa İslâm’a dair ne biliyorsan anlat; Hristiyan olmasın! Ben de onun karşılığında, kitap alabilecek kadar para veririm” dedi. Ben de kabul ettim ve Perşembe sabahları Mukrî Bey’in evine gitmeye başladım.
29 Temmuz 2018 Pazar
27 Temmuz 2018 Cuma
Müslüman Yorgunluğu Ya da Müslümanın Müslümanla İmtihanı
Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca
Bugün dün olduğu gibi bütün ulusal ve uluslararası hesaplaşmalar,
yönlendirme ve provakasyonlar bir tarafa bırakılırsa Suriye’de, Irak’ta,
Yemen’de, Pakistan’da, Türkiye’de, İran’da, Suudi Arabistan’da ve diğer tüm
Müslüman ülkelerde istisnai zamanlar ve dönemler hariç tutulursa Müslümanlar,
yine kendileri gibi Müslümanlarla genel manada bir arada huzur ve kardeşlik
içinde yaşayamamakta, çatışmakta ve bazen birbirlerini karşı çok acımasızca
davranmaktadırlar. Nitekim bugüne değin İslam Tarihine ve Müslümanların yaşamış
oldukları coğrafyalara bakıldığında, Müslümanların hem birey hem de toplum
olarak en büyük direkt veya dolaylı, çetin mi çetin imtihanlarını yine kendileri
gibi Müslüman olanlar bağlamında verdikleri görülebilir. Hatta maalesef Müslümanların birey veya
topluluk olarak Müslüman kardeşlerine diğer herkesten daha kötü davranabilmesi
neredeyse Müslümanların karakteristik özelliği haline gelmiş durumda. Örneğin
Ortaçağda herhangi bir Müslüman memleketinde herhangi bir Müslümanın bir gayr-ı
Müslime yaklaşımı, tutum ve davranışı kendi kardeşi olan bir Müslümana
yaklaşımından, tutum ve davranışlarından daha çok insancıl ve olumluydu. Hem bu
olumlu ve hoşgörülü tutum aynı dönemde Müslüman olmayan bir ülkede Müslüman
olmayanın birisinin herhangi bir Müslümana yönelik tutum ve davranışları ile
kıyas bile edilemezdi. Bugün de bu durum geçerlidir. Son dönemlerde şahit
olunduğu üzere Suriye ve Irak’ta savaşan, Müslüman veya Müslüman olmayan
ülkelerin de kendi çıkarları için kullandıkları Şii veya Sünni mezheplerine
bağlı olduklarını dillendiren bazı radikal örgütler, kendi dinlerinden olan bir
Müslüman’ı esir aldıklarında onun ölümden kurtulma şansı neredeyse yoktu, ancak
başka bir dine mensup olanların çoğu onların esaretinden kurtulabildikleri gibi
o örgüt elemanlarının misafirperverliklerine ve onlara yönelik sevgi ve sitayiş
gösterilerine de şahit olabiliyorlardı.
22 Temmuz 2018 Pazar
Evin Son Halini Arzımdır
Sesler kulağımda uğultuya dönüşmüştü. Okunan kelimeleri duyuyordum ama anlamlar zihnimden kayıp gidiyordu. Bir tını gibi gelmeye başlamıştı kelimelerin peş peşe yeknesak kulağıma çarpışları… Birden irkildim. Bu öncekilerden farklı tonda bir sesti. “Ahanda haber geldi!” dedi… Ne haberi gelmişti, nerden gelmişti, kimden gelmişti? Bütün sorular bir anda zihnime üşüştü. Tane tane anlatmaya başladı. İki sayfadır bitmeyen cümlenin sonu şimdi bağlanmıştı. İki sayfalık uzun cümlenin haberini bulmuştu da ne çok sevinmişti. Hay Allah iyiliğini versin be hocam! Aklıma neler geldi…
17 Temmuz 2018 Salı
Cumhur İttifakı Neden Önemli
Türkiye cumhuriyeti tarihsel süreç itibariyle geçmişin mirasını geleceğe taşıyan aslında bünyesinde İslam’ın büyük devlet fikrini zımnen bünyesinde barındıran bir devlet teşekkülüne sahiptir.
Bu nedenle Batılıların doğu ve İslam deyince muhatap aldıkları ve idaresinde bulunan devlet erkanına itinayla yaklaştıkları bir devlettir. Türkiye demek aslında sadece sınırları belli ve anayasasıyla kaim bir devletten öte, misyonuyla doğuyu temsil eden ve hele hele Müslümanların Batıdaki yüzü demektir. Bu yönüyle Batıdaki İslam ve Müslüman algısı, doğunun batıyla kurduğu her türlü ilişkinin merkezindeki devlettir.
İslam Medeniyetinin Yeniden İhyası İçin Adalet
خدا ی بزرگترین از همه بزرگان می فرمودند که ما باید برای همه کس و برای همه چیز عادلانه می باشیم. چون عدالت نه به تنهی اساس ملکه بل که عدالت هم اساس دین و اجتماع و تمدن انسانی است
“Muhakkak ki Yüce Allah, herkese ve her şeye her hâlükârda adaletli olmamızı emreder. Zira adalet sadece mülkün değil dinin, toplumsal hayatın ve medeniyetin de temelidir.”
11 Temmuz 2018 Çarşamba
Kitap Tanıtımı: Erken Dönem İslâm Tarihinde Asabiyet
Erken Dönem İslâm Tarihinde Asabiyet, Prof. Dr. Âdem Apak[1], Ensar
Yayınevi, İstanbul 2016, ISBN: 978-605-9223-49-2, 335 sayfa
Asabiyetin oluşum sürecini ve nedenlerini temelden ele alan bu eser,
İslâm Tarihinin ilk asrını cahiliye döneminden başlatarak asabiyetin o döneme
etkilerini okuyucuya yeniden görme imkânı sağlıyor. Şüphesiz kapsamlı tarih
okumaları yapmak farklı pencerelerden değerlendirmelerle mümkündür. Söz konusu
dönem İslâm tarihinin ilk asırları ise bu dönemi asabiyetten bağımsız ele almak
elbette ki mümkün değildir. Kabîle hayatının en etkin tezahürlerinden biri olan
asabiyet, ilk dönem İslâm tarihinde gerçekleşen bütün olay ve olgularda kendini
belli ettirmiştir.
9 Temmuz 2018 Pazartesi
Eveeet Doktor
Çok büyük ideallerle başladı tıp fakültesine… Ne çok çalışmıştı. Gecesi gündüzü birbirine karışmıştı. Anacığı üstüne titrer, babacığı uzaktan seyredip için için gururlanırdı. Bir türlü belli edemezdi zavallı. Kucaklamak isterdi, “Yavrum seninle gurur duyuyorum” demek isterdi ama etrafın kendisini kınamasından korkardı. Erkek dediğin içten severdi. Öyle şapur şupur sevgi erkeğe yakışmazdı. O da babasını severde ama babanın bütün huyu suyu ona geçmişti. Babası gibi olup çıkmıştı vesselam. Kızdığı zaman anacığı, “Babası kılıklı nolocak?” derdi. Haklıydı da hani kadıncağız…
7 Temmuz 2018 Cumartesi
İbadîlerde İmar Fıkhı
A. İbadî
Mezhebi
İslâm dünyasının en güncel ve canlı problemlerinden biri olan
mezhep çatışmalarının temelleri, Hz. Peygamber’in vefatını takip eden yıllarda
atılmıştır. Hz. Peygamber hayatta iken müslümanlar bir çatı altında toplanmış,
ihtilaflar ve çekişmeler iman potasında eritilerek büyük ölçüde uzlaşma
sağlanmıştır. Ancak onun vefatının henüz 35. Yılında içinden çıkılmaz bir hal
alan muhtelif isyan hareketleri Hz. Osman’ın katliyle neticelenmiştir.
Sorunları çözme gayreti kisvesiyle atılan bu adım bilakis ihtilafları
derinleştirmiştir. Hilafete gelen Hz. Ali ise muhalif grupların gölgesinde bir
yönetim icra edebilmiştir.
6 Temmuz 2018 Cuma
Ebû Zer el-Gıfârî’nin İslâm’dan Önce Namaz Kılması ve Müslüman Olması
Ebû Zer el-Gıfârî’nin İslâm’dan Önce Namaz Kılması ve
Müslüman Olması
Cahiliye Araplarında namazın varlığına ilişkin
delillerden biri, Ebû Zer el-Gıfârî’nin anlattıklarıdır. Onun,
-Resûlullah (sas) ile karşılaşmadan önce üç yıl
namaz kıldım, dediği rivayet edilmiştir. Kendisine,
“Namazı kimin için yaptın, diye sorulunca,
-Allah için, cevabını vermiş;
-Pekiyi nereye yönelerek namaz kıldın, denilince,
-Rabbim beni nereye yöneltmiş idiyse oraya! Akşam
vakti namaza başlıyor, gecenin sonuna kadar devam ediyordum. O zaman kendimi
bir örtü gibi atıyor, güneş tepeme yükselinceye kadar öyle kalıyordum. Bir gün
kardeşim Üneys bana,
-Mekke'de görülecek bir işim var. Benim işlerime
göz-kulak ol, diyerek Mekke'ye gitti. Oraya varınca bana dönmekte gecikti.
Nihayet gelince,
-Ne yaptın, dedim.
4 Temmuz 2018 Çarşamba
Tek “Şâh”lı Satranç

Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA
Klasik ve oldukça masum gibi görünen “Satrançoyunu”, aslında zannedildiği kadar da masum değil. Neden “Vezir” her tarafa oynayabiliyor da, zavallı “at” sadece eğri bir tekme atabiliyor. Ya “fil”? Koca gövdesine rağmen, kendisine ayrılmış olan çizgisinin dışına çıkamıyor. “Kale”ler, asla kendisine çizilmiş olan kuralın dışında hareket edemiyor, yoluna ancak düz adımlarla(uygun adımlarla dememek için), yâni sağına soluna bakmadan/bakamadan devam edebiliyor... “Piyon”a gelince, herkes onun üzerine basıp geçiyor; o ise, bir adımdan fazla atamıyor; hizmetten hizmete koşuyor. Ve nihâyet, “Şâh” hazretleri geliyor ki, bütün oyun onun için oynanır.







