10 Eylül 2018 Pazartesi

Erdemli Yalnızlığa Övgü

Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca 
“Vücut bulmuş her ruh yalnızlığa mahkûmdur.” )Aldous Huxle)

يک زمان تنها بماني تو ز خلق
در غم و انديشه ماني تا به حلق
اين تو کي باشي که تو آن اوحدي
که خوش و زيبا و سرمست خودي
مرغ خويشي صيد خويشي دام خويش
صدر خويشي فرش خويشي بام خويش
جوهر آن باشد که قايم با خودست
آن عرض باشد که فرع او شدست
گر تو آدم زاده اي چون او نشين
جمله ذريات را در خود ببين


Bir ara halktan uzaklaşıp yalnız kalsan, boğazına kadar gam ve endişe ile dolarsın.
Halbuki sen o yapayalnız kişi iken kim olacaktın  ki? 
Bil ki sen kendinin hoşlanılanı, kendinin güzeli, kendinin hayranı! 
Kendinin kuşu, kendinin avı, kendinin tuzağısın.
Kendinin başköşesi, kendinin yatağı, kendinin damısın!
Cevher ona derler ki varlığı, kendinden olsun.
Cevherle var olan onun feri ise ancak arazdır. 
Sen Âdemoğluysan eğer, bütün zürriyetleri kendinde gör!

Malum olduğu üzere bir toplumdaki değerler, o toplumu meydana getiren insanların barış içinde biraradalığının gerçekleşmesi ve devamlılığını sağlayan en önemli soyut unsurlardandır. Erdem denilince az çok her insanın aklına hemen hemen aynı şeyler gelir. Ancak erdem sayılan fiil ve düşüncelere sahip olmada ve sahip çıkmada herkes aynı derecede ve aynı şekilde bir tutum ve davranış içinde değildir. Zannımca erdem, özellikle bugünlerde en çok gündem yapılması, üzerinde yeniden düşünülmesi ve hatırlanması gereken olgulardan biridir. Zira maalesef erdemsizlik dibin dibine vurmuştur.
Düşünce ve eylemde/eylemsizlikte, erdemlilik herhangi bir insanı diğer insanlardan üstün kılan ve onu biyolojik ve fiziki varlığının ağırlığından ruhi ve metafizik varlığının hafifliğine yaklaştıran tüm düşünce ve eylem/eylemsizliklerdir. Bu zaten doğuştan insanda bilkuvve mevcuttur. Zira doğal hukuk,  insana buna karşılık olsa gerek doğuştan bazı haklar ve bu paralelinde bazı özgürlükler tanımıştır. 
Erdemi –düşünce ve pratik olarak - hasta birisine yardımcı olmak düşüncesi ve bunun pratiği, aç birini doyurmak düşüncesi ve bunun pratiği veya hak etmediği bir malı almama eylemsizliği, hak etmediği bir göreve rağbet etmeme ve o görevi istememe eylemsizliği gibi örneklerle muşahhaslaştırabiliriz.  Erdem, doğuştan cömert olmak ve cimri iken çaba sarfederek cömertleşmek gibi var olan ve sonradan kazanılan diye ikiye ayrılabilir. Yine erdem bir başka açıdan bir yetimin başını o sevinsin diye okşamak veya elin tesadüfen onun başında gezdirilmiş olması gibi bilinçli ve kendiliğinden/rastlantısal diye ikiye ayrılabilir. Erdem nasih/samimi ve gayr-ı nasih/samimiyet içermeyen diye ikiye ayrılabilir. Biri eylemin niyetinin de erdemlilik içermesi iken diğeri erdemin niyetinin erdemlice olmamasıdır. Bu iki kısma,  insanlara iyilikte bulunurken bunu erdem olduğu için yapmak veya iyiliği başkaları görsün ve takdir etsin diye yapmak şeklinde örnek verilebilir.  
Bütün çeşitleriyle erdemin kaynağı insandır. Bazısı genetikle edinilmiş,  diğer bazısı da vicdanda zamanla veya aniden oluşur. Cesurken korkak olmak, halis niyetli iken riyakâr olmak gibi genetikle edinilmiş olanı da alıştırma neticesinde kazanılanı da kaybedilebilir. 
Erdem eğitimi ve öğretimi edimsel ve klasik koşullanma yöntemleri ile öğretilemez. Zira erdem için halis niyet, eylemin/eylemsizliğin erdemliliği ve bilinçlilik gibi şartların olması lazım. Bu şartlardan birinin eksikliği erdeme halel getirebilir. Bu iki koşullanma türü ise daha çok acı-haz ödül-cezası dikotomileri üzerine bina edilmiş öğrenme çeşitleridir. Yani acı çekmemek veya hazza erişmek amaçlarına ulaşmak gayeleri kullanılarak gerçekleştirilen öğrenme teknikleridir. Erdem ise bu ikisinden berî olmalıdır. Erdem erdem olduğu ve insanı doğallığına yani yaradılış çerçevesine yaklaştırdığı için erdemdir ve bu sebepten sahiplenilmeli ve yapılmalıdır.
Günümüz Müslümanlarının birçoğu aslında tüm alanlardaki erdemsizlik kaynaklı bunalımın gerçek sebebini ya görememekte ya görmek istememekte ya da üstünü örtmektedir. Tüm maddi ve manevi servetlerini hoyratça tüketen, hiçbir engel tanımadan dünyadaki her türlü nimetten bencilce istifa eden ve etmeye çalışan, hatta bunun için güya inandığı tüm kutsal ilkeleri yontan/yontabilen ve bu uğurda Müslüman kardeşlerine bile zulmedebilen çoğunluk Müslümanlar, ne Batıda gerçekleştiği gibi realist davranarak kutsalın yakasını bırakmakta ne de kutsalı kutsalın emrettiği şekilde erdemlice sahiplenmekte ne kutsala sahip olmak istemekte ve ne de kutsalın erdem dünyasına girmektedir. Bu durumda aynı şartların oluştuğu zemin ve vasatlarda olduğu gibi ortaya azınlık bir Müslüman topluluk veya bireyler çıkmaktadır. Bunlar çoğunluğa göre kutsalın erdemine ve erdemin kutsallığına inanırlar ve her iki kutsal ve erdemin hakkını vermeye çalışırlar. Ama bunların payına eğer bir türlü ukbaya göç ettirilemezlerse yalnızlık, kutsal ve erdemli bir yalnızlık düşer. 
Erdemli yalnızlık; doğru ve hak olanın ölesiye izinde gitmektir; ölmek ama yalnız ölmek için yaşamaktır. Çünkü ölüm tüm insani anlamların anlam kaynağıdır. Yalnızlık hiç kimse ve hiçbir şeyin boyunduruğu altına girmemektir. Zülme eyvallah dememek olan yalnızlık bunun yerine deliliği, ölümü, işkenceyi, sürgünü ve katmerlendirilmiş yalnızlıkları bilgece tercih etmektir. Yalnızlık bir zulmün başka bir zulümle izalesi oyununa ve aldatmacısına kanmama temeli üzerinde oturur. Yalnızlık baba-ata, aile, soy-sop, belde, cemaat, cemiyet, devlet, örgüt ve herhangi bir bağdan güç almamak olduğu gibi kendin olmak, kendinle güçlenmek ve kendini erdemlice keşfetmektir. Mevlana’nın da belirttiği gibi cevher gibi olmaktır yalnızlık.
Yalnızın cenneti erdemli yanlızlıkta, cehennemi ise erdemsiz kalabalıklaşmaktadır. Yalnızın gösteriş, ikiyüzlülük, takiyye ve dengeleri gözetmek gibi bir kaygısı olamaz. Hatta o Allah’ın Samiri’ye verdiğini cezayı kendisi için ödül bilebilir. 
Ger bi tenêtî te negiheşt makamê Îbrahîmê alîm / Ka binire bendateye cihê Nemrudê zalîm.”
“Yalnızlık ile Alim İbrahim’in makamına ulaşmadıysan eğer Zalim Nemrud’un yeri bak seni beklemekte”
Yalnız kişi kendini beğenebilir ve kendinden razı olabilir. Bu özellik diğer insanlarda zemme sebepken iken onda bir övgü vesilesidir. Zira onun bu özelliği adeta onun yalnızlığının bir parçası haline gelmiştir. Bundan dolayı bu tür özellikler onu küçültmediği gibi aksine büyütür.
Yalnızın kitabında aldatma kavramına yer yok. Çünkü o zaten aldatmamak ve aldanmamak için yalnızlığı tercih etmiştir. İşte bu yüzden onun düşmanları bile ona güvenir. Bunun yanısıra yalnız insan, insanları ne dünya ne de öte dünya adına peşinden sürüklemez, kendisine hayran bırakmaya çalışmaz, kendisine mürid kılmaz ve hiçbir canlıyı hayal kırıklığına uğratmaz..Çünkü bu onun yanında en büyük günahtır. Parmakla gösterilmek ise erdemli yalnızlığına halel getirir zaten. Yalnız kişi, yalnızlığı dışında hiçbir şeye sahip olmak istemez. Çünkü zaten bununla sahip olunabilecek her şeyin özgür sahibi olur. 
 İnsanların onun hakkında nasıl düşündükleri ve ne dediklerini duymaz bile. Yalnızlar tarihte bazen deli ve mecnun, bazen sihirbaz,  bazen antisosyal, bazen behlül, bazen anarşist, bazen derviş, bazen bilge, bazen aydın, bazen sufi, bazen yenilikçi, bazen gelenekselci, bazen âşık, bazen tutarsız, bazen de asi... diye insanların karşısına çıkmışlardır. Yine yalnızlar bazen çöldedirler, bazen şehirlerde, bazen dağlarda, bazen vadilerde, bazen saraylarda, bazen mezarlarda ve bazen darağacındadırlar. Yalnızın adı ne olursa olsun, nerde yaşarsa yaşasın ve ve nasıl görünürse görünsün dünyadaki tüm işlerini bitirmiş olarak ruhunu verebilen tek insanoğlu yalnız insanoğludur. 
Yalnızlara göre insan, evrenin merkezindeki yegâne varlık değildir. Aksine insan da evrendeki diğer varlıklardan sadece biridir ancak erdemli olabilen tek varlıktır. Onların insana ihtiyaçları bir karıncaya olan ihtiyaçları kadardır. Bu nedenle onların düşünme, duygulanım ile hayal kurma edinimleri yalnız olmayan insanlardan farklıdır. Onlar bir insana hürmet ettikleri gibi bir hayvan, bir bitki ve bir taşa da hürmet ederler. Onlarla konuşur ve dertleşirler. Bulutların ağlamalarını görür, kayaların intiharına şahit olur, devenin ve ağaç kütüğünün gözyaşlarını silerler. Bu konuda erdemli yalnızlık mektebinin bir talibi şöyle demiştir:
Taatu ibadetên ehlê şênî  Masîyetu gunehê ehlê tenhaîye.”
“Kalabalık ehlinin ibadeti, yalnızlık ehlinin günahlarıdır.”
Dünya hayatında onlara uzun ömür yoktur. Çünkü onlar ömrün uzununun onları yalnızlıktan alıkoyacaklarından korkarlar. Zaten onların en büyük korkusu da işte budur.
Yalnızlıkta zevk ve haz, cinsellik ve mideyi içine alan bedeni bir zevk ve haz değildir. Ondaki zevklerin tümü onurlu, kutsal ve samimi acıların içerdiği erdemli zevklerdir. Bu nedenle hiçbir dünyevi işve ve naz, görüntü ve riyakârca xodfuruşluk onlara tesir etmez.
Yalnız bir kişi, başka bir yalnızı görmek ve onunla karşılaşmak istemez. Zira kendisi gibi birini görür ya da kendisi gibi biriyle karşılaşırsa o artık yalnız olma özelliğini kaybedebilir. Aslında iki yalnızın aynı yerde ve aynı zamanda karşılaşmaları da pek görülmüş bir şey değildir. Karşılaşsalar bile yanyana olmak istemez ve ayrılırlar mutlaka.
Mevlana Hz. Süleyman’ı konuşturduğu menkibesinde Hz. Süleyman’ın ağzından Melike Belkıs’e erdemli yalnızlığın püf noktalarını aktarmıştır. Erdemli yalnız gerçekte yalnız değildir. Zira Ademsen eğer tüm ademleri kendinde görebilmelisin demektedir Mevlevi. Hz. Muhammed, erdemli yalnızların piri Ebuzer el-Ğifari için şöyle buyurmuştur: “O yalnız yaşar, yalnız ölür ve yalnız haşrolacaktır” ve “Yeryüzünde ondan daha doğru sözlü kimse yoktur” Yani en doğruyu en yalnızlar söyleyebilir. Doğruluk ise sevgi, iyilik ve bilgeliktir. İşte bu yüzden yalnızlara ve yalnızlık mektebinin talebelerine selam olsun!





4 yorum:

  1. Doğruyu söylemek ,doğurur şekilde söylemek dogruyu hakikati bize tanitanin guzel hitabi ile ,"dünyada ondan daha doğru kimse yoktu" . Doğrulara hakikat ehline yanlizlara selam olsun

    YanıtlayınSil
  2. Bulutların ağlamalarını görür, kayaların intiharına şahit olur, devenin ve ağaç kütüğünün gözyaşlarını silerler.
    İşte bunun için yalnızlar hep gerçek insanlardır

    YanıtlayınSil
  3. Giriş cok etkileyici sonrasında da içi dopdolu cümleler var. "Erdemli yalnız gerçekte yalnız değildir. Zira Ademsen eğer tüm ademleri kendinde görebilmelisin demektedir." gibi.. Devamını bekleriz hocam.

    YanıtlayınSil

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN