2 Mart 2017 Perşembe

Anlam Çabasından Peygamber Avukatlığına: Ümmetin Peygamberiyle İmtihanı

Doç. Dr. Şaban Öz
Allah, elçilerini insanları uyarmaları, kendi taleplerini onlara iletmeleri için yine onlardan seçip göndermektedir. İnananları peygamberlerini anlamak, anladıklarını da yaşamakla mesuldürler. Bu durum bütün dinlerde ve bütün nebevi gelenekte böyledir.
İslâm inanç sisteminde de asırlar boyunca aynı davranış modelinin sürdürüldüğü görülmektedir. İnananlar, Peygamberlerine ait doğruyu bulup tespit etmek için uğraşmışlar ulaştıkları doğruları da hayatlarına tatbik etmişlerdir. Esasen ulaştıkları seviye itibariyle de ulaştıklarının sıhhat derecesinin oldukça yüksek olduğunu söylememiz mümkündür. En nihayetinde yanlışlarla bir medeniyetin kurulamayacağını, kurulsa dahi uzun soluklu olamayacağını düşündüğümüzde Müslümanların geçmişte yaptıklarının doğruluğunu rahat bir şekilde dile getirebiliriz.
Medeniyet kurulması veya siyaseten uzun asırlar dünyaya yön verilmesi sahip olunan temel dinamiklerin doğruluğu anlamına gelir mi şeklinde başlayan ve oradan rivayet kültürüne, hatta indirilen uydurulan gibi ne idüğü belirsizliğe uzanacak bir tartışmanın tarafı olmak niyetinde değiliz. Ancak Abbâsî, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı tecrübesinin sahip olduğu dinamikleri sorgulamak için daha iyisine sahip olmak gerektiğini de eklemek durumundayız.
Ancak XIX. Yüzyıl sonlarından itibaren ise yöneten Müslümanlar bir anda yönetilen durumuna düşmüş, sadece coğrafyaları değil zihinleri, kültürleri ve hatta inançları dahi acımasızca sömürülmeye başlanmıştır. İşte ne olduysa da ondan sonra olmuştur. Artık Müslümanların “en güzel örnek” olan model bir peygamberleri değil geriye kalan bütün din mensuplarının sorgulamasına açık “sanık” sandalyesinde oturtulan bir peygamberleri oluvermiştir.
Benzetmenin uygunsuzluğunu ve acımasızlığına yöneltilecek her türlü suçlamayı kabul ediyorum ama başka türlü olanı izah edecek bir kurguya da sahip değiliz. Hakim heyeti diğer din mensuplarından teşkil edilmiş. Hıristiyan, Yahudi, Hindu, Budist ve tabi ki ateist. İddianame tarih sayfalarından “yırtılarak” hazırlanmış. Sanık sandalyesinde Abdullah oğlu Muhammed. Müdafi avukatı “beleş cennet karşılığı savunmayı üstlenmiş olan” sanığın ümmeti!
Haddimi aşıyorum mu? Evet, kabul ediyorum aşıyorum. Ama biraz daha aşacağım! Buyurun bir yargılama anına bakalım. Yahudi hâkim elindeki iddianameye bakıp bağırıyor; “Ey Muhammed, neden çok evlendin?” Avukatları atlıyor; “Efendim, aslında müvekkilimizin çok evliliğinin her birinin hikmetleri, sebepleri vardır. Kimiyle parası için evlenmiştir, kimiyle akrabalık kurmak için evlenmiştir…”
Dinlemiyor bile!
Suçlusun Muhammed!
Sırada Hristiyan hâkim var. O da okumuş gibi yaptıktan sonra kafasını kaldırıyor iddianameden; “Ey Muhammed! Neden bu kadar savaştın?” Yine ümmet yerinden fırlıyor davranın gayri diyerek; “Efendim, kendileri asla hiçbir savaşı başlatmamıştır. Bilakis o hep savunmada kalmıştır…”
Niye dinlesin ki?
Zaten aynı dili bile konuşmuyorlar!
Suçlusun Muhammed!
Geçmişteki “Kırk erkek gücü” övünmesinin bugün her evliliğe sebep bulmaya, geçmişin “ilâ-yı Kelimetullah”ından pısırıklığa dönüşen güya bir savunma stratejisi. Daha kendileri bile dediklerine inanmazken!
Diğer hâkimleri konuşturmayalım isterseniz.
Batıya karşı amansız mücadele veren (!) ümmetin şahsıma hoşgörü gösterme konusunda ikircikli davranmayacağından emin olduğumdan daha önce başka bir yerde yazdıklarımı burada tekrarlamanın uygun olacağı kanısındayım. En azından savunu yapacaklara bir yol haritası olsun kabilinden:
1.      Hz. Peygamber bundan 1400 yıl önce yaşamıştır. Bugünden bakıp on dört asır öncesini yargılamaya değil, anlamaya ihtiyacımız vardır.
2.      Hz. Peygamber, Arap toplumunda yaşamıştır. Yeryüzündeki her ırkın farklı gelenek, görenek, örf ve kültürü olduğu gibi, Arapların da kendilerine has millî değerleri vardır. Araplardan Almanlar gibi, İngilizler gibi davranmalarını beklemek bilimsellik bir yana aklın sınırlarının zorlanacağı bir beklentidir.
3.      Hz. Peygamber, Allah’ın elçisidir. Onun yaptıkları, kararları nübüvvet kimliğinden soyutlanarak değerlendirilemez. 
4.      Hz. Peygamber nübüvvet zincirinin son halkasıdır. Yapılan saldırılara diğer peygamberlerden örnekler getirerek “bakın sizin kitabınızda da bu var”, “sizin peygamberiniz de bunu yapmış” demek, suçlamayı peşinen kabul etmek, dahası diğer peygamberleri de töhmet altında bırakmak demektir.
5.      Hz. Peygamber’in hayatında gizlenmesi gereken, açıklanamayacak hiçbir hâdise yoktur.
6.      Hz. Peygamber’in hayatı bir bütündür. Onun hayatına dair herhangi bir parçayı bütünden ayırarak üzerine inşa edilen bir tenkit ne kadar temelsizse aynı yöntemle yapılacak bir savunu da o kadar temelsiz olacaktır.
7.      Hz. Muhammed, sadece peygamber olarak değil, bir insan olarak da saygı duyulması gereken bir şahsiyettir. Güya tenkit yapma adına ona karşı kullanılan dilin tahkir boyutunda olması nasıl kabul edilemez ise, böyle bir yaklaşımı ciddiye alıp cevap vermeye çalışmak da aynı şekilde kabul edilemez.
8.      Siyeri doğru yazmaya çalışmak, birilerine cevap tekrarlamaktan daha evlâdır.
9.      Hz. Peygamber’in doğruları ancak doğru bir dil kullanılarak anlatılabilir. Batının herhangi bir dilince Hz. Peygamber’e yöneltilen tenkide Türkçe cevap vermek bir parça “körler sağırlar birbirini ağırlar” durumunu husule getirmektedir.
10.  Hz. Peygamber’in hayatı hakkında konuşmak, savunusuna girişmek ciddi bir iştir. Hamasi ifadelerle, mantıksız, delilsiz tespitlerle, yeni metinler imal ederek veya mevcutları tahrif ederek girişilecek bir savunu, tenkitten çok daha zararlı ve yıpratıcı olacaktır.

Kesinlikle haklısınız!
Ne yani biri peygamberinize sövecek, hakaret edecek siz susacak mısınız?
Hele bu gavursa!
Ben mi?
Cennetinize göz dikmiş bir işgüzarım!
Rahat olunuz lütfen!
Bu arada gavurlardan fırsat bulursanız, bir ara Allah’ın Elçi’sine gurmelik, berberlik, siyasî propaganda yaptıranlara da el atarsınız değil mi?  


0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar