15 Mart 2017 Çarşamba

İslam ve Şehir I

Prof. Dr. Adnan Demircan[1]
İslam’dan önce Araplar arasında şehirleşme yok denecek kadar azdı. İslamiyet’in doğduğu Hicaz bölgesinde Mekke, Medine, Taif gibi birkaç şehrin dışında genellikle bedevi hayat yaşanmaktaydı.
Şüphesiz ortaçağda şehirler, medeniyetin inkişaf ettiği yerler olmuş, köyler ise tarımsal istihsalin sağlandığı yerler olarak kalmıştır. Halife, devlet görevlileri, saray mensupları, vali ve vezirlerin bulunduğu yerlerde zenginlik ve refahın bulunması kaçınılmazdı. Basra, Bağdat, Şam, Fustat, Kahire, Kayravan, Kurtuba, Gırnata gibi şehirlerin gelişmesinde en etkin faktör bu olmuştur.[2]
Kuran-ı Kerimde şehircilik ya da şehirleşme ile ilgili bir ayet bulunmamaktadır. Ancak Hz. Peygamberin hadislerinde ve uygulamalarında şehirciliğe taalluk eden pek çok hususu tespit edebiliyoruz O, işlek yolun genişliği hakkında ihtilaf edilmesi halinde yedi zira yapılmasını söylemiştir.[3] Tespit edebildiğimiz bir diğer hadis, hem çevrenin korunması hem de kişilerin birbirlerinin haklarına saygı duymalarına işaret eden “Kuyunun çevresinin 40 zira olmasına işaret eden hadistir.[4]
Hz. Peygamberin bir hadisi de şöyledir: "Kim yeterinden fazla binayı yüksek tutarsa, kıyamet gününde onu boynunda taşımakla yükümlü kılınacaktır."[5]
Muaz b. Enes'ten nakledilen bir hadis ise şöyledir: "Her kim haksızlık yapmayarak ya da tecavüzde bulunmayarak bir bina yaparsa ve yahut haksızlık yapmayarak ve tecavüzde bulunmayarak bir ağaç dikerse, Rahman'ın yaratıkları, ondan yararlandığı müddetçe bu, onun için kesilmeyen bir ecir olur."[6]
Amr b. Hureys(r)'dan, "Medine'ye geldim, (malımı) kardeşimle paylaştım. Bunun üzerine Said b. Zeyd şöyle dedi: Peygamber (s) şöyle buyurdu: Arazi ve eve yatırılmayan, arazi ve ev parasında bereket (ve hayır) yoktur."[7]
I-III/VII-IX. asırlarda İslam şehirlerinin fiziki yapısı hakkında Doktora tezi hazırlayan Y. Can, şehircilik ile ilgili hadislerin yok denecek kadar az olduğunu söyledikten sonra yukarıda zikrettiğimiz, ihtilaf halinde yolun yedi zira olması hakkındaki hadis ile, sahihliği biraz şüpheli olduğunu söylediği şehirlerde ikamet etme hakkında söylendiği ifade edilen bir hadise rastlayabildiğini belirtmektedir.[8] Onun tespitine göre İslam dini şehircilik konusunda oldukça suskun kalmış, bununla birlikte getirdiği düşünce sistemi ve hayat anlayışı ile şehirlerin fiziki yapısını önemli ölçüde etkilemiştir.[9]
Esasen Resulullah(s) dönemi incelendiğinde şehirciliğe taalluk eden birçok düzenlemenin yapıldığını söylemek mümkün olacaktır. Bu düzenlemelerden birisi, ileride de bahsedeceğimiz gibi, Hz. Peygamberin Medine’ye gidişinden kısa bir süre sonra şehrin sınırlarını haram bölge ilan etmesidir. Ayrıca Medine topraklarının bir kısmı koruma altına alınmış; burada ağaç kesmek ve avlanmak yasaklanmıştır. Hz. Peygamberin bu uygulaması, günümüzde yeni yeni önem kazanan çevrenin korunması ve şehirlerde yeşil alanların koruma altına alınarak artırılması anlayışıyla paralellik arz etmektedir. Resulullah(s)’in ağaç dikilmesini teşvik etmesi de şüphesiz çevrenin yeşillendirilmesine katkıda bulunan bir eylemdir. O, ağaç dikimini teşvik etmek için, “Her kim ağaç dikerse, onun için ağaçtan hâsıl olan ürün miktarınca Allah sevap yazar.”[10], “Elinizde bir fidan varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile, eğer dikecek vaktiniz varsa mutlaka dikiniz.”[11]
Resulullah(s) döneminde el-Gabe fidanlığı Medineliler tarafından mesire yeri olarak kullanılmaktaydı.[12] Hz. Peygamber, “Kim buradan bir ağaç kesecek olursa, onun karşılığı olmak üzere bir ağaç diksin.” buyurmuştur.[13]
Hz. Peygamberin üzerinde durduğu en önemli hususlardan biri de temizliktir. Bunun için durgun suya işenilmemesini ve gusül abdesti alınmamasını tavsiye etmiştir.[14] O, böylece umumun menfaatine kullanılan suların temiz tutulmasını emretmiştir. Hatta kuyunun çevresinin 40 zira’ olması gerektiğini ifade eden hadis, Hz. Peygamberin, toplumun yararına kullanılan kuyuların rahat bir şekilde kullanılabilmesi için düzenleme yaptığını göstermektedir. Ayrıca kuyu sularının temiz tutulmasına yönelik bir tedbir olarak da hayvan ağıllarının 40 zira’dan daha yakına yapılmaması belirtilmiştir.[15] Hz. Peygamber, yolların temiz tutulması için de “Yolların temiz tutulması sadakadır.”[16] buyurmaktadır.
Öte yandan Hz. Peygamber, gittiği birçok yerde mescidler inşa etmiştir. İslam tarihinde mescidin fonksiyonu göz önüne alınırsa, bir mescid inşa etmenin şehircilik için önemi anlaşılır.
Resulullah(s)’İn şehircilik faaliyeti olarak değerlendirilebilecek uygulamalardan birisi de Medine’de kurduğu çarşıdır.[17]
Hz. Peygamberin Medine’ye hicretinden sonra inşa edilen mescid aynı zamanda bir eğitim kurumu olarak kullanılmış,[18] mescidin bir bölümü olan ve Suffe ashabının[19] konakladıkları yer de hem bir eğitim merkezi hem de bir otel yahut misafirhane vazifesi görmüştür. Resulullah’ın mescidinin eğitim kurumu olarak kullanılması, İslam dünyasında camilerin bu amaç doğrultusunda kullanılması geleneğini geliştirmiş ve daha sonraki devirlerde camiler bu alanda önemli merkezler olmuştur.
Daha sonraki dönemlerde mescidlerin yanına medreseler inşa edilerek mescid- medrese ilişkisi tarih boyunca devam ettirilmiştir.[20]
Şehircilik faaliyetlerinden biri de spor müsabakalarının yapılabileceği alanlar tahsis edilmesidir.
Hz. Peygamber(s), arsa üretiminde de bulunmuş ve Medine’de Muhacirlere arsalar dağıtarak ev yapanlara yardımcı olmuştur.[21]
Öte yandan evlerin geniş planlı yapılmasına da işaret edilmiş, “Evin kötülüğü darlığıdır.” buyrulmuştur.[22] Kurtuluşun nasıl olacağını soran Ukbe b. Amir’e Hz. Peygamber, “Diline hâkim ol, evini genişlet, hatalarına da ağla (tövbe et).” cevabını vermiştir.[23] Hz. Peygamberin, “Ya Rabbi! Günahımı affet, evimi genişlet, rızkımı mübarek kıl.” şeklinde dua ettiği de rivayet edilmiştir.[24] Bir başka rivayette Hz. Peygamberin evin darlığının kötülüğüne işaret ettiği nakledilir: “Âdemoğlunun şekaveti üç şeydendir: Kötü hanım, kötü mesken ve kötü binek.”[25] Diğer taraftan tuvaletlerin kıbleye doğru inşa edilmemesine, banyo ve mutfakların muhafazalı yerlere yapılmasına, komşunun mahremini görecek şekilde pencereler konulmamasına, halkı rahatsız edecek kötü kokuların önüne geçilmesine, sadeliğe hiç şüphesiz dikkat olunacaktır.[26] Bunlardan başka evin planına taalluk edebilecek birçok fiili ve kavli sünnet de mevcuttur.[27]
Üzerinde durulan hususlardan birisi de ihtiyaç fazlası evlerin yapılmamasıdır. Hz. Peygamberin, “Kişinin ihtiyacı haricindeki her bina sırtında vebaldir.”[28], “Allah bir kuluna kötülük murad edince malını binaya infak ettirir.”[29] buyurduğu rivayet edilmiştir.
Hz. Peygamberin bina inşa ederken komşunun hakkına tecavüz edilmemesine de işaret ettiği nakledilmiştir: “İnşa edeceğin binanın boyunu komşunun binasından daha yüksek yapma, böylece onun rüzgârına mani olursun. Ayrıca komşunu pencerenden çıkan kokuyla da rahatsız etme, ona da bir miktar gönder.”[30]
Hz. Ömer de Basra ve Kufe şehirlerini kurarken caddelerin genişliği için gerekli tedbirleri almış ve şehrin ana caddelerini 60 zira’, ara caddeleri 20 zira’, sokakları da 7 zira’ genişlikte tutulmuştur. Ayrıca kabileleri birbirinden ayıran sınırların ortasında, ölülerine mezar yapmak, hayvanlarını bağlamak için geniş alanlar bırakmışlar ve evlerini bitiştirmemişlerdir.[31]
Müslümanların çok erken dönemde başlattıkları fetih hareketiyle birlikte şehir kurma faaliyetleri de başladı. Bunu Müslümanların fethedilen şehirlerde, kendilerine yabancı olarak bakacak yerli halkın mukavemetiyle yüz yüze bir azınlık olarak yaşamak istememelerine bağlamak[32] yeterli bir açıklama olmasa gerek. Kaldı ki Müslümanlar, fethettikleri her yerde şehirler kurmuş değillerdi. Bunun için şehirlerin kuruluşunun temelinde bazı askeri ve siyasi mülahazaların göz önüne alınmış olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Müslümanların hızlı bir şekilde şehir kurma faaliyetlerine girişmelerinin altında siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel pek çok sebebin bulunduğu da belirtilmiştir.[33] Fethedilen bölgeyi elde tutmak, oraya hükmetmek, askeri ikmal noktaları tesis etmek, vergi ve ganimetleri toplamak için fethedilen topraklar üzerinde şehirler kurmak gerekmiştir. Hepsinden de önemlisi İslam’ı bir bütün olarak yaşayabilmek, öğrenebilmek ve öğretebilmek içinde belirli iskân yerlerine ihtiyaç duyulmuştur.[34] Hz. Ömer’in, Müslüman fatihleri ayrı şehirlere yerleştirerek fetih ruhunun ölmesine ve ekseriyeti bedevilikten hadariliğe geçiş aşamasında olan Arapların diğer milletlerle karışarak büyük sosyal sorunların doğmasına engel olduğunu görüyoruz. Ayrıca ilk kurulan şehirlerin daha çok askeri kamp olarak düşünülmüş olması, şehir kurma fikrinin temelinde askeri sebeplerin olduğunu da hatırlatmaktadır.
Sonraki dönemlerde görülen, İslam memleketlerinde idareyi ele geçiren her hanedanının kendine yeni bir başkent seçme geleneği,[35] otoritelerini tesis etme yolunda karşılarına çıkabilecek engellerden ve muhaliflerinden gelebilecek zararlardan kurtulma amacına yönelik olmalıdır.



[1] Bu yazı, 1987-1988 öğretim yılında Yüksek Lisans ödevi olarak hazırlanmıştır.
[2] C. Zeydan, İslam Medeniyeti Tarihi, Çev.: Z. Meğamiz, İstanbul 1972, II, 289.
[3] Buhari, Sahih, İstanbul 1401/1981, Mezalim 29; ayrıca bk. Muslim, Sahih. İstanbul 1401/1981, Musakat 144; Tirmizi, Sunen, İstanbul 1401/1981, Ahkâm, 30; İbn Mace, Sunen, İstanbul 1401/1981, Ahkâm 16; Ebu Davud, Sunen, İstanbul 1401/1981, Ahkâm 20; Akdıye 31; Ahmed b. Hanbel, Musned, İstanbul 1402/1982, I, 235, 303, 313, 317; III, 228, 429, 466, 474, 495; V,327.
[4] Ahmed b. Hanbel, II, 494; Darimi, Musned, İstanbul 1401/1981, Buyu’ 8.
[5] Taberani, Mu'cemu'l-Kebir (Rudani, II, 317 [4588]).
[6] Ahmed b. Hanbel; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir (Rudani, II, 317 [4589])
[7] Ahmed b. Hanbel (Rudani, II, 317 [4590])
[8] Y. Can, “H. I-III./ M. VII-IX. Y.Y. İslam Şehri”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Samsun 1992, VI, 112.
[9] Can, s. 112.
[10] Ahmed b. Hanbel, V, 415.
[11] Ebu Davud, Edeb 162.
[12] A. Şafak, “İslam Hukuku Açısından Şehircilik ve Aile Meskeni Problemi”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Erzurum 1982, V, s. 8.
[13] Şafak, s. 8
[14] Buhari, Vudu’ 68; Tirmizi, Tahare 51; İbn Mace, Tahare 25; Ebu Davud, Tahare 49; Nesai, Gusul 29; Ahmed b. Hanbel, II, 241
[15] İbn Mace, Ruhun 22.
[16] Buhari, Mezalim 24; Ebu Davud, Edeb 163.
[17] Bk. Semhudi, II, 747 v.d.
[18] Geniş bilgi için bk. A. Çelebi, İslam’da Eğitim-Öğretim Tarihi, Çev.: A. Yardım, İstanbul 1983, s. 97-98; A. Önkal, Asr-ı Saadet’te Mescidin Fonksiyonu, s. 2 (Daktilo edilmiş nüsha); Z. Kazıcı, Ana Hatları İle İslam Eğitim Tarihi, İstanbul 1983, s. 23-24.
[19] Ashab-ı Suffa hakkında geniş bilgi için bk. M. Baktır, İslam’da İlk Eğitim Müessesesi Suffa Ashabı, İstanbul 1984, s. 47 v.d.
[20] A. Şafak, s. 5.
[21] Şafak, s. 13; İ. Canan, Hz. Peygamber’in Sünnetinde Terbiye, İstanbul 1991,s. 421.
[22] Hâkim, el-Mustedrek, II, 162.
[23] Tirmizi, Zuhd 61.
[24] Ahmed b. Hannbel, IV, 63.
[25] Buhari, Nikâh 18; Muslim, Selam 115.
[26] Şafak, s. 14.
[27] Geniş bilgi için bk. İ. Canan, s. 422 v.d.
[28] Ebu Davud, Edeb 160; Krş. Canan, s. 451.
[29] Buhari, İsti’zan 53.
[30] Heysemi, Mecma’u'z-Zeva’id, VIII, 165.
[31] Maverdi, el-Ahkamu’s-Sultaniyye, Çev. A. Şafak, İstanbul 1976, s. 201.
[32] H. İ. Hasan, Dini, Siyasi, Kültürel, Sosyal İslam Tarihi, Çev.:Heyet, İstanbul 1985-6, VI, 296.
[33] Y. Can, s. 111.
[34] Can, s. 111.
[35] H. İ. Hasan, III, 190.

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar