1 Mart 2017 Çarşamba

Tam Bağımsızlığa Doğru Siyer


Yrd. Doç. Dr. Feyza Betül KÖSE
 Yüksek Öğretim Kurulu’nun 10.02.2017 tarihli kararı ile Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Siyer-i Nebi ve İslam Tarihi Ana Bilim Dalı açıldı. Ülkemizde bir ilk olma özelliğine sahip bu karar, daha önce İslam Tarihi Ana Bilim Dalı bünyesinde bulunan Siyer’i artık İslam Tarihi ile birlikte ve onunla eşit konumda bir bilim dalı haline getirdi.
Doç. Dr. Şaban Öz’ün akademik Siyer çalışmalarında önemli bir hedef olarak belirlediği Siyer Ana Bilim Dalı’nın kurulması, Prof. Dr. Adnan Demircan ile birlikte kendisinin de düzenleyicileri arasında bulunduğu ve ülkemizin dört bir yanındaki İlahiyat fakültelerinden akademisyenlerin katıldığı sivil bir girişim olan Siyer çalıştaylarının ikincisinde gündeme getirilmiş ve burada alınan kararla da Siyer’in bir ana bilim dalı olarak tescili tavsiye edilmişti. Bir sonraki aşamada Doç. Dr. Öz’ün bu kez KSÜ İlahiyat Fakültesinde başlattığı bu süreçte asıl hedef Siyer’in tam bağımsız bir ana bilim dalı olarak fakültelerimizde yerini alması. Bununla birlikte gelinen nokta, bu hedefe ulaşmanın bir adım öncesinde olduğumuzu ortaya koyması bakımından da önem arz etmekte. Aynı zamanda bir emsal oluşturan bu yeni durum ile artık Yüksek Öğretim Kurulu kararına ihtiyaç duyulmaksızın üniversitelerimizin senatolarının oluru ile İlahiyat fakültelerinde Siyer-i Nebi ve İslam Tarihi Ana Bilim Dalı açılması mümkün hale geldi.
Siyer Ana Bilim Dalı açılması hedefinin altında, mevcut durumun Siyer açısından barındırdığı olumsuzluklar ve bağımsız Siyer Ana Bilim Dalı’nın alana sunacağı çeşitli katkılar bulunmaktadır ki bu yazımızda bu hususları ele almaya çalışacağız:
Öncelikle, son on yılda Hz. Peygamber’in hayatına yönelik ilginin gerek sivil gerekse resmî kanallardan teveccühle karşılandığını söyleyebiliriz. Bu ilginin profesyonel bir uzmanlık çerçevesinde ele alınarak doğru yönlendirilmesi hem ehliyetsiz eller tarafından yağmalanmasının önüne geçme hem de halkın doğru bilgiye ulaşmasını sağlama adına son derece önemli. Bu da İlahiyat fakültelerinin bu sürece kayıtsız kalmaması zorunluluğunu doğuran bir unsur olarak karşımıza çıkmakta.
Öte yandan Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ilk ve orta öğretimde seçmeli ders olarak okutulmaya başlanan Hz. Peygamber’in Hayatı dersinin hem müfredat hem de hazırlanan kitaplar açısından maalesef son derece yetersiz olduğunu ve mevcut haliyle beklenilen faydayı teminden uzak olduğunu görmekteyiz. Bu olumsuzlukların giderilebilmesi için alanın akademik ve ilmî düzeyde ele alınması gerekmekte ki eğitim sistemimizin ilerleyen süreçte kaçınılmaz olarak ihtiyaç duyacağı akademik çalışmalara bugünden başlanması lüzumu kendisini giderek daha fazla hissettirmektedir.
Siyer alanında yaşanmakta olan bir diğer olumsuzluk ise şu an için İlahiyat fakültelerinde Siyer derslerinin akademisyenlere dağıtımında, maalesef belli bir uzmanlık/altyapı değil, ders saatinin dengelenmesinin esas alınmakta oluşudur. Bu çerçevede ya alandaki akademisyen eksikliği ya da imkânsızlıklardan dolayı, bütün ilmî birikimini örneğin Osmanlı Tarihi’ne ayırmış bir İslam tarihçisinin pekâlâ Siyer dersine girebildiğini görmekteyiz. Oysaki Siyer, başlı başına bir ilim dalı olduğu gibi, bu dersi icra edenlerin de belli bir altyapıya sahip olmaları açık bir zorunluluktur. Ayrıca bazı fakültelerde Siyer-i Nebi-I ve Siyer-i Nebi-II olmak üzere 4 kredi, bazı fakültelerde de Siyer olmak üzere 2 kredilik ders şeklinde okutulan böyle önemli bir konunun, yetkin ve alanında uzman öğretim elemanları tarafından işlenmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. İşte Siyer’in bir ana bilim dalı olarak teşkilinin akabinde yakın zamanda lisansüstü eğitiminin verilmesiyle birlikte şu an ihtiyaç duyulmakta olan öğretim elemanı sıkıntısı giderilecektir.
 Ülkemizde sivil inisiyatif; Siyer Vakfı, sonpeygamber.info gibi platformlar, Siyer-i Nebi Dergisi, Hadis ve Siyer Araştırmaları, Siyer, Siyer Çocuk, Siyer Araştırmaları Dergisi gibi süreli  yayınlar çıkarmakta, Siyer çalıştayları, Siyer tez toplantıları, Siyer sempozyumları gibi ilmî toplantılar düzenlemekte ve çeşitli organizasyonlara imza atmaktayken İlahiyat Fakültelerinin bu duruma kayıtsız kalması ise ciddi bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. Ancak fakültelerimizin bu alanda etkin olabilmesi için de uzmanlaşmanın ve siyer araştırmalarının ilmî bir tabana oturtulması şarttır.
Bunun yanında üzerinde durmamız gereken bir başka konu da Siyer alanının iyi niyet taşımayan bazı gruplarca adeta talan edilmekte oluşudur. Zira halkın herhangi bir alanda artan ilgisi hemen çeşitli çıkar gruplarının iştahının kabarmasına yol açmaktadır ki bu durum Siyer için de geçerlidir. Farklı bir şey söylemek arzusuyla Siyer’e dair usûlsüz, muvazenesiz, hiçbir ilmî kritere bağlı kalmadan yazılan kitapların Hz. Peygamber’in modelliğini topluma aktarmaktan çok uzak olduğu, üstelik akademik unvanların arkasına saklanmış bu tür çabaların İlahiyat Fakültelerinin mevcut konumunu da zedelediğini belirtmek durumundayız. İlmî açıdan oldukça sorunlu olan bu çalışmaların her geçen gün daha fazla tahribata neden olduğunu görmekteyiz. Bu menfi durum, akademik siyer çalışmalarına belli bir ciddiyet kazandırılması açısından da Siyer Akademiasının oluşturulması ve böylelikle “çekirdekten yetişen” Siyercilerin kürsülerde bulunmasını zorunlu hale getirmektedir.
Siyer’in bağımsız olmayışından kaynaklanan menfi durumların bir başkası da bu alanda yapılan araştırmalarda görülmektedir. Zira tıpkı Hadis ilminin cerh ve tadîl kurallarıyla Siyer metinlerinin ele alınmasında karşılaşılan sıkıntılarda; Zührî veya İbn İshâk gibi siyer ulemasının ehl-i kitaptan rivayet etmelerinin cerh sebebi olarak sunulmasında olduğu gibi İslâmî ilimler perspektifinden baktığımızda klasik İslam Tarihi veya Hadis usûlünün Siyer araştırmalarında yetersiz kaldığını görmekteyiz. Bunun için de Siyer Kaynakları, Siyer Usûlü, Siyer Sözlüğü gibi çalışmalara ek olarak; Cahiliye Dönemi ve Hz. Peygamber’in hayatının ilmî bir titizlikle ele alınıp değerlendirilerek topluma ve ilim dünyasına sağlıklı bilgi akışının sağlanması zorunluluk arz etmektedir. Mevcut durumda ise bu çalışmaların yeterince ve arzulanan nitelikte olmadığını söylemeliyiz.
Hz. Peygamber’in hayatını türlü yönlerden konu edinen Siyer’in kapsamının İslam tarihinin diğer konularından oldukça farklı olduğu müsellemdir. Bununla birlikte İslam Tarihi Ana Bilim Dalı neredeyse Adem (as)’dan bugüne kadarki bütün toplumları, devletleri, coğrafyayı çalışma alanı olarak belirlemiş durumdadır. Bu kadar geniş bir konu yelpazesinde Siyer, ancak “konular arasında bir konu/alanlardan bir alan” olarak değerlendirilmektedir. Fakat takdir edilecektir ki, Hz. Peygamber’in hayatı sıradan bir biyografiden çok daha öte bir anlam taşımaktadır. Bu nedenle Hadis, Tefsir, Fıkıh gibi diğer disiplinlere doğru bilgi aktarımı için Siyer’in İslâm Tarihi Ana Bilim dalından bağımsız olarak değerlendirilmesi son derece hayati önemi haizdir.
Diğer yandan malum olduğu üzere İslâm inancı ve özellikle Hz. Peygamber’in hayatını istismar ederek güç devşiren FETÖ/PDY ve benzeri terör örgütlerinin bu tür istismarlarının önüne geçebilmek için Siyer araştırmalarının profesyonelleştirilmesi şarttır ve Siyer’in ana bilim dalı haline getirilmesi bu ihtiyacı karşılamaya yönelik önemli bir adım olacaktır.
Mevcut durumun olumsuzluklarını ve Siyer’in ana bilim dalı haline gelmesinin alana sağlayacağı katkıları aktarmaya çalıştık. Kuşkusuz bunlara başka hususlar da eklenebilir. Temennimiz ve gayretimiz bir bilim dalı olarak, ismi İslam Tarihi ile yan yana gelen Siyer’in, bir sonraki aşamada tam bağımsızlığını kazanarak bir ana bilim dalı haline gelmesine yöneliktir ve elde edilen bu yeni kazanım Siyer Ana Bilim Dalı’nın teşkili konusunda ümit ve çabalarımızı artırmaktadır.       

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar