28 Mayıs 2017 Pazar

İlimden Sanata Bir Medeniyet Şehri Olarak Mardin -Taşın Estetiğe Dönüşmesi-

Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya

 Kudüs, Venedik ve Mardin, insanlığın üç kadîm şehri olarak bilinmektedir. İslâm medeniyetin önemli bir parçası, bir İslâm şehri Mardin, sadece Müslümanlara mekânlık yapmış bir coğrafya değildir.
Asur, Sümer, Pers, Roma ve Bizans dönemlerinde de bir uygarlık merkezidir. Dolayısıyla farklı din ve inançların temsilcilerinin yüzyıllardır beraber yaşadığı bir şehirdir. Bu kapsamda cami, kilise, manastır, türbe, kümbet, kale ve medreseler, medeniyet göstergesi olarak varlıklarını korumuşlardır.

            Medeniyetleri birbirine bağlayan tarihi İpek Yolu’nun kavşağındaki Mardin, Artuklu döneminde taşın estetiğe dönüşmüş şekliyle inşa edilmiş Ulu Cami’siyle görkemini korumaktadır. Yine dördüncü yüzyılda yapımı kesme taştan inşa edilmiş Deyrulumur Manastırı gözde mekân olarak çağlara meydan okumaktadır.
İslâm medeniyetinin tevhidi özelliği kapsamında bakıldığında, Mardin’de taş işlemeciliğinin benzer örnekleri, Sivas Divriği Ulucami’sinde görüldüğü gibi, Endülüs Kurtuba Ulu Camisi’nde ve Hindistan’daki Taç Mahal’de de varlık bulmuştur.
Mardin’deki mimari zenginliği, sanatın bir diğer sahası müzikte de görmek mümkündür. Reyhanî denilen oyun/ritüel/ayin, enstürümantal müziğiyle, mekân ve coğrafyaları aşan mistik bir hakikat arayışını çağrıştırmaktadır.
Endülüs, Arap, Türk(men), Fars ve Azerî esintilerini/melodilerini hatırlatan reyhanî oyun ve raksının müziği, içinde ironileri barındıran (zıtları birleştiren) bir sanatın varlığını akla getirmektedir. Dinleyenin kulaklarında, acı ve sevinç, hüzün ve mutluluk, mütevazılık ve coşkunluk… eşzamanlı olarak karşılık bulmaktadır.
Mistik bir ayinin içindeymişçesine, sizi müziğin ve oyunun içine çeken reyhanî, kendisini bıktırmadan sürekli dinletmeyi başaran cezbedici bir ruh salgılamaktadır/üflemektedir.
            Estetik taş sanatı ve reyhani müziğiyle sınırlı olmayan Mardin, çevresiyle altın ve gümüş işleme sanatına mekânlık yapmaktadır. Nitekim altın gümüş işçiliğinin âdeta zirvesi olan telkâri sanatıyla bilinen Midyat, uygarlık tarihinin önemli bir eseri olarak Nusaybin’de bulunan Gınnavas Höyüğünü selamlamaktadır.
Sokakları ve caddeleriyle Midyat, taştan yapılmış evleriyle insanı hanelerin içine çekmeye çalışmaktadır. Midyat’ın içinde dolaşırken, adeta Kudüs’ün sokaklarında “Şarkın Sultanı” Selahaddin-i Eyyubî’yle beraber, İslâm’ın kudret ve ruhu hissedilmektedir. Bozulmadan gelen ve insana dinginlik veren taş binalar, sükûnetin derinliğini yaşatmaktadır.
            Medeniyetler şehri Mardin, İbrahimî dinler için birlikte yaşamanın yüzyıllarca var olduğu yerkürenin nadide coğrafyalarından birisidir. Örneğin, beşinci yüzyılda hayat bulmuş Süryaniler için hala önemli bir inanç merkezi olarak Kadim Süryani Kilisesi Deyrulzafaran, İslâm Medeniyetinde de Hristiyanlığın mensuplarına hizmet vermeye devam etmektedir.
            Yine Süryaniler tarafından kurulan bir hikmet ve felsefe merkezi olan Nusaybin Okulu, Mısır’daki İskenderiye Okulu’nun takipçisi olarak Süryaniler tarafından bir eğitim müessesesi haline getirilmiştir.
            Bugün, taş işçiliği ve altın-gümüş işlemeciliği telkâri sanatı gibi estetik ve güzelliği sergileyen yüksek ve nitelikli sanatlar, zamana direnmektedirler. Hâsılı,  Roma uygarlığından kalan su kanalları, çeşmeler, bentler ve değirmenler; Artuklular döneminin şaheserleri, Zinciriye ve Kasımiye Medreseleri İslâm medeniyetinin hazineleri olarak Müslüman dünyadaki türdeşleriyle birlikte bugün varlıklarını sürdürmektedirler.
Bununla birlikte çağlara karşı zırhlı bir cengâver gibi meydan okuyan Ulu Cami, uygarlıkların kurulduğu coğrafya olan Mezopotamya’ya hükmeden haliyle dingin bir münzevi gibi, vâkur ve ihtişamlı duruşunu korumaktadır.
            Diğer taraftan Hz. Peygamber’in (s) torunlarından Zeynel Abidin ve onun kız kardeşi Zeyneb’in türbeleri, Şiî ve Sünnî dünyanın kutsal mekânları olarak vahdeti gerçekleştirecek ziyaretçilerini beklemektedirler.

            Dikkat çekici bir şekilde Ortadoğu’nun önemli kadim şehirlerinden birisi olarak Mardin, bir medeniyet merkezi gibi hâlâ insanlığa hoşgörü ve bir arada yaşamanın formülünü sunmaya devam etmektedir. Dolayısıyla Mardin; din, dil, ırk, renk, etnik köken, kültür ve inanç farklılıklarını bir zenginlik içerisinde yaşatmaktadır. Türkler, Araplar, Kürtler, Çerkezler, Türkmenler, Süryaniler, Yezidîler ve Ermeniler, birbirlerine saygı çerçevesinde dünya üzerindeki çoğulculuğun güzide örneğini, asırlardır insanlığa göstermektedirler.

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar